Sayfa 1/7 123456 ... Son
  1. #1
    ÜstaD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman
    Durumu
    Çevrimdışı

    Üyelik tarihi
    Mar 2015
    Mesajlar
    1.062
    Tecrübe Puanı
    22
    Rep Derecesi: **

    Arrow Sivas Çevresi Eski Tarihi ve Ulaşım Yolları

    Doç.Dr. A. Tuba ÖKSE Makalesi Alıntısıdır, önemli bilgiler arz etmektedir.

    1. Giriş
    Kervan yolları binyıllar boyunca toplumlar arasındaki ilişkileri sağlayan
    bağlantılar olmuştur. Bu yolları ticaret kervanları ve ordular kullanmış,insanlar bu yollar üzerinden başka ülkelere yürüyerek ya da binek ve yük
    hayvanları kullanarak ulaşmışlardır. Eski yollar, aşılan bölgenin coğrafi
    koşullarının olanak verdiği güzergahları ve doğal geçitleri izlemiştir. Hayvanların
    çektiği tekerlekli arabaların kullanıldığı dönemlerde arazinin
    düzgün olduğu kesimler yol güzergahı olarak tercih edilmiş, güzergahın
    bu tür arabalara uygun olmayan bölümleri insan gücü ile düzeltilmiş ve
    prülerle geçilmesi kolay hale getirilmiştir.

    Bir bölgeden geçen eski kervan
    yollarının belirlenmesi, özellikle yolların taş gibi kalıcı kaplama
    maddeleri ile döşenmemiş olduğu durumlarda güçtür. Anadolu’da halen
    kullanılan eski köy yolları ile geçen yüzyıllarda inşa edilmiş demiryollarının
    büyük bölümü topoğrafik yapı değiştirilmeden yapıldığından,
    çoğunlukla eski yol güzergahlarını izlemektedirler.

    Doğal yollar ve geçitler üzerinde yer alan eski yerleşim birimlerine ait
    kalıntılar, bu yolların hangi çağlarda kullanılmış olabileceklerinin anlaşılmasında
    anahtar rolü taşırlar. Eski yerleşim birimleri yüzeyinden toplanan
    buluntular arasında bölgeye yabancı kültürlerin malzemelerine rastlanması,
    bir yolun ticari amaçlı kullanılmış olabileceğini gösterir. Yerleşim
    birimlerinin stratejik mevkilerde yer almaları ve surlu olmaları ya da birbirini
    izleyen kalelerin yolun tamamını görecek biçimde yerleştirilmiş olmaları,
    yolun bir tür kaleler dizisiyle korunduğunu gösterir.

    Bir doğal yol güzergahında yerleşim birimlerinin yoldan kolay ulaşılabilecek
    mevkilerde yer almaları ve aralarında bir günlük mesafe bulunması,
    bu yolu kullanan kervanların buralarda konaklayabildiklerini düşündürür.

    Yük taşıyan bir insanın yürüyerek bir günde ortalama 20 km’lik bir
    mesafeyi kat edebileceği ve bu mesafenin at sırtında ya da atların çektiği
    arabalarla ortalama iki katı olabileceği temel alındığında, aynı döneme
    ait konaklama yerlerinin aralarında en fazla 40-50 km mesafe bulunması
    gerekir. İki merkez arasında aşılması güç dağlar bulunduğu taktirde, her
    iki merkezin en yakın doğal geçide uzaklığı hesaplanırken, engebeli arazide
    bir günde aşılabilecek mesafe göz önünde tutulmalıdır.

    İki merkez arasında geniş bir nehir yatağının bulunması durumunda nehrin bir yayanın ya da atlının geçmesine olanak tanıdığı noktaların en yakın merkeze
    olan uzaklığı ölçülerek eski yol güzergahı tahmin edilebilir. Mesafenin
    gereğinden uzun olduğu durumlarda kervanın açık alanda konaklaması
    gerekeceğinden, yol üzerinde konaklamaya uygun koşullar sunan korunaklı
    bir alanın bulunabileceği göz önüne alınmalıdır.

    2. Bölgenin Coğrafi Yapısı
    Sivas il sınırları içerisine giren bölge, Orta Anadolu yaylası ile
    dağlık Doğu Anadolu arasında bir coğrafi geçiş bölgesidir ve oldukça
    engebeli bir topoğrafik yapıya sahiptir. Kulmaç-Tecer dağ silsilesi
    coğrafi olarak Kızılırmak ve Fırat havzalarını birbirinden ayırır.
    Kızılırmak, bölgenin kuzeydoğusundaki Kızıldağ’dan doğan derelerle
    batı-güneybatıya doğru dar bir vadi içinden akar. Vadi kuzeyden ve
    güneyden 2500-3000 m yükseklikte dağ sıralarıyla çevrelenmiştir. Yukarı
    Kızılırmak havzasını kuzeyden Tekeli Dağı, Dumanlı Dağ, Yıldız Dağı,
    Çamlıbel Dağı ve Akdağlar, güneyden Beydağ, Karababa Dağı, Gürlevik
    Dağı, Tecer Dağı, Kulmaç Dağları, Sekidede Dağı ve Hınzır Dağı çevreler.
    Kızılırmak havzasının kuzeyden sınırlayan dağlar, Doğu Karadeniz
    dağlık kesimi ve Kelkit havzasını bakır, gümüş, kurşun ve çinko yataklarının
    güney uzantılarıdır ve buralardaki bazı maden yatakları MÖ. 3. binden
    itibaren kullanılmıştır (De Jesus 1980: 253-254, 275; Kaptan 1995:
    191-195). Kızılırmak havzasını güneyden sınırlayan dağlar da Divriği-
    Kangal-Gürün demir yataklarının kuzey uzantılarıdır.

