1. #1
    ÜstaD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Engellendi
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.680
    Tecrübe Puanı
    0
    Rep Derecesi: **

    Lightbulb İllerin Eski Adları ve Kaynağı Bölüm 1

    İnternet ortamında bir çok kaynakta illerimize ait eski adların ve bunların hakkında bir çok yazı var ancak bunlar ya yetersiz ya da detaysız olması aynı zamanda kaynağı belli olmayan kayıtlardır. Ben aşağıda bunları tek tek il il yazacağım umarım faydası olacaktır, aynı zamanda elimdeki kaynaklardan ilerleyen zamanlarda illerin yerleşimlerine dair, ilçe ve detaylı olarak diğer isimlerini de her ilin ayrı ayrı eklemeye çalışacağım, bu sayede il, ilçe, nahiye, kasaba, köy gibi detaylı bir arşiv ile eski yerleşim isimlerini burada tek başlık altında toplamış olacağım.



    Tekirdağ, Herodot’a göre Somos göçmenleri tarafından “Bisanthe” adıyla kurulmuştur. Kent Bizans Dönemi’nde “Rodosto” adı ile anılmıstır. 14. yüzyılda burayı ele geçiren Osmanlılar, bu adı “Rodosçuk” olarak değistirdi. 18. yüzyıldan sonra kente, güneybatısındaki Tekfur Dağı’ndan (bugün Isıklar Dağı) dolayı “Tekfurdağ” adı verildi. Cumhuriyetin ilk yıllarında kentin adı “Tekirdağ” olarak değiştirildi.

    Bingöl’ün yerinde kurulmuş olan ve 1945 yılına kadar “Çapakçur” adıyla bilinen yerleşim yerinin adına ilk defa Ortaçağ İslam kaynaklarında “Cebelü Cûr” seklinde rastlanmaktadır. Üzerinde çok sayıda buzul gölü bulunan Bingöl Dağı, günümüzde sehre adını vermistir. 7 Aralık 1935’te Bingöl adlı yeni bir il kurulunca Çapakçur da bu ilin merkezi oldu. 1945 yılına kadar şehrin adı (Çapakçur) ile merkez olduğu ilin adı (Bingöl) ayrı iken 1945’te şehrin adı Bingöl olarak değiştirildi.

    Tunceli ili, 1936’ya değin “Dersim” adıyla anılmıstır ve bundan önceki adının ne olduğu bilinmemektedir. Zengin maden yataklarının varlığı nedeniyle, yöreye Farsça’da “Gümüs Kapı” adının verildiği sanılmakta, yörenin doğal görünümü de bu savı doğrulamaktadır. Tunceli’ye (Dersim) Zinigediği, Sıçangediği, Mercan Boğazı gibi belirli kapı ve geçitlerden girildiğinde, camgöbeği rengindeki som kayadan olusan Munzur Dağları ile karsı karsıya gelinir. Dağın gümüsü andıran rengi ile ona geçit veren kapıların varlığı bir arada düsünüldüğünde, Dersim adının nesnel bir dayanağı verilmektedir. 1936’da olusturulan ile Tunceli adının verilmesinde de, yörenin bu doğal çevre özelliklerinin rolü bulunduğu düsünülebilir.

    Van yöresi, Asurlulara ait 13. yüzyıldan kalma farklı kaynaklarda “Nairi ülkeleri” ve “dağlık ülke” anlamında “Urarti” olarak geçer. Van kentinin tarihsel merkezi “Tuspa”dır. Kentin bugünkü adının, yöreye Urartuların verdiği “Vaini” (Waini) adından kaynaklandığı sanılmaktadır.

    Düzce ili, Bizans Dönemi’nde Düzce’nin adı Düsae Pros Olympum idi (Emiroğlu, 1984: 182). Konur Alp’ın 1321’de Osmanlı topraklarına kattığı yöre, uzun yıllar Konrapa ya da Konur Alp Eli diye bir geçit alanı olarak kaldı. 16. yüzyılın ikinci yarısında Düzce kalabalık köyler tarafından pazar yeri olarak seçilmis ve bu yüzden de ova ortasındaki köye “Düzce Pazarı” denilmistir. Muhtemelen, Düzce adı, yerlesmenin Bizans Dönemi’ndeki adı olan Düsae sözcüğünün bozulmus seklidir.

    Bilecik, Bir kaya çıkıntısı üzerindeki Belo Kome Kalesi’nin simdiki Bilecik’in nüvesini teskil ettiği, isminin de buradan geldiği belirtilir. Kome, Helen dilinde “Köy, -Köyü) demektir. Fakat, Belo’nun o dilde anlamı yoktur (Umar, 1993: 162). Ramsay’a bakılırsa, Belo Kome adı, Türkçe Bilecik adının Rum ağzına uydurulmus biçimidir. Kentin adının bazı kaynaklarda “Bele Kome” diye geçmesi, bu varsayımı dayanaklı kılmaktadır. Çünkü, “bele” sözcüğü Türkçe’de “iki dağın arasındaki yer” anlamına gelir.

    Kilis adı, ilk kez Arap tarihçi Kudama bin Câfer’in 928 dolaylarında kalem aldığı yapıtında, Arap Devletinin Doğu Roma İmparatorluğu sınırında bir kalesi olarak, “El Kilis” diye anılıyor. Sehre bu adın, 8. yüzyılda bölgeye gelen Müslüman Türkmenler tarafından verildiği veya Türk-Yakut ağzında kilis sözcüğünün “düz, perdahlanmıs” anlamında kullanılması nedeniyle, günümüze böyle ulastığı tahmin ediliyor.

    Giresun, denize doğru uzanan ve karsısında Doğu Karadeniz’in baslıca adasının bulunduğu bir yarımadanın üzerinde yer alır. Yarımadadaki kale yerlesmenin çekirdeğini olusturmustur. Eski adı “Kerasus” olup bugünkü adı da bu kelimeye dayanır. Bu yerlesme yerinin veya kalenin, MÖ 670’lerde Karadeniz bölgesinde koloniler teskil etmeye baslayan Miletoslular tarafından kurulduğu ileri sürülür. Kerasus adının civarda bol miktarda yetisen kirazdan geldiği rivayet edilir. Bir baska kaynağa göre bu isim, yarımadanın denize
    doğru bir boynuz gibi uzanması dolayısıyla eski Yunanca’da “boynuz” anlamına gelen “keras”tan türemistir. Kaynaklarda adı Kerasus, Cerasous, Chirizonda, Cerasonte, Kenassunde sekillerinde de geçen sehir Türk hakimiyeti döneminde bugünkü söylenisiyle anılmıstır.

    Trabzon, MÖ 7. yüzyılda Miletli denizciler tarafından bir ticaret kolonisi olarak kuruldu. Yerlestikleri yöreye yüzey sekillerinin masayı andıran sekiller biçiminde kıyıya doğru alçaldığını gören Miletliler, Eski Yunanca “masa” sözcüğünün karsılığı olan “trapeza”dan esinlenerek kente “Trapezus” adını verdiler. Zamanla “Trapezus”, “Trapezund” ve “Trebizond” gibi bazı değisimler geçiren bu ad daha sonra “Trabzon” biçiminde söylenmeye baslandı.