    Bu dağlardan doğan dereler Kızılırmak vadisine ulaşmak için platoları
    yararak küçük ovalar ve doğal geçitler meydana getirmişlerdir. Akdağlar
    ile Çamlıbel dağları arasından akan Yıldızeli ırmağının oluşturduğu ova,
    Kalınırmak ile Yıldız Dağından doğan Yıldızırmak ve kollarının oluşturduğu
    Yıldız Ovasına bağlanır. Sivas kentinin yer aldığı dar ovayı Kızılırmak
    ile Nısmılırmak’ın kolları besler.

    Vadinin doğu kesimindeki Hafik ve Zara ovaları da Kızılırmak’ı besleyen küçük dereler ve karstik göllere sahiptir.

    Kızılırmak vadisinin güney kenarındaki İncebel Dağları Kızılırmak’ın
    kolları ile bölünmüştür. Bunlardan batıdaki Acısu Sekidede Dağı’ndan
    doğan derelerden, Üçgülüç Deresi Kulmaç Dağları ve
    Altınyayla’dan doğan derelerden oluşmuştur. Bu kesim ile Tecer ve
    Gürlevik dağlarının oluşturduğu silsileyi birbirinden ayıran Tecerırmak
    vadisi ise Tecer ve Kulmaç Dağlarından doğan derelerle birleşerek Ulaş
    ovasını suladıktan sonra dar bir kanyon, vadiden (Taşlıdere) geçerek
    Sivas kenti yakınlarında Kızılırmak’a kavuşur. Kayseri ile Sivas arasındaki
    dar ovalar dizisi yer alır. Bunlar Kızılırmak vadisinin güneyindeki ovalar
    ile İncebel ve Kulmaç dağları arasında yer alan Gemerek, Şarkışla ve
    Hanlı ovalarıdır.

    Kulmaç, Tecer ve Gürlevik dağlarının oluşturduğu silsilenin güney yamaçlarından
    doğan dereler, Akdeniz ve Basra Körfezine akan büyük
    nehirleri besler. Sekidede ve Kulmaç dağlarından doğan dereler Uzunyayla’yı geçtikten sonra Seyhan Nehrinin önemli kollarından Zamantı (Yenice) Irmağına birleşir. Kulmaç Dağlarından doğan çeşitli pınarların oluşturduğu Balıklıtohma Deresi, güneyde Gürün Ovasını sulayan Tohmaçay’a, Eskiköprü Çayı Kuruçay’a birleşerek, Yılanlıdağ’dan doğan Kavak ve Kangal çaylarının beslediği Çaltı Çayı da Karasu ile birleşerek Fırat Nehrine karışır.

    kıraçlı (22.03.15), MendereS (23.03.15) Bunu beğendi

  2. #2
    ÜstaD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman
    Durumu
    Çevrimdışı

    Üyelik tarihi
    Mar 2015
    Mesajlar
    1.062
    Tecrübe Puanı
    22
    Rep Derecesi: **

    Arrow Devamı

    3. Bölgenin Tarihi Gelişimi
    Sivas il sınırları içerisinde kalan bölgenin Eskiçağ tarihi, yakın zamana
    kadar, 1930’lu yıllardan beri çeşitli bilim adamlarının ana yol güzergahlarında
    yaptığı bilimsel geziler, yüzey araştırmaları ve sondaj niteliğindeki
    küçük çaplı kazıların verdiği bilgilere dayanmaktaydı. Bölgede 1992-
    2000 yılları arasında yaptığımız yüzey araştırmaları, burada Kalkolitik
    Çağdan itibaren yoğun bir yerleşim dokusunun varlığını ortaya çıkartmıştır.
    Kalkolitik Çağda Kulmaç-Tecer dağ silsilesinin kuzeyinde Orta Anadolu
    Kalkolitik Çağ kültürlerinin, bu silsilenin güneyinde ise Güneydoğu
    Anadolu ve Kuzey Suriye kültürünün egemen olduğunu ortaya çıkartmıştır
    (Ökse 2003a). Güney kesimde bulunan Obeid Çağı boyalı kaplarına
    ait parçaların bu dağ silsilesinin kuzeyinde görülmemesi, Yukarı Kızılırmak
    ve Yukarı Fırat havzalarında yaşayan insanların birbirleriyle ticari
    ilişki kurmadıklarını göstermektedir.

    Orta Anadolu ile Yukarı Fırat havzası arasında bağlantı sağlayan, Kulmaç
    ve Tecer dağ silsilesinin geçit verdiği doğal yolların kullanıldığına ilişkin
    en eski kanıt, Orta Anadolu kökenli Intermediate boyalılar (Orthmann
    1963: 21-22) ve Malatya Ovasında üretilen boyalı kap parçalarıdır. Bu
    seramiklerin ele geçtiği merkezlerin konumu, bu doğal yolların MÖ. 3.
    binin ortalarından itibaren ticari amaçlı olarak kullanıldıklarına işaret
    etmektedir. Bu merkezler arasında büyük mesafeler bulunmakla
    birlikte, ithal kaplara ait parçalar yerleşim birimlerinde az sayıda bulunduklarından, bunlar her merkezde yüzeye çıkmamış olmalıdırlar. Doğal yolların bu dönemde kullanılmaya başlaması, MÖ. 2400’lerde Önasya
    ticaretini yönlendiren Ebla Krallığı ile Kayseri’deki Kültepe (Kaneša) arasındaki
    ticaret (Pettinato 1981: 106, 226; Kontani 1995) ile ilişkili görünmektedir.
    MÖ. 2. bin başlarında Eski Assur krallığının kontrolüne geçen Anadolu-
    Suriye ticaret ağının Anadolu’daki merkezi Kayseri yakınlarındaki
    Kültepe-Kaneš’dir (Özgüç 1972; Mellaart 1982; Nashef 1987; Oguchi
    1999; Marro 2004). Çeşitli bilim adamlarının Sivas il sınırları içerisine
    giren bölge için önerdikleri ticaret yollarının varlığı, bölgede yaptığımız yüzey araştırmaları ile doğrulanmıştır (Ökse 2003b). Bu yolların üzerindeki
    merkezlerin birbirine olan yakınlığı, kervanların geceleri konaklayabilecekleri
    yerleşim birimlerinin oldukça yoğun olduklarını göstermiştir.
    Bu yoğun ticaret ağının bölgenin zengin gümüş ve kurşun yatakları ile de
    ilgili olabileceği ve büyük boyutlu merkezlerin yazılı kaynaklarda geçen
    karum ve wabartumlara aday olabileceği düşünülmektedir.
    Hitit İmparatorluk Çağında genellikle plato kenarlarında yer alan yerleşim
    birimleri arasında 20-35 km arasında değişen mesafeler bulunmaktadır
    (Ökse 2000; 2001).

    Genellikle doğal yol güzergahları üzerinde bulunan
    surlu merkezlerin aralarında bir günlük yol mesafesinin bulunması,
    Hitit Çağında kervanların ve ordunun (Faist 2001: 57-63) yol üzerinde
    konaklayabilecekleri yerleşim birimlerinin varlığına işaret etmektedir.
    Yolun Divriği-Gürün demir yataklarına olan yakınlığı, Hitit demircilerinin
    Kizzuwatna ülkesinde demir ergitmeleri (Muhly ve diğ. 1985) ile ilişkili
    görünmektedir. Hitit yol güzergahlarının Sivas il sınırları içerisine giren
    kesimi için çeşitli bilim adamlarınca yapılan öneriler (Garstang 1943;
    Cornelius 1955; Forlanini 1992), yüzey araştırmaları ile kısmen doğrulanmıştır.
    MÖ. 9.-5. yüzyıllara tarihlenen merkezlerde üretilen boyalı kap parçalarının
    Kulmaç-Tecer Dağ silsilesi güneyinde sadece ithal birkaç parça ile
    temsil edilmeleri (Ökse 1999), MÖ. 9. yüzyılda Assur kralı III.
    Salmanasar'ın Anadolu devletlerine karşı savaşması ve 8. yüzyıl sonlarına
    doğru Anadolu devletlerinin II. Sargon’a karşı koalisyon kurmaları, bu
    yolların Demirçağda kullanılmış olabileceklerini düşündürmektedir.
    Demirçağda Batı Anadolu’yu doğuya, Orta Anadolu’yu güneye bağlayan
    yol güzergahlarının Sivas’tan geçtiği önerilmiştir (Birmingham 1961).
    Pers döneminde Sardes’den başlayan “Kral Yolu”, Kayseri-Sivas güzergahından
    geçip güneye dönerek Melitene (Malatya) üzerinden Susa’ya
    yönelmiştir (Edens 2003: 130-131).

    Hellenistik ve Roma dönemlerine tarihlenen merkezlerin gösterdiği dağılım
    ve bazı kesimlerde yolun birbirini gören sık kaleler zinciriyle korunması,
    bu güzergahların kullanılmaya devam ettiğini göstermiştir. Bu
    dönemlere ait kervan yollarının bölgeden geçtiği bilinmektedir (Gill 2003:
    102-103). Roma ve Bizans yolları da aynı güzergahtan geçmiştir (Hild
    1977: Harita 5.8.9.13). Bölgenin Selçuklu döneminde (13. yüzyıl) parlak
    bir ticaret merkezi olduğu, yollar üzerindeki köprü, kale ve han kalıntılarından
    anlaşılmaktadır (Erdmann 1961; İlter, İ. 1969; İlter, F. 1978: 27;
    Ünal 1978) (Şekil 4). Bu dönemde batıyı doğuya bağlayan “İpek Yolu”
    bu güzergahtan geçmekteydi. Yeni keşiflerden sonra bu ticaretin okyanuslar
    üzerinden yapılmaya başlaması nedeniyle bölge, önemini yitirmiştir
    (Acun 2003). Osmanlı döneminde (16. yüzyıl) Tokat-Sivas-
    Malatya güzergahından “Anadolu Orta Yolu” (Sefer Yolu) geçmiş
    (Täschner 1924; 1926; Acun 1994; Müderrisoğlu 1995) ve güzergah
    üzerine hanlar inşa edilmiştir (Erdmann 1961; İlter 1978: 27; Acun
    1994). 19. yüzyılda onarılan ve genişletilen karayolu ağı ile doğal güzergahlara
    inşa edilen demiryolu, halen ulaşımı sağlamaktadır.