    Rize, Miletli denizciler tarafından bir ticaret kolonisi olarak kurulan Rize, eskiden “Rhizios”, “Rhizus” ve “Rhizaion” adlarıyla anılırdı. Bu sözcüğün çesitli anlamları vardır; bu arada, “dağın dibi, eteği” anlamına gelir.

    Erzincan adının, Strabon’un İlkçağ’da bu bölgede bulunduğunu belirttiği Eriza sehrinden geldiği sanılmaktadır. Yine bu bölgeden bahseden Grek kaynaklarında “Aziris” adıyla gösterilen sehrin de Erzincan olması mümkündür. Sehrin adı Ermeni kaynaklarında Erez, Erzng ve Erznga; Bizans kaynaklarında Aringam (Arıngam), Arsingan, Erzingan; Arap kaynaklarında ise Erzencân seklinde geçer. Türk fetihlerinden sonra sehrin adı Erzingân, Ezirgân olarak söylenmis, ardından da bugünkü seklini almıstır. Sanıldığına göre bu ad, ilkçağ Ermeni dilinde “kayalı, taslı” demek olan “Eriz” sözcüğünden gelmedir. Bir söylenceye göre, Selçuklular Aziris adını çok beğenmis ve buna, “Rahmet yağarsa can Aziriz can, rahmet yağmazsa yan Aziriz yan” biçiminde bir tekerleme uydurmus, bu tekerlemedeki Aziriz sözcüğü zamanla değiserek Erzincan biçimini almıstır; Erzincan da bu sözcükten türemistir.

    Karabük, Türkiye’nin ilk demir-çelik sanayii merkezi ve Cumhuriyet Dönemi’nde kurulmus bir kent olan Karabük, Araç Çayı ile Yenice (Filyos) Irmağı’nın kavsağında, vadi tabanında ve yamaçlarında yayılır. Bük sözcüğü, “ova ve dere kenarındaki çalı topluluğu, akarsu kenarındaki verimli tarlalar” gibi anlamlara gelir. Buna göre, Karabük adındaki bük sözcüğünün, vadi tabanındaki verimli tarım alanlarından kaynaklandığını düsünebiliriz. Bastaki “kara” sözcüğünün ise “esmer, kuzey” gibi anlamları vardır. Muhtemelen, Karabük adındaki kara sözcüğü, yöredeki arazinin esmer rengini belirtmektedir. Buna göre, Karabük adının, çevrenin doğal özelliklerini yansıtan bir ad olduğunu söyleyebiliriz.

    Artvin İli toprakları Milattan Önceki dönemlerde Coroksi, Çorok, Kolkis olarak anılıyordu. Çor’uk adı Çor’lar demek olup Sakaların
    büyük bir kolunun buraya gelen kesiminden almıstır. Yöreye Artvin adının, ilk kez ne zaman ve kimler tarafından verildiği bilinmemektedir. Önceleri, “Artvani” olarak anılmıs olup bu sözcük giderek “Artvini” olmus, son olarak da “Artvin” biçimini almıstır.

    Ardahan kalesinde yapılan arastırmalar, yörede İlk Tunç Çağ’daki bir yerlesmenin varlığını ortaya koymustur. Eski adı “Artan”dır. Artan, yalnız kentin değil, oradan geçen ve Gürcistan’da Kur, Kura diye anılan önemli bir çayın da adıdır. Dolayısıyla Artan isminin aslı, Arda kök sözcüğüne wana/ana takısının eklenmesiyle türetilmis, “Akarsu Ülkesi” anlamında “Ardana” idi.

    Sakarya İli’nin adının, Bizanslılarca Sakarya Nehri’ne verilmis olan “Sangarios”tan geldiği bilinmektedir. Sakarya Nehri’nin ortasındaki bir kum adasında kurulan pazardan adını alan Adapazarı 16. yüzyılda bir köy yerlesmesi, 17. yüzyılda bucak merkezi, 1934’te de il merkezi olmuştur.

    Bartın kenti adını, oradan geçen Bartın Çayı’ndan almaktadır. Luwi dilindeki öz biçimi “Parthenios” olan bu sözcük, “su akıntısı,
    pınar, dere” anlamlarına gelir.

    Burdur, İlk çağlarda günümüzdeki Burdur’a göre göl kıyısına daha yakın bir konumda “Limnombria” (Göl Sehri) adlı bir sehrin var olduğu bilinmektedir. Bizans Dönemi’nde Burdur’un yerinde bulunan sehir “Polydorion” ismini tasıyordu ki sehrin bugünkü adı buradan gelmektedir. Bugün yöre halkının ağzındaki “Buldur” telâffuzu ise bu Ortaçağ sehrinin adını daha çok yansıtmaktadır. Polydorion adı, “doğanın çok nimetlendirdiği yer” anlamını tasıyor. Bu ad, aslında, doğal olacağı üzere, oradaki göl ile bağlantılıydı ve göl kıyısındaki koruluklara isaret etmekteydi.

    Gaziantep, Müslüman Araplar, Hazreti Ömer Devri’nde bugünkü Gaziantep yöresini fethettikleri zaman Hititler Dönemi’nden beri burası “Hantap” adıyla anılmaktaydı. Araplar, çevredeki su ve çağlayanlara bakarak buraya “Pınar Kenti” anlamında “Ayntâb” adını verdiler. Türkler ise “Antep” demeyi tercih ettiler. Kentin adı, yöre insanının Kurtulus Savası sırasında Fransızlara karsı gösterdiği kahramanlıklardan dolayı TBMM’ce “Gazi” unvanını alarak “Gaziantep” sekline dönüştü.


  2. #2
    ÜstaD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Engellendi
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.680
    Tecrübe Puanı
    0
    Rep Derecesi: **

    Lightbulb İllerin Eski Adları ve Kaynağı Bölüm 1-a

    Urfa’nın bilinen en eski adı Edessa, Đskender sonrasında, Selökidler Dönemi’ne değin uzanmaktadır. Kente Selevkos’ca verilen bu ad, Makedonya Krallığı merkezinin en eski adından alınmıstır. İslâm Dönemi’nde bölgedeki Osrhoene Krallığı zamanında kente “Osrhoene” adı verilmistir. Bu adın, bugünkü Urfa kentinin, eski bir yerlesme yeri üstünde, Selevkoslular tarafından “Edessa” adıyla kurulmadan
    önceki adı olan Süryanice “Urhai/Orhai” veya Arapça “Er-Ruha”nın Latincelestirilmis biçimi olduğu sanılmaktadır. Muhtemelen, Urfa adı,
    Süryanice Orhai sözcüğünden türemistir. Orhai ise Arapça “suyu bol” anlamına gelen Vuhai’den kaynaklanmıstır. Orhai’nin Orhe, Orha gibi farklı kullanısları sonunda Urfa adı otaya çıkmıstır. Bir efsaneye göre ise Urfa adı Nemrut’un diğer bir adı olan ve “sulak yerde bulunan” anlamına gelen Heywa’nın oğlu “Urhai”den gelmektedir. Millî Mücadele yıllarında Fransızlara karsı gösterdiği kahramanlıklar dolayısıyla TBMM tarafından “Sanlı” unvanını alarak, ismi “Sanlıurfa” olmuştur.