    4. Doğal Yol Güzergahları
    Araştırılan bölgede halen kullanılan kara ve demiryollarının geçtiği beş
    ana yol güzergahı bulunmaktadır. Orta Anadolu’yu Doğu Anadolu’ya
    bağlayan iki yol, doğu-batı yönünde uzanır. Bunlardan birisi Orta Anadolu’nun
    kuzey kesimini, diğeri güney kesimini Sivas’a bağlar ve burada
    birleşerek Doğu Anadolu’ya yönelir. Orta Anadolu’yu Yukarı Fırat havzasına
    bağlayan iki yol, kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanır. Bunlardan
    batıdaki Yıldızeli, Şarkışla ve Altınyayla üzerinden, doğudaki ise
    Sivas, Ulaş, Kangal ve Alacahan üzerinden Malatya’ya ulaşır.

    Tokat-Sivas Güzergahı
    Çekerek’e güneyden kavuşan vadiler ile Kızılırmak’a kuzeyden kavuşan
    Yıldızeli vadisi, bu iki dağ silsilesi arasından geçen bir doğal yol oluşturur.
    Bu güzergah Orta Anadolu’nun kuzeyini Yukarı Kızılırmak Havzasına
    bağlar. Intermediate boyalılarının Yıldız Ovasında ve Tavra Boğazında
    ele geçmesi, bu güzergahın Erken Tunç Çağında da kullanıldığını göstermektedir.

    Yıldızeli ve Yıldız ovalarındaki küçük boyutlu merkezlerin bu
    güzergahda yer almaları ve Kalkankaya’da büyük boyutlu bir yerleşimin
    varlığı, bu yolun Assur Ticaret Kolonileri Çağında kullanıldığına işaret
    etmektedir. Yıldızeli ovasına hakim konumdaki Gerdekkaya, Yıldız ovasına
    hakim Kalkankaya ile Kızılırmak’ın kuzey kıyısındaki Kayalıpınar
    Harabesi, bu güzergahın Hitit İmparatorluk Çağında önemli bir yol olduğuna
    işaret etmektedir. Kalkankaya ile Kayalıpınar Harabesinin büyük
    boyutlu merkezler oluşları ve Kayalıpınar yakınında Kızılırmak’tan atlıların
    geçebilmesi, bu yolun Hititlerce önemsendiğini göstermektedir.
    Erken Demirçağda üretilen el yapımı, boyalı kaplara ait parçaların Yıldızeli
    ve Kalınırmak vadilerine bakan plato yamaçlarında birbirine yakın
    mesafelerde bulunan altı merkezde ele geçmesi, bu güzergahın Hitit İmparatorluğunun yıkılışından sonra da kullanılmaya devam ettiğini göstermektedir.

    MÖ. 9.-5. yüzyıllara tarihlenen boyalı seramiklerin yoğun
    olarak ele geçtiği Çekerek-Yıldızeli-Kalınırmak havzalarındaki merkezler,
    bu güzergahın kullanıldığını göstermektedir.
    Hellenistik ve Roma dönemlerine tarihlenen merkezlerin gösterdiği dağılım,
    bu güzergahın yoğun olarak kullanıldığını göstermiştir. Bizans Döneminde
    de Orta Anadolu’yu Sebastia’ya (Sivas) bağlayan yol,
    Bathyrryax (Yıldızeli) üzerinden geçmekteydi. Osmanlı döneminde Tokat
    ve Sungurlu’dan gelen yol Yıldızeli’ne 18. yüzyılda yapılan Yeni
    Han’dan geçerek Kızılırmak vadisine ulaşmaktaydı. Yol, Yıldızırmak üzerindeki,
    temelleri Roma döneminden kalma, Selçuklu döneminde tekrar
    inşa edilmiş bir köprüden geçer. Köprünün yanındaki Saray Han, l8.
    yüzyıla aittir. Bu güzergahtan halen Yozgat-Sivas karayolu ile Samsun-
    Sivas demiryolu geçmektedir. Sivas’ın 15 km kuzeydoğusunda, Tavra
    Suyu kenarında yer alan Paşa Han ile Yıldızırmak kenarındaki Porsuk
    Han, Sivas’ı kuzeye bağlayan ikinci bir kervan yoluna aittir.
    kıraçlı (22.03.15) Bunu beğendi

  3. #3
    ÜstaD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman
    Durumu
    Çevrimdışı

    Üyelik tarihi
    Mar 2015
    Mesajlar
    1.062
    Tecrübe Puanı
    22
    Rep Derecesi: **

    Devamı

    Kayseri-Sivas-Erzincan Güzergahı
    Kızılırmak vadisini güneyden sınırlayan İncebel Dağları’nın güneyindeki
    Gemerek-Şarkışla-Hanlı ovaları, Kayseri-Sivas kara ve demiryolu güzergahının
    geçtiği doğal bir yol oluşturur. Bu güzergah Orta Anadolu’nun
    güneyini Yukarı Kızılırmak havzasına bağlar. Bu kesimde Intermediate
    boyalıları Gemerek Ovası’nda, saptanmıştır. Assur Ticaret Kolonileri Çağında
    bu yolun Gemerek Ovasından Zara’ya kadar uzandığı anlaşılmaktadır.
    Orta boyutlu Hitit İmparatorluk Çağı merkezleri arasında yer alan
    Kızılcakışla Kalesi ile Sur Tepesinin ve Sivas Kalesi’nin konumlarına göre
    bu güzergah, Hitit Çağında da kullanılmıştır. Güzergahın doğu kesiminde
    Hitit merkezlerine rastlanmaması, Sivas’ın Hitit İmparatorluğu’nun doğu
    sınırında yer aldığını göstermektedir.

    Erken Demirçağda üretilen el yapımı, boyalı kaplara ait parçaların Kızılırmak
    vadisi boyunca Gemerek'ten Zara'ya kadar uzanan bölgede ele
    geçmesi ve MÖ. 9.-5. yüzyıllara tarihlenen boyalı seramiklerin Çekerek-
    Yıldızeli-Kalınırmak havzalarında yoğun olarak bulunması, bu güzergahın
    Hitit İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra da kullanılmaya devam ettiğini
    göstermektedir. Kral yolunun da geçtiği bu güzergahın Hellenistik ve
    Roma dönemlerinde yoğun olarak kullanılmaya devam ettiği anlaşılmıştır.
    Bizans döneminde de Kaisareia’dan (Kayseri) Sebastia’ya (Sivas)
    giden yol, Malandara (Şarkışla) üzerinden geçmektedir.

    Kayseri’den Kelkit vadisine giden Osmanlı yolu da Kayseri yönünden
    gelerek İncebel Dağları’nın güneyinde Gemerek Ovası’nda Lisanlı Köyü
    yakınındaki Hanyeri mevkinden geçmektedir. Hanyeri mevkiinde 120 x
    80 m boyutlardaki han kalıntısına ait temeller ile bunların batısında taş
    döşeli bir yol yüzeyden görülebilmektedir. Yıkıntılarından Osmanlı
    dönemine ait seramik parçaları toplanan bu yapının bir han olduğu
    düşünülmektedir. Yol buradan 16. yüzyılda Kızılırmak üzerine kurulan
    Şahruh köprüsü ile Akdağ çevresine bağlanıyordu. Köprü yakınında
    küçük bir Osmanlı hanına ait kalıntılar bulunmaktadır. Yolun doğuya
    devamında Acısu üzerinde Şarkışla’daki Gedik Han, günümüze kalmamıştır.
    Üçgülüç Vadisi geçildikten sonra yolun kuzeydoğuya yöneldiği
    kesimde Tatlıcak Köyü yakınına 18. yüzyılda inşa edilmiş Latif Han yer
    alır. Yol 19. yüzyılın ikinci yarısında Kızılırmak üzerine inşa edilen Kesik
    prü üzerinden Sivas’a ulaşır. Sivas kenti içinde 16. yüzyıl Behram
    Paşa Hanı ve Geç Osmanlı döneminde inşa edilen Taşhan gibi yapılar,
    kentin önemine işaret etmektedir. Buradan Zara’ya giden yol güzergahı
    Kızılırmak üzerine 16. yüzyılda inşa edilen Eğri Köprü ve Boğaz Köprüsü
    ile Acısu üzerine Geç Osmanlı döneminde inşa edilen köprü geçilerek
    ulaşılır. Orta Anadolu’yu Sivas üzerinden Doğu Anadolu’ya bağlayan
    modern karayolu da Kızılırmak vadisini doğuya doğru izleyerek Hafik ve
    Zara ovalarından geçer ve Kızıldağ geçidini aşarak Erzincan’a yönelir.

    Tokat-Şarkışla-Malatya Güzergahı
    Kızılırmak’ın önemli kollarından Yıldız Nehri’nin oluşturduğu ova ile
    Akdağ arasındaki platolar arasından geçen dağ yolu Çekerek Ovasını
    Yukarı Kızılırmak vadisine bağlar. Bu kesimde Kızılırmak’ın yaya ve atlı
    geçişine izin verdiği noktalar vardır. İncebel Dağı’nı aşan Sulakdere geçidi
    üzerinden Şarkışla Ovasına ulaşan yol, Acısu vadisi ve plato üzerinden
    Altınyayla’ya ulaşır. Yol buradan Kulmaç Dağları’nın geçit verdiği
    Cücükşar tepesini aşarak güneye iner ve Balıklıtohma vadisi üzerinden
    Tohmaçay vadisine ve Malatya Ovası’na ulaşır. Bu güzergah Orta Anadolu’yu
    Yukarı Fırat havzasına bağlayan ana yoldur.