    Denizli adı Türklerin Anadolu’ya gelislerinden sonra, Tonguzlu, Tonuzlu, Donguzluğ, Tenguzluğ, Tunuzlu olarak çesitli biçimlerde kullanılmıstır. 16. yüzyılda bu adlar Denizli’ye dönüsmeye baslamıştır. Cihannüma’da kent, “keseret ül-enhar” yani suları çok ve gür olarak belirtilmektedir. Sularının çokluğu nedeniyle kente Denizli adının verildiği savı oldukça kabul edilen bir sav olmustur. İbn-i Batuta, Donguzlu adının “Domuzlar Kenti” anlamına geldiğini yazar. Söylentiye göre, Hıristiyan nüfusun çoğunlukta olduğu dönemlerde kentte, çok domuz yetistirildiğinden buraya “Donguzlu” adı verilmiştir.

    Zonguldak kentinin bulunduğu alan eskiden Üzülmez Deresi’nin ağız kesiminde yer alan bir bataklıktı. 19. yüzyıl baslarında bu bataklığın kıyı kesiminde, üstü saz ve kamıslarla örtülü basit konutlardan olusan küçük bir balıkçı köyü yer alıyordu. “Sandraka” ya da “Sandrake” olarak anıldığı bilinen bu küçük kırsal yerlesme adını, Üzülmez Deresi’nin İlkçağ’daki adı olan “Sandra”dan alıyordu. Daha sonraki dönemlerde “Zongalık” olarak adlandırılan ve bu kesimdeki sazlık ve bataklık alanın kurutulmasıyla belirmeye baslayan yerlesmeye “Zonguldak” denildi.

    Yozgat, 18. yüzyılda Çapanoğulları tarafından kurulmustur. Eskiden köy olması büyük bir ihtimal dahilindedir. Yozgat ismi yabancı tarih
    kitaplarında ve atlaslarda Uskat, Jusgat, Youzgath, Yüzgat, Yozghourt seklinde geçer. 18. Yüzyılda ise Yozgat adı arsiv belgelerinde açıkça göze çarpar. Türkmen dilinde “yoz” otlak demektir. Horasan’dan Anadolu’ya göç eden Çapanoğlu asireti sürülerini buraya yayarak burada küçük bir kasaba kurmuslar, adına “Otlak Kenti” anlamına gelen “Yoz Kant” demislerdir. Zamanla bu isim Yozgat şekline dönüşmüştür.

    Kırşehir, Bizans Dönemi’nde, önceleri “Moskissos” (Mocissus) diye bilinen Kırsehir, İmparator I. Justinianos Dönemi’nde “Justinianoplis” adını almıstır. Ancak, bu adın ne kadar süreyle kullanıldığı bilinmemektedir. Selçuklu Dönemi’nde ise kentten “Kırsehri” olarak söz edilmekteydi. Yakın zamana değin kullanılan bu ad, sonradan “Kırsehir”e dönüsmüstür.

    Afyon kentinden 220 m. yükseklikte, oldukça dik bir tepe üzerinde kurulmus olan Afyonkarahisar Kalesi, MÖ 1350’de Hitit İmparatoru II. Mürsil tarafından yaptırılmıstır. O zamanki adı “Hapanova” olan kale, Bizans egemenliği sırasında “Akroenus” adını aldı. Bölgenin Selçukluların eline geçmesinden sonra, burada oturan boylardan bazıları, üstünde kurulu olduğu kayalara bakarak kaleye “Karahisar” adını verdiler. Osmanlı Padisahı II. Selim Dönemi’nde onarım gören kaleye Osmanlılar, en iyi Türk afyonunun bu çevrede yetismesi nedeniyle, Afyonkarahisar adını verdiler.

    Gümüşhane yöresinde bilinen ilk kent adı, Antikçağ’daki Argiropolis’tir (Argyropolis). Bu adın, eski Yunanca’da “gümüs” anlamına
    gelen “Argis”ten kaynaklandığı sanılmaktadır. 1461’de bütünüyle Osmanlıların eline geçen ve “Canca” diye anılan yöreye, 1534’te, madenlerinin zenginliğinden dolayı “Gümüshane” adı verilmistir.
    turkoglu81 Bunu beğendi

  3. #3
    ÜstaD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Engellendi
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.680
    Tecrübe Puanı
    0
    Rep Derecesi: **

    Lightbulb İllerin Eski Adları ve Kaynağı Bölüm 2



    Hatay’ın adının kaynağına iliskin ilk bilgiler, MÖ 1200’de baslayan Geç Hitit Prenslikleri Dönemi’ne tarihlenmektedir. Bu dönemde, Amik Ovası’ndaki Hitit Prenslikleri’nin birleserek Hatteia Krallığı adını aldıkları bilinmekte, Hatay adının da buradan geldiği sanılmaktadır. Yöreye bu adı, 1936’da Atatürk vermistir.
    Hatay İli’nin merkez ilçesi olan Antakya’nın kurulusu ise İskender zamanına kadar gider. Ancak sehri asıl kuran ve ismini veren kisi, İskender’in ölümünden sonra imparatorluğu paylasan kumandanlarından Selevkos’tur. Selevkos, bugünkü Antakya’nın yerinde babası Antiochos adına “Antiochia”yı kurmustur. Sehrin ismi İslamî Dönem’de “Antakiye” sekline dönüserek bugüne ulasmıstır.

    Antalya, Bergama Kralı II. Attolos (MÖ 159-138) bugünkü Antalya Körfezi’nin en dar kısmında bir sehir kurmus ve adına izafeten de sehre “Attaleia”
    denmistir. Daha sonraları da sehrin adının Adayla ve simdi de Antalya sekline düstüğünü görüyoruz.

    Bolu, Eski bir yerlesme yeri olan Bolu’nun Roma İmparatorluğu Dönemi’nde ilk adı Bithynium olup ovanın kuzey tarafında dağın eteğinde yer almaktaydı. Daha sonra sehir ovaya doğru genisleme gösterdi ve İmparator Claudius zamanında (MÖ 10–MS 54) buraya “Claudiopolis” adı verildi . Türk devrindeki Bolu isminin ise bu kelimenin sonundaki “polis”ten bozma olduğu ileri sürülür.

    Bursa’nın Antikçağ’lardaki adı “Prusa”dır. Bugünkü ismi de buradan gelir. Sehrin genellikle Bitinya krallarından Prusias tarafından kurulduğu kabul edilir (Önder, 1984: 72). Antik Dönem’deki Prusa adlı diğer sehirlerden ayırt edebilmek için “Prusa ad Olympum” (Olimpos Prusası) adıyla anılmıstır.