    Bu güzergahta MÖ. 3. bine tarihlenen Intermediate boyalıları sadece
    Kızılırmak’ın kuzey kıyısındaki Kayalıpınar Harabesi ve Altınyayla’nın
    doğusundaki Kayanın Ucu mevkii’nde ele geçmiştir. Aralarında çok mesafe
    olan bu iki merkezin arasındaki güzergahta başka parçaya rastlanamamış
    olmasına karşın, bu yolun MÖ. 3. binden beri kullanıldığı düşünülmektedir.
    Yıldızeli ile Kızılırmak arasındaki dağ yolu üzerinde yer alan
    bir küçük yerleşim birimi, büyük olasılıkla bu güzergahın MÖ. 2. binin ilk
    çeyreğine tarihlenen Assur Ticaret Kolonileri Çağında kullanıldığına işaret
    etmektedir. Bu yolun Kızılırmak vadisinin kuzey kenarındaki büyük boyutlu bir yerleşim olan Kayalıpınar Harabesindeki kente ulaştığı, Kızılırmak’ın
    bu kesimde at sırtında geçildiği anlaşılmaktadır. Şamadağ
    geçitindeki Kahvepınar’daki küçük kale, kervan yolunun buradan Şarkışla
    Ovası’na ulaştığını göstermektedir. Acısu vadisindeki iki yerleşim birimi
    ve Altınyayla’daki bir küçük merkez ile Balıklıtohma vadisi ve batısındaki
    yaylalarda bulunan küçük yerleşim birimleri, bu güzergahın Malatya
    Ovası’na kadar devam ettiğini kanıtlamaktadır.

    Kızılırmak’ın atla geçilebildiği Kayalıpınar Harabesi yakınlarından
    Şamadağ geçidini oluşturan Sulakdere vadisi üzerindeki Kahvepınar’da
    küçük bir surlu Hitit yerleşiminin yer alması, bu güzergaha Hitit Çağında
    önem verildiğine işaret etmektedir. Buradan Şarkışla ovasına inen bir
    kervan ya da askeri birlik, plato yolu ile Altınyayla’daki Kuşaklı (Sarissa)
    kentine varabilecektir. Buradan güneydeki Kulmaç Dağlarının geçit verdiği
    Cücükşar tepesinden geçilip Aşağı Kalaca üzerinden Karaseki Düzü’nün
    kuzey kenarında yer alan Havuzköy’e, oradan Balıklıtohma vadisi
    izlenerek Malatya Ovası’na ulaşılabilir.

    Orta Anadolu’da MÖ. 9.-5. yüzyıllara tarihlenen boyalı kap parçalarının
    bulunduğu çok sayıdaki merkez, bu güzergahın Yıldızeli ile Altınyayla
    arasındaki kesiminin Demirçağ boyunca yoğun olarak kullanıldığına
    işaret etmektedir. Kulmaç Dağları’nın güney kesiminde Orta ve Geç
    Demirçağa ait boyalı kap parçaların sadece Balıklıtohma havzasının batısındaki
    platolarda ve Tohma vadisinde bulunması, bu yolun Demirçağ
    boyunca kullanıldığını göstermektedir.

    Hellenistik ve Roma dönemlerinde de yoğun olarak kullanılmaya devam
    eden bu güzergah, Bizans Çağında Kızılırmak üzerindeki Karakuz köprüsü
    geçildikten sonra İncebel Dağları’ndaki Sulakdere vadisini izler. Vadinin
    orta kesimlerindeki Kahvepınar yakınlarında bulunan küçük bir Ortaçağ
    gözetleme kulesi, bu geçide verilen öneme işaret etmektedir. Yol
    buradan Malandara (Şarkışla) ve Tonosa (Altınyayla) üzerinden
    Çamurlusuyu vadisini izleyerek Deliktaş’a, oradan da Melitene’ye (Malatya)
    ulaşmaktaydı. Günümüzde halen bu güzergahtan ana yolları birbirine
    bağlayan yollar geçmektedir. Yıldız ovasından Kızılırmak vadisini
    izleyen karayolu, Bozkurt Köyü yakınındaki köprü ile Kızılırmak’ı geçer,
    Sulakdere vadisini izleyerek Şarkışla’ya, oradan aynı yolu izleyerek
    Altınyayla’ya ulaşır. Yol buradan Kulmaç Dağları’nı aşan köy yolları
    halinde Havuz’a, oradan da Malatya’ya ulaşım sağlamaktadır.
    kıraçlı (22.03.15) Bunu beğendi

  4. #4
    ÜstaD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman
    Durumu
    Çevrimdışı

    Üyelik tarihi
    Mar 2015
    Mesajlar
    1.062
    Tecrübe Puanı
    22
    Rep Derecesi: **

    Arrow Devamı

    Sivas-Malatya Güzergahı
    Sivas’dan güneye giden, Taşlıdere geçidi üzerinden Ulaş’a yönelen karayolu
    ve demiryolunun yer aldığı güzergah Kulmaç Dağları ile Yılanlıdağ
    arasındaki Yağdonduran geçidi üzerinden Kangal ovasına ulaşır. Yol
    buradan güneye yönelerek Alacahan ve Hekimhan üzerinden Eskiköprü
    Çayını ve Kuruçay vadisini izleyerek Malatya ovasına ulaşır.
    Kızılırmak’ın güneyinde bulunan Intermediate ve Malatya boyalı kaplarına
    ait parçalar, Erken Tunç Çağında Yıldız Ovası’ndan Ulaş Ovası’na
    uzanan bir ticaret yolunun varlığına işaret etmektedir. Buna karşın, günümüzde
    ana ulaşım yolu olarak kullanılan Tecerırmak vadisinin bu
    çağda kullanılmadığı anlaşılmaktadır.

    Kavak ovasında ele geçen ve MÖ. 3. binde Malatya Ovası’nda üretilen bir boyalı kap parçası, bu güzergahın MÖ. 3. binde Yukarı Fırat havzasını Yukarı Kızılırmak havzasına bağladığını göstermektedir. Altınyayla’yı Ulaş Ovasına bağlayan, hafif engebeli platolar üzerinden geçen bir tali yolun Kayanın Ucu Mevkii’nde ele geçen Intermediate ve Alişar III boyalı parçalarına göre, MÖ. 3. binin ortalarından itibaren Kızılırmak’dan Malatya Ovası’na giden iki yolu birbirine
    bağladığı düşünülmektedir.

    Kavak Çayı’nın suladığı ovada Höyük Değirmeni ve Koçköprü Kalesi’nden toplanan çok sayıda kap parçası, güzergahın güney kesiminin Assur Ticaret Kolonileri Çağında kullanılmış olduğunu göstermektedir. Kavak ve Çaltı vadilerinde Orta ve Geç Demirçağlara ait boyalı parçaların bulunması, yolun bu dönemde büyük olasılıkla Kulmaç Dağları’ndan doğuya yöneldiğini düşündürmektedir.

    Kral yolunun da geçtiği bu güzergah, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde
    Sebastia’dan Komana’ya giden yol ile bugünkü yollar gibi,
    Taşlıdere geçidinden geçiyordu. Osmanlı döneminde Sivas’ı Malatya’ya
    bağlayan yol 18. yüzyılda Fadlım Irmağı üzerine kurulan köprüden geçtikten
    sonra, Tecerırmak’ın doğu kıyısındaki Selçuk Han üzerinden güneye
    yönelir. Bu yol Ulaş üzerinden Kangal’a, oradan da 17. yüzyılda inşa
    edilen Alacahan’dan ve Selçuklu döneminden kalma Hekimhan’dan
    geçerek güneye yönelir ve Kuruçay vadisini izleyerek Fırat vadisine ulaşır.
    Alacahan’dan sonra yol güzergahında Eskiköprü Çayı üzerine 17.
    yüzyılda bir köprü (Halil Rıfat Paşa köprüsü) inşa edilmiştir.

    5. Değerlendirme ve Sonuç
    Sivas bölgesi bazı dönemlerde kültürlerin sınır bölgelerini oluşturmasının
    yanı sıra bazı dönemlerde Orta Anadolu ile Doğu Anadolu arasında bir
    kültürel geçiş bölgesi olmuştur. Bölgenin topoğrafik yapısı Orta Anadolu yaylası ile Doğu Anadolu dağlık bölgesi arasında geçiş olanağı sağlamıştır.
    Çağlar boyunca Orta ve Doğu Anadolu kültürleri ile Yukarı Fırat Bölgesi
    üzerinden Kuzey Suriye kültürleri ile ilişkileri bulunan bu bölgede Selçuklu
    ve Osmanlı dönemlerinde yollar üzerine kurulan hanlar ve köprüler, bu
    yolların Ortaçağ ve sonrasında da kullanıldığını kanıtlamaktadır. Roma ve
    Bizans dönemlerinde de aynı güzergahların kullanıldığı bilinmekle birlikte,
    bu yolların daha önceki dönemlerde kullanılıp kullanılmadıklarına ilişkin
    bilgiler, yakın zamana kadar tahminden öteye gidememiştir.
    Bölgede yapılan yüzey araştırmaları, bu kesimdeki kervan yollarının
    MÖ. 3. binin ortalarından itibaren ticari ve askeri amaçlı olarak kullanıldığını
    ortaya koymuştur. MÖ. 3. binin ikinci yarısında Kuzey Suriye’li
    tüccarların Anadolu’ya mal getirip götürdükleri anlaşılan bu yollar
    MÖ. 2. binin ilk çeyreğinde Assurlu tüccarlar tarafından kullanılmaya
    devam edilmiş görünmektedir. Hititlerin de ticari ve askeri amaçlı
    olarak kullanmaya devam ettiği bu yollar MÖ. 1. binde de önemini
    korumuş görünmektedir. Orta ve Doğu Anadolu arasındaki
    bağlantıyı sağlayan iki güzergah ile Orta Anadolu ile Yukarı Fırat
    Havzası arasındaki bağlantıyı sağlayan iki güzergahtan da halen kara
    ve demir yollarının geçmesi, Yukarı Kızılırmak havzasının yol sisteminde
    önemli bir konumu olduğunu göstermiştir.
    bozoklu (25.09.17), kıraçlı (22.03.15), Sivaslı (22.03.15) Bunu beğendi

  5. #5
    kıraçlı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Bilgili Üye
    Durumu
    Çevrimdışı

    Üyelik tarihi
    Jun 2014
    Mesajlar
    274
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    Çok kıymetli ve güzel bir paylaşım.Çok teşekkürler üstadım.
    ÜstaD (22.03.15) Bunu beğendi

  6. #6
    Sivaslı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Bilgili Üye
    Durumu
    Çevrimdışı

    Üyelik tarihi
    Feb 2015
    Mesajlar
    217
    Tecrübe Puanı
    15
    Rep Derecesi: **
    Emeğe saygı tsk
    Bismillahirrahmanirrahîm
    ÜstaD (22.03.15) Bunu beğendi

  7. #7
    deniz_efe
    deniz_efe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Guest
  8. #8
    Kristof34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    DogacıyıZ
    Durumu
    Çevrimdışı