    Kütahya’nın yerlesim tarihi MÖ 1200 yıllarına kadar dayanır. Ancak kentin bu dönemdeki adı bilinmemektedir. Roma Dönemi’nde Kotys tarafından yeniden kurulunca onun adına izafeten “Kotiaeion” adını aldı. Kotiaeion adı, temel sözcük aynı kalmak kosuluyla farklı dönemlerde ve farklı yazılıslara göre,
    “Kotaion”, “Cotyaeium”, “Cotyaeum” ve”Cotyaium” gibi biçimlerde kullanılmıstır. Selçuklu Türklerinden beri “Kütahya” adı kullanılmaktadır.

    Edirne’nin en eski halkı olan Odrisler’in yörede, Meriç ve Tunca ırmaklarının birlestiği bugünkü Edirne’nin bulunduğu yerde bir kent kurdukları bilinmektedir. Odrisler’den sonra yöreye egemen olan Makedonyalılar Dönemi’nde kent, büyük bir olasılıkla Odris ya da Orestia, Orestas olarak anılmaya baslanmıstır. MS 2. yüzyılda Roma Đmparatoru Hadrianus tarafından yeniden kurulunca onun adına izafeten “Hadrianopolis” adını aldı. İslâmi kaynaklarda Hadrianopolis’ten bozma “Edrenos”, “Edrenaboli” tarzında yazıldığı gibi I. Murat zamanında “Edrene” imlâsı benimsendi ve uzun süre bu sekilde yazıldıktan sonra muhtemelen 18. yüzyıldan itibaren “Edirne” olarak söylenmeye başlandı.

    İstanbul, Plinius’a göre İstanbul’un bilinen en eski adı “Lygos”tur. MÖ 660’ta kurulan Byzantion kentinin adı ise koloni kurucusu, Trak kökenli Byzas’a dayanmaktadır. Roma İmparatoru Büyük Konstantinus’a değin kent, aynı adla anıldı. İmparator Konstantinus’un ölümünden sonra, bu imparatorun onuruna, kente “Konstantinopolis” dendi. Ancak kent, uzun süre yalnızca “polis” (kent) sözcüğüyle anıldı. Günlük konusmada sık sık kullanılan eis ten polin (Yunanca’da “kentte” ya da “kente”) biçimindeki cümlecik, Osmanlı Dönemi’nde Stimbol, Estanbol, İstambol gibi değisimler geçirdikten sonra İstanbul’a dönüştü.

    İzmit, Eski bir Yunan kolonisi olan İzmit, MÖ 3. yüzyılda Bitinya kralı I. Nikomedes tarafından kurulmustur. Daha sonra çesitli kavimlerin egemenliğinde kalan kent, 14. yüzyıl baslarında (1331) Osmanlı topraklarına katıldı. Önceleri “İznikmid” adındaki bu sehir daha sonra “İzmit” adını almıstır.

    Kayseri’nin ilk merkezi Yılanlıdağ eteklerindeki “Mazaka”dır. Kapadokya Krallığı Dönemi’nde bu kentin adı “Eusebeia” olarak değistirildi. Romalıların eline geçtikten sonra İmparator Tiberlus tarafından güzel yapılar ile gelistirilen Eusebeia’ya “Caesarea” (Kaisareia) adı verilmistir. Kaisareia, Helen dilinde “Kaisar (= cesar) Yurdu” demektir. Bu adın, hangi Roma imparatorunun anısını yasatmak için verildiği tartısmalıdır. Kaisareia adı zamanla “Kaysera” ve nihayet Türk egemenliğinden sonra “Kayseri” olmustur.

    Sivas, Baslangıçta “Kabeira” ya da “Kaberia” adıyla anılan Sivas’ın bilinen ilk Yunanca adları “Megalopolis” (Büyük Kent) ve “Diospolis” (Tanrı Zeus’un Kenti) idi. MS 3. yüzyılın sonlarında İmparator Diocletianus Dönemi’nde Armenia Minör eyaletinin merkezi olunca adı “Sebasteia” olarak değistirildi. Roma imparatorlarının unvanlarından Agustus’un Yunanca karsılığı Sebastos’tu. Sebastia ise Agusta’nın karsılığı olup "İmparatorun Kenti” anlamına geliyordu. Kent bazen “Megalopolis-Sebastia” olarak da anılırdı. Bugünkü Sivas adının da “Sebastia”dan kaynaklandığı sanılmaktadır.

    Nevşehir, Eski adı “Muskara” olan Nevsehir, Sadrazam Damat İbrahim Pasa tarafından imar ettirilmesinden dolayı, o tarihten baslayarak bu yeni adıyla anılmaktadır.

    Adıyaman, Anadolu’nun en eski yerlesim alanlarından biri olan Adıyaman’ın bilinen ilk adı Etiman’dır. 7. yüzyılda buraya gelen Emevi komutanlarından Mansur İbn-i Cânena’nın Bizans’a karsı yaptırdığı kale dolayısıyla kente Hısn-ı Mansur (Mansur Kalesi) adı verilmistir. Bazı kaynaklara göre de kale adını, Abbasi Halifesi Ebu Cafer el Mansur’dan almaktadır. Muhtemelen, bugünkü Adıyaman adı, Hısn-ı Mansur’dankaynaklanmıstır. Hısn-ı Mansur Türk ağzında önce Hüsn-ü Mansur’a dönüsmüs olmalıdır. Nitekim, 1926’ya kadar sehrin bu adla anıldığı bilinmektedir. Hısn
    sözcüğü Arapça’da “kale, sehir” demektir. Bu sözcüğün Türk ağzına uydurulmus sekli olan Hüsn-ü ise “tamamlık, güzellik, iyilik, hosluk, ilâhi güzellik, mutlak güzellik” gibi anlamlara gelir. Mansur sözcüğü, Arapça’da “Allah’ın yardımıyla galip gelmis, üstünlük kazanmıs kimse” demektir (Doğan, 1996: 707). Türkçe’de “yaman” sözcüğünün “siddetli, keskin, üstün, sasırtıcı” anlamları vardır.

    Elazığ sehrinin ilk merkezi, MÖ 8. yüzyılda Urartular zamanında kurulmus olan Harput idi. Savunmaya elverisli ve yüksek bir yerde kurulmus bir kale-sehir olarak gelisme gösteren Harput’un 19. yüzyılda stratejik açıdan önemini kaybetmeye baslaması, ulasımın da zor olması, bugünkü Elazığ sehrinin bulunduğu mezranın (Agavat Mezrası) yeni yerlesme merkezi haline gelmesine yol açtı. Yerlesmenin buraya doğru hızla kayması üzerine yeni kurulan sehrin imarı için çalısmalara baslandı. Vali İzzet Pasa zamanında mezranın adı dönemin Padisahı Abdülaziz’e nispetle Mamuret ül-Aziz’e çevrildi. Sonraları aynı ad, dile daha kolay geldiği için “Elaziz” olarak değismistir. Cumhuriyet Dönemi’ne değin “Elaziz” olarak kullanılmıs, Kasım 1937’de Atatürk’ün önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile “Elazık”a dönüsmüstür. Elazık, “Azık diyarı” anlamına gelmektedir. Ancak, bu adın söylenis zorluğu nedeniyle, 10 Aralık 1937’de yeni Bakanlar Kurulu kararı
    ile “Elazığ” adı kabul edilmistir.

    Osmaniye’nin kurulusu, Fırka-i Islahiye’nin dağlardan ovaya zorunlu yerlestirme dönemine rastlar (Karaboran, 1984: 106). Bu göçer asiretler Hacıosmanlı Köyü ile çevresine yerlestirilmis olup bundan sonra yerlesmenin adı “Osmaniye” olarak anılmaya baslanmıstır.

    Isparta adının kaynağına iliskin bilgiler MÖ 7. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Bu yüzyılda, Karadeniz’in kuzeyindeki İskitlerce güneye sürülerek Batı Anadolu’ya dek ilerleyen Sabardai ve Kimmer topluluklarının bir bölümü, bugünkü Isparta İli’nin bulunduğu yerlere yerlesmis ve bu topraklara kendi adlarını vermistir. Nitekim, 14. yüzyıl Arap kaynaklarında, örneğin İbn-i Batuta’nın yapıtında, bugün Isparta İli’nin bulunduğu yöre “Sparta” olarak anılmakta, Isparta adının da bu sözcükten türediği sanılmaktadır.

    Bitlis’in kurulusuna iliskin bir söylenceye göre, adını Makedonya Kralı Aleksandros’un (Büyük İskender) buyruğuyla buraya bir kale yaptıran komutanı Badlis’ten alır. Bu ad zamanla “Bitlis” biçimine dönüsmüstür (Tuncel, 1991: 226). Oysa Bitlis’in tarihi çok daha eskiye dayanır. Asurluların bu yöreye “Liz’in Yurdu” anlamında “Bit Liz” dedikleri bilinmektedir. Muhtemelen kentin bugünkü adı bu topluluğun adından gelmistir.

    Siirt adının, İran’da Arbela/Erbil yöresine yayılmıs olan ve Dareios zamanından kalma yazıtlarda Asagrta diye anılan halkın adından gelmedir. Bu halkın önce Urmiye Gölü’nün doğu yakınlarında, Tebriz ile Zencan arasında varlığı Asur belgelerinde anılıyor ve halktan Zikirtu, Zikirtiya diye söz ediliyor.

    Kars sehri, İskit Türklerinin Karsak boyu tarafından kurulduğu için kasabaya kendi boylarının adını vermislerdir. Daha sonra bu isim Kars sekline dönüsmüstür.

    Bayburt, İskitler Dönemi’nde “Gymnias” denen Bayburt’un adı, Bizans Dönemi’nde “Baiberdon”, Ermenilerde “Payberd”, Arap kaynaklarında ise “Bâbirt” olarak geçer. Baiberdon, Helen dilinde “Baiberd’lilerin Kenti” anlamındadır. MÖ 120 yıllarındaki ilk Arsaklı/Partlı hakimiyeti sırasında, Kafkaslar kuzeyindeki (Dağıstan’ın Terek boyunda) ovalardan getirilen Bulgar Türklerinin Bayburt oymakları, simdiki Bayburt Ovası’na yerlestirilmistir ki, bunların kurdukları yerlesmeye de ad verdikleri görülüyor.
    Konu ÜstaD tarafından (04.04.15 Saat 15:48 ) değiştirilmiştir.
    kıraçlı, Theseus, turkoglu81 Bunu beğendi

  4. #4
    ÜstaD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Engellendi
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.680
    Tecrübe Puanı
    0
    Rep Derecesi: **

    Lightbulb İllerin Eski Adları ve Kaynağı Bölüm 2-a

    Manisa adının, Yunanistan’da Teselya bölgesinin doğusunda, Magnesia’da yasayan Magnetler’le iliskili olduğu sanılmaktadı. Yunan tarihçilerine göre, Magnetler Anadolu’ya gelerek, biri Büyük Menderes (Maiandro/Meander) öbürü de Gediz (Hermos) kıyısında iki kent kurdular. Gediz kıyısında, Spilos Dağı’nın kuzey eteklerinde kurulan kent, “Magnesio upo Spilo” adıyla anılmaktaydı. Bu ad, Roma Dönemi’nde “Magnesia ad Spylum” oldu. Manisa adı da Magnesia sözcüğünün değisime uğramasıyla, bugünkü biçimini aldı.

    Mardin sehrinin, Perslerin buraya yerlestirdikleri Marde kavmi tarafından kurulduğu sanılmaktadır (Jones, 1971: 216). Mardeliler burada kurdukları bu kente kendi kavimlerinin adını vermislerdir. Bizanslılar Marde’yi “Mardie” olarak telâffuz etmisler, Türkler buraya geldikten sonra “Mardin” adını vermislerdir.

    Hakkâri olarak tanınan sehrin eski adı Çölemerik’tir. 642’deki İlk İslâm Fethi’nde Van Gölü’nün güneyindeki yaylaklara, “Hakkar” boyundan dolayı, “Hakkâriye” deniliyordu (Kırzıoğlu, 1984: 82). Yöre 1536’da Kanuni Sultan Süleyman’ca Osmanlılara katılmasından bu yana, Hakkâri olarak anıla gelmektedir. Cumhuriyetin baslarında sahası eskisine göre daralmıs ve bir kısmı sınırlarımız dısında kalmıs olan vilâyet için Hakkâri, bu vilâyetin merkezi için Çölemerik adı kullanılmıs, fakat zamanla Çölemerik adı unutularak hem il hem de merkezine Hakkâri denilmistir.

    Diyarbakır adının aslı, Diyar-ı Bekr’dir. Bu sözcük, yöresel ağızda önce Diyarbekir’e döndü; sonra 1930’larda resmen Diyarbakır oldu. Diyar-ı Bekr adı, 7. yüzyıldan gelir; o dönemde Kuzey Dicle yöresine Araplardan Bekr bin Vail boyu yerlestiği için, yöreyi Araplar bu adla anmakta idiler.

    İçel, 1924 yılında olusturulan İçel İli, 1933 yılında Mersin İli ile birlestirilerek adına yine “İçel” denmistir. 2002 yılı Ağustos ayında ise tekrar adı “Mersin” olarak değistirilmistir. Yöreye İçel adının, Anadolu Selçukluları’nca verildiği ve “Toroslar Ötesindeki İç Ülke, İç Diyar” anlamına gelen İç-İl, İç-Eli sözcüklerinden kaynaklandığı sanılmaktadır. Bugünkü ilin ve il merkezinin adı olan Mersin sözcüğü ise burada konaklayan Mersinoğlu Türkmen Asireti’nden kaynaklanmaktadır. 17. yüzyılın ikinci yarısında bu yöreden geçen Evliya Çelebi de Mersinoğlu Köyü’nden söz etmektedir.

    Iğdır’ın adı; 24 Oğuz boyundan 21’incisi sayılan İç-Oğuzlar Üç-Ok koluna mensup Oğuz Han’ın altı oğlundan biri olan Cengiz Alp’in en büyük oğlu “Iğdır Bey”den gelmektedir.

    Aydın, Topyatağı sırtında kurulan “Tralles” antik kenti Aydın’ın çekirdeğini teskil eder. Türklerin fethinden sonra kentin adı Güzelhisar’a çevrilmis, daha sonra bu ad, Aydınoğulları Beyliği’ne izafeten Aydın’a dönüsmüstür.

    Karaman, Anadolu Selçukluları devrinde baskent Konya’nın güneyindeki eski Laranda sehri, Lârende olarak söylenmeye baslanmıs, Karamanoğulları’nın bu bölgede bir beylik kurmaları üzerine Lârende adı bu defa Karaman’a dönüsmüstür.

    Adana, Efsaneye göre, Adana, Gök Tanrısı’nın iki oğlu Adanus ve Sarus’un Tarsus halkı ile yaptıkları savaslar sonunda kurulmus ve Adanus’un adına izafeten sehre Adania denilmistir (Önder, 1969: 112). Hititler Dönemi’nde Uru Adaniye (Adaniya Ülkesi) adıyla anılan Adana eski yazmalarda ve fermanlarda Erdene, Edene, Ezene ve Azana adlarıyla geçmektedir.

    Konya’nın eski adı olan İkonion, “tasvir” ya da “kutsal tasvir” anlamına gelen “ikon” sözcüğüne bağlanmaktadır. Kentin adına iliskin söylencelerden birinde, Danaia sehrine musallat olan bir ejderi öldürerek sehri kuran Perseus’a sükran ifadesi olarak dikilen bir tas ve üstündeki tasvirden söz edilmekte, kentin adının da bununla ilgili olduğu ifade edilmektedir. Kentte basılmıs sikkelerin üzerindeki Perseus ve Gorgo (ejder) resimleri bu söylenceyi doğrulamaktadır. Klasik eski çağlarda “İkonion” olarak adı geçen Konya, İtalyan salnamelerinde “Conia”, bazı eserlerde “Cogne” ya da “Cona” seklinde geçer. Arap kaynaklarında, “Kuniya” olarak gösterilen Konya, yeni batı eserlerinde Conia, Konieh, Konia, Selçuki ve Osmanlı dönemlerinde de Konya olarak görülür.

    İzmir’in bilinen en eski adı “Zmürna’”dır. Zmürna sözcüğünün, Helenlesme öncesinde Ege Denizi yöresinde yasayan Luwiler’in dilinden geldiği kabul edilmektedir. Bir söylenceye göre, kent, Zmürna adını Smrne adlı bir Amazon kadınından almıstır. Bu söylencede, bugünkü İzmir yöresinde yasamıs olan Erektidler, Amazonlarla savasmıs ve onları yenmisler. Sonra, önderleri These, Amazon kadını Smyrna ile evlenmis ve yöreye de onun adını vermistir. Eski Yunanca’da “Smyrna” biçiminde yazılan kentin adı İyon yazımında “Smirni” ya da “Zmirni” haline geldi. Bu adın basına “i” tanımlığının gelmesiyle önce “i Zmirni” olduğu, bunun da giderek “İzmir”e dönüstüğü sanılmaktadır.

    Sinop, MÖ 7. yüzyılda Miletoslular tarafından bir ticaret kolonisi olarak kurulan Sinop’un, adını bir Amazon kraliçesi olduğu ileri sürülen “Sinope”den aldığı söylenir. Mitolojiye göre ise kente adını veren Yunan Irmak Tanrısı Asopos’un kızlarından “Sinope”dir. Kentin adı Hitit belgelerinde ”Sinuwa” olarak geçer. Bu adın, “güzel balıklık” anlamına geldiği sanılmaktadır.

    Şırnak, Çok eski bir geçmise sahip bulunan Sırnak kentinin tarihi, Kâtip Çelebi’nin 17. yüzyılda yazdığı Seyahatname ve tarihi rivayetlere göre Nuh Tufanı zamanına dayanır. Bu rivayetlere göre tufandan sonra kentin Nuh’un gemisine ait kalıntıların bulunduğu Cudi Dağı’nın kuzeyinde Sehr-i Nuh adıyla kurulduğu, zamanla “Serneh” ve daha sonraki yıllarda da “Sırnak” adını aldığı rivayet edilmektedir.

    Ordu kentinin kuzeybatısındaki Bozukkale yöresinde kalıntılarına rastlanan Kotyora kenti, Miletosluların kurduğu ve daha sonra terk ettiği bir ticaret kolonisiydi. Kotyora’dan sonra yöredeki en eski yerlesme, Merkez ilçeye bağlı Uzunisa bucak merkezinin kuzeydoğusundaki Eskipazar Köyü’dür. 16. yüzyıl kayıtlarında Bayramlu ya da Bayramlı adlarıyla geçen bu yerlesmenin kıyıdaki iskelesi Bucak adıyla anılıyordu. 19. yüzyılda hızla gelisen Bucak’a 1869’da, giderek önemini yitiren Bayramlı’nın eski adı olan Ordu verildi. Fetih yıllarında askerî birliklerin konakladığı yer olması sebebiyle Bayramlı kasabasının bu adla anıldığı sanılmaktadır.

    Kocaeli İli’nin adının, burayı Bizanslılardan alan bir Türk komutanı olan Akça Koca’nın adına izafeten “Koca İli” olarak verildiği, daha sonra ise bu sözcüğün Kocaeli haline geldiğini görmekteyiz.

    Yalova’nın Antikçağ’daki adı Pitiya’dır. Bizans İmparatoru Konstantinus, annesi Helen’in kasabanın imarına katkılarından ötürü, buraya “Helenapolis” adını verdi. Bugünkü Yalova adı, Osman Gazi’nin fermanıyla burayı fetheden Kara Yalvaçoğlu’nun adından kaynaklanmıstır. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Yalova’dan söyle bahsedilmektedir: “Kal’a ve sehir tekfur binasıdır. Buralar Osman Gazi’nin fermanıyla (Kara Yalvaçoğlu) fethedildiğinden “Kara Yalva” derler”

    Amasya, Kurulus tarihi MÖ 2000 yıllarına kadar uzanan Amasya kentinin bilinen en eski adı “Amesia”dır (Sahin-Emecen, 1991: 1). MÖ 211-190 yılları arasında yasayan Roma İmparatoru Septimus Severus’a özgü Amaseia sikkelerindeki yazıda Yunan Tanrısı Hermes’in kentin kurucusu olduğu belirtilmektedir. MÖ 60-MS 19 yılları arasında yasayan ve Amasya’da doğan Strabon, Amasya’dan Amesia olarak söz etmektedir. Helenistik Dönem’den kalma yazıtlarda kentin adı Amesia biçiminde geçmektedir. Umar’a göre, Amesia adı, Ana Tanrıça Ama/Ma ile bağlantılıdır. Burası Roma egemenliği çağında bile Ama/Ma tapkısı merkezi idi. Aynı kaynakta, kentin adını, tarihte savasçı kavimler arasında ün yapmıs olan Amasitler’den (Amazonlar) aldığı belirtilmektedir. Çünkü burası, Amazon Yurdu diye bilinen yörenin tâ kendisiydi.

    Samsun; sehrin 3 km kuzeybatısında, Kalyon Burnu’na doğru uzanan bir sırt üzerindeki tarihî Amisos’un mirasçısıdır. Sonradan “Samissos” ve “Samisun” olarak adlandırılan bu yerlesmelerin adı zamanla Samsun’a dönüstü. Amisos adı Helen ağzında “Samissos” olarak kullanılmıs olup bu ad “Kutlu Ananın Kenti” anlamına gelir. Bu dönemde kent, bir “piskoposluk merkezi idi. Burası, “Amazon Yurdu” diye anılan bölgede yer alıyordu.

    Ankara adının, MÖ 10.-6. yüzyıllar arasında Anadolu’nun önemli bir kısmına sahip olan Hititlerin Ankuwa sehrinin adı ile olan iliskisi dikkati çekmis, Ankara’nın burası olacağı ortaya konmustur. Sehrin tarihte geçmis bütün adları bu isimden pek az farklı bulunmaktadır. Ankara tarih boyunca Ankyra, Ancyre, Enguriye, Engürü, Angara, Angora adlarını almıstır. Ankara’nın İslâmi Devir’de aldığı Engürü adı, halkın bu adı Farsça “engür” (üzüm) kelimesine benzetmesinden kaynaklanmıstır. 17. ve 18. yüzyıl belgelerinde, yani, Osmanlılar Dönemi’nde “Ankara” olarak görülmektedir. Hitit belgelerinde ve yöre adları arasında anılan Ankuwa’nın Ankara adının öz biçimi olduğu sanılıyor. Görünüse bakılırsa o adlar, bir “Anka” kök sözcüğünden türetilmistir ve Ankuwa adını elde etmek için Anka’ya, önce ura sonra uwa eklenmistir. Böyle idiyse Ankuwa’nın anlamı “Yüce Anka Tapınağı”dır.

    Niğde’nin en eski adının “Nahita” ya da “Nakida” olduğu ileri sürülür. İlk kez Nekide adına İbni Bibi’de rastlanır. Nekide, 14. yüzyılda Arap harfleriyle “Nikde” seklinde yazılmıstır. 18. yüzyılda da belgelerde, Selçukilerde olduğu gibi “Nikde” seklindedir. Cumhuriyetten sonra ise “Niğde” olarak yazıldı. Umara göre Nakida, Ana-Kinda’nın çesitlemesi olup bu da “Ana Tanrıça” anlamına gelmektedir.
    Konu ÜstaD tarafından (04.04.15 Saat 16:17 ) değiştirilmiştir.
    Farklı, kıraçlı, turkoglu81 Bunu beğendi

  5. #5
    ÜstaD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Engellendi
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.680
    Tecrübe Puanı
    0
    Rep Derecesi: **

    Lightbulb İllerin Eski Adları ve Kaynağı Bölüm 2-b

    Maraş, Hititler zamanında kurulmus olan Maras’ın bu döneme ait belgelerde adı “Marasa/Marassa” olarak geçmektedir (Ertem, 1973: 92). Bu sözcük, Bizans
    Dönemi’nde “Marasin” biçimine; İslâm Dönemi’nde ise “Mar’as” biçimine dönüstü. Yeniden Bizanslıların eline geçtiğinde, kentin adı “Marasaion” olarak değistirildi. Dana sonra İslâm Dönemi’ndeki adıyla anılan Maras, Millî Mücadele yıllarında Fransızlara karsı yürüttüğü direnisten ötürü, 7 Subat 1973’te “Kahramanmaras” adını aldı. Maras sözcüğünün aslı olan Marasa/Marassa; Ma-(u)ra-(a)ssa öğelerinden türetilmis olup “Yüce Ma (Ana Tanrıça) Kenti” anlamına
    gelmektedir.

    Balıkesir’in ilk iskân yerinin sehrin 26 km doğusunda Kepsut civarındaki “Akhyraous” (Hadrianoutherai) olduğu tahmin edilmektedir. Bugünkü kentin bulunduğu yerde iskân çok daha sonra baslamıstır. Nitekim Bizanslılar zamanında, burası “Paleo-Kastro” (Eski Kale-Eski Kasr) adlı bir çiftlikti. Selçuklu Türkleri sehre “Balak” adını vermekteydiler. Kentin ortasında yükselen bu güzel hisara “Balak Hisar” (Hisar Sehri) adını vermislerdir. Daha sonraları bu isim “Balıkesir” sekline dönüsmüstür.

    Aksaray’ın ilk çağlardaki adı “Garsaura” idi. Sonraları “Arkhelais” adını aldı. Anadolu Selçukluları tarafından fethinden sonra, İzzettin Kılıçarslan’ın yaptırdığı yapılarla âdeta yeniden kurulan kente, ortasında yapılan görkemli saraydan ötürü “Aksaray” adı verildi.

    Çanakkale, Osmanlı Dönemi’nde kurulmus yeni kentlerden biridir. Kentin çekirdeğini, 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet tarafından, bugün Çimenlik denilen yerde, boğazdan geçisi denetlemek için yaptırılan eski bir kale meydana getirir. Boğazın en dar olduğu stratejik bir kesimde kurulan bu kale çevresinde, zamanla yerlesmelerin belirmesi ve çoğalmasıyla Çanakkale kenti doğmustur.

    Kırıkkale’nin adının, kentin 3 km kuzeyindeki Kırıkköyü ile sehrin merkezindeki Kaletepe kelimelerinin kısaltılarak birlestirilmesinden sonra ortaya çıktığı söylenir. Bu isimin halk tarafından yakıstırıldığı kanaati yaygın olmakla beraber bölgenin ismi Osmanlı arsiv belgelerinde, simdiki haliyle “Kırkkal’a” olarak geçmektedir.

    Kırklareli, Bizans Dönemi’nde “40 Kilise” anlamında “Saranta Ekklesiai” adıyla anılıyordu. 14. yüzyılda Türklerin eline geçince, bu ad “Kırkkilise”ye çevrildi. Bir süre kente, “Kırk Kinîse” denildi. 20 Aralık 1924’te adı “Kırklareli” olarak değistirildi.

    Eskisehir adı, Türklerin Anadolu’ya gelisinden sonra sehrin kurulduğu mevkiin durumuyla ilgili olup muhtemelen bugünkü sehre 3 km uzaklıkta bulunduğu sanılan antik “Dorylaion” harabeleri yakınında yer almasına dayanır (Oğuzoğlu-Emecen, 1995: 398). Dorylaion kenti ise ünlü Antikçağ coğrafyacısı Strabon’a göre, adını Eretria’lı Doryleos’tan almıstır.
    Konu ÜstaD tarafından (04.04.15 Saat 16:21 ) değiştirilmiştir.
    turkoglu81 Bunu beğendi

  6. #6
    ÜstaD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Engellendi
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.680
    Tecrübe Puanı
    0
    Rep Derecesi: **

    Lightbulb İllerin Eski Adları ve Kaynağı Bölüm 3

    Kaynakları Tartışmalı Olan ya da Bilinmeyen İllerimiz

    Kastamonu kentinin adı, Bizans tarihçilerinin yapıtlarında “Kastamon” olarak anılıyor. Kentin adının kaynağına iliskin birçok sav ileri sürülmüstür. Savlardan biri, MÖ 16. yüzyılda bu bölgede yasayan Kaskalar’ın (Gas, Gaska) yöreye de adlarını verdikleri yolundadır. Bu sava göre, yöredeki Tumanna kenti, zamanla “Kaskalar’ın Kenti Tumanna” anlamına gelen “Gastumanna” diye anılır olmustur. Fonetik açıdan Kastamonu’ya yakın olusu nedeniyle de, kentin adının kaynağı Kaskalar’a bağlanmak istenmektedir. Ancak, Kastamonu yöresindeki Tumanna kentinin yerinin henüz tam olarak saptanamamıs olması bu olasılığı dayanaksız kılmaktadır. Bir baska savda, Bizanslıların Komnenos soyunun yörede bir kale yaptırdığı ya da onarttığı ileri sürülmekte, söz konusu kaleye de bu nedenle, “Komnenos Kalesi” anlamına gelen “Kastra Komnen” adının verildiği belirtilmektedir. Buna göre, Kastra Komnen zamanla Kastamonu’ya dönüsmüstür. Umar ise Kastamonu adının Kas-Ta(u)ma-wana, Tapınak-kam-ı-halkının-Ülkesi öğelerinden türetilmis olduğu kanısındadır.

    Çankırı, Tarihte Paflagonya diye anılan bölge içinde yer alan Çankırı’nın adı “disi keçi” anlamına gelen “Gangra”ydı. Bu adı sehre keçilerin otlatılmasına elverisli orman bitkilerinin bolluğundan dolayı Paflagonyalı çobanlar takmıslardı. Bu savın dayanaksız olduğunu belirten Umar (1993) ise Gangra adının, özellikle Paflagonya bölgesinde çok rastlanan ve Ana Tanrıça adlarından biri sanılan Anka sözcüğünden türetilmis olduğu kanısındadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kangırı, Kengari biçiminde yazılan kentin adı halk arasında “Çangırı” olarak söylenirdi. Cumhuriyet Dönemi’nde sehrin adı Çankırı oldu.

    Çorum, Kurulus tarihi kesin olarak bilinmeyen Çorum, Bizans egemenliğinde Eukhaita, Niconia ya da Yankonia adını tasımaktaydı. Kentin adının kaynağı üzerinde yapılan arastırmalar kesin bir sonuç vermis değildir. MÖ 3. yüzyılda Anadolu’ya gelen Galatların Trokmu kolunun yerlestiği Çorum yöresine Trokmoi adını verildiği bilinir. Trokmu adının zamanla Toromku, onun da Çorumlu’ya dönüstüğü söylenir. Bazı kaynaklarda Çorum adı, MÖ 90-80 arasında Pontus Krallığı’na bağlı olarak Kapadokya Valiliği yapan Gordios’a dayandırılmaktadır. Gordios’un yönetimi sırasında Gordiana denilen bölge, onun yönetiminden sonra uzun süre aynı adı tasıdı. Bu sava göre, Çorum sözcüğü, Gordiana’nın Gordum biçimini alması ve zamanla Çorum’a dönüsmesiyle ortaya çıkmıstır. Bir baska görüse göre ise 1075 yılında fethedildikten sonra yöre Oğuzların Alayuntlu boyundan Çorumlu oymağın bası İlyas Bey’in yönetimine bırakılmıs ve “Çorumlu” (Çorumlu’nun yaylağı-kıslağı) adıyla anılmaya baslanmıstır. Çorumlu adının XVI. yüzyıla kadar kullanıldığı bu tarihlerde “lu” ekinin bırakılarak “Çorum” biçimini aldığı ileri sürülür. Evliya Çelebi ise Çorum Kalesi’nin Selçuklu Dönemi’nde yapıldığını belirttikten sonra havasıyla suyunun hastalıklara iyi geldiğini yazar. Evliya Çelebi’ye göre Kılıç Aslan, oğlu Yakup Mirza ile çorlu (hastalıklı) kisileri iyilestirmeleri için buraya göndermis, hastalıklar iyilesince de bu yerlesim yerine Çorum adı verilmis. Evliya Çelebi ayrıca, adının “Çor Rum”dan geldiğinin söylendiğini de yazar. Umar’a göre ise Çorum adının kökeni Ermenice “akım, akıntı” anlamına gelen “Dzorum”dur. Bu ad, Dzoril (Dzor-il: Akmak) fiilinin köküne – um takısı eklemekle türetilmistir; yöreden geçen bir akarsuya isaret eder.

    Tokat İli’nin adının kaynağı konusunda farklı görüs ve söylenceler vardır. Bazı kaynaklarda, Tokat İli’nin en eski halkının Togayıtlar olduğu, Turan asıllı bu soyun kente “Tokat” adını verdiği ileri sürülür. Tokat adı, “Togat”, “Tokiye”, “Dokiye”, “Tukiye” gibi değisik biçimlerde de kullanılmıstır. Bir baska görüs ise Tokat’ın, adını “Surlu Kent” anlamına gelen “Tok Kat”tan kaynaklandığıdır. Turan, Tokat’ın adını İlkçağ kenti “Dokeia”ya esitlemektedir. Evliya çelebi ise kentin söylencesel kurucusundan, Analika boyunun “Dok-at” adlı kahramanından söz etmektedir. Bir baska görüs ise kentin bu adı, MÖ 4. yüzyılda İmparatoriçe Evdoksia’nın adından geldiği yolundadır. Bu görüse göre, “Evdoksia” adı giderek “Evtokia” olmustur. Tokat, Arapça’da “Dokat”, Eski Türkçe’de “Tok-at” biçiminde benimsenmistir. Baykara ise Tokat kentinin Türklerce kurulduğunu ve adının da Türkçe’de “Hayvanların kapalı tutulduğu yer” anlamında “Tokad” olduğunu savunuyor.

    Erzurum’un ilk adı, Doğu Roma (Bizans) Đmparatoru II. Theodosios’a (408-450) izâfe edilen “Theodosiopolis”tir. Türkler, eski çağlardan beri meskûn olan ovadaki Erzen’i fethettikten sonra (1048-1049) buradaki halkın bir kısmının sığındığı Theodosiopolis için “Erzen” adını kullanmıslardır. Ancak Siirt dolaylarındaki diğer Erzen’den ayırmak ve bunun Anadolu’ya ait olduğunu belirtmek için sonuna Rum kelimesi eklenmistir. Kentin adının da bundan sonra Erzen-i Rum, Arzırum, Erz-Rum gibi adlarla anıldığı ve bu adların zamanla Erzurum’a dönüstüğü sanılır. Erzen adı, Farsça’da “Darı” anlamındaki Erzen’den gelmis olabilir. Bu adın, “kaynak, akarsu” anlamına gelen “Ardana-Artana”dan kaynaklanmıs olması da mümkündü. Persler Dönemi’nde bugünkü Erzurum yöresi için “Alzi” ya da “Alzik” adları kullanılmıstır. Erzurum’un 16 km batısında bulunan simdiki Karaz Köyü’nün adı, 11. yüzyılda “Arze” ya da “Azze” idi. Bu adın, Asurlular Dönemi’nde kullanılan Alzi ya da Alzik adlarından kaynaklandığı sanılır. Alzi adı da, bu