    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    5.937
    Tecrübe Puanı
    119
    Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: **
    Emeğine sağlık.
    Her Canlının Ölümü Tadacağını,Ama Sadece Bazılarının Hayatı Tadacağını Öğrendim.Ben Dostlarımı Ne Kalbimle Ne de Aklımla Severim.Olur ya Kalp Durur Akıl Unutur Ben Dostlarımı Ruhumla Severim.O ne durur,ne de unutur...
    ÜstaD (22.03.15) Bunu beğendi

  9. #9
    ÜstaD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman
    Durumu
    Çevrimdışı

    Üyelik tarihi
    Mar 2015
    Mesajlar
    1.062
    Tecrübe Puanı
    22
    Rep Derecesi: **
    Coğrafi olarak Türkiye'nin ikinci büyük ili olan Sivas ipek yolu dahil olmak üzere bir çok önemli noktayı üzerinde barındıran eski bir yerleşim yeridir. Tarihi detaylarına inildiğinde Efes, Aspendos, Çatal Höyük gibi batıda bulunan antik kentlerden farklı olmayan kendi coğrafyasında çok değerli hazineler barındırmaktadır. Osmanlı, selçuklu eserleri dahil, Tunç devri, Maden taş devri, Roma, Hitit, Pers yaşantılarına dair bir çok eserin burada bulunabileceği bir gerçektir. Gün yüzünde bulunan tarihi dokusu yanında toprak altında kalmış gün ışığına çıkmamış bir çok yeri hazine olarak saklamaktadır.
    kıraçlı (22.03.15) Bunu beğendi

  10. #10
    HİTİTLİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman
    Durumu
    Çevrimdışı

    Üyelik tarihi
    Nov 2014
    Yer
    DAGHESTAN
    Mesajlar
    3.173
    Tecrübe Puanı
    45
    Rep Derecesi: **
    Alıntı gizemguzeldir Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Coğrafi olarak Türkiye'nin ikinci büyük ili olan Sivas ipek yolu dahil olmak üzere bir çok önemli noktayı üzerinde barındıran eski bir yerleşim yeridir. Tarihi detaylarına inildiğinde Efes, Aspendos, Çatal Höyük gibi batıda bulunan antik kentlerden farklı olmayan kendi coğrafyasında çok değerli hazineler barındırmaktadır. Osmanlı, selçuklu eserleri dahil, Tunç devri, Maden taş devri, Roma, Hitit, Pers yaşantılarına dair bir çok eserin burada bulunabileceği bir gerçektir. Gün yüzünde bulunan tarihi dokusu yanında toprak altında kalmış gün ışığına çıkmamış bir çok yeri hazine olarak saklamaktadır.
    Eline sağlık.
    Daha bugün birkaç kişi ile bunun üzerine az biraz konuştuk.
    Herkes sivasa sultan şehir,tarih şehri vs demekte lakin işin faslı farklıdır.
    Sivasta ayakta duran durmayan tüm eserleri topladıgınız zaman bi nevşehirdeki veya diger bazı orta şeker önem arzeden şehirlerdki eserlerin 10da 1i kadar bile etmez.

    Sivası ilk adım olarak belkide HİTİT lere ithaf etmek icap eder.
    Sivasta özellikle merkezde merkeze yakın yerlerde define sitelerinde paylaşılan hiçbir ciddi güzel işçilikli işaret ve mezar ve vb şeyler yok.
    Varsada cok cok nadir.
    LAkin ulaş,kangal ve şarkışla gibi bölgeler merkeze göre cok daha kaliteli işçiligin oldugu yerler.

    Bunların elbette burada yaşayan insanların,buradaki hayatın,buranın konumsal vb öneminin belirtileri.
    PErsten HİTİTe,romaya kadar dönem haritalarına bakın genelde Sivas kıyı şerididir hep.Bugünki hakkari türkiye için ne ise sivasta o dönemki medeniyetler icin odur yani kıyı sınır bölgedir.
    O nedenle krallar yoktur beylik diyebilecegimiz veya kıyı eyaleti diyebilecegimiz gruplar topluluklar var olmuştur.
    Bunu destekler 2. bir sebep ise türkiyedeki encok köyü olan 2. il olmasıdır.
    Köyler mahalleler gibi dibdibedir cok yakındır.
    Bunun nedeni ticartet yoludur ve kıyı şeridi yani sınır bölgesi oldugu icin dısarıdan gelebilecek saldırılara karşın dibdibe cok sayıda mücadele noktası oluşturulması kaygısıdır.
    Yani sınıra çit çekmek gibi.
    Vesselam ipek yolunun ve kral yolunun geciş güzergahı oluşu nedeniyle biraz kıymet görmüştür sivas.
    Yoksa cok ufak ve gözardı edilecek bir bölge olurdu tarih sahnesinde muhtemelen.
    Cünkü cazip kılacak sebepler yok.
    Orman yok,büyük göller akarsular yok.
    Önemli bir noktada digil vs.

    Bizlerde bu nedenle cok kısıtlı olan basit işçilikli yerlerden fazlasını göremiyor bulamıyoruz maalesef.
    kıraçlı (22.03.15), star50 (23.03.15), ÜstaD (22.03.15) Bunu beğendi

Sayfa 1/7 123456 ... Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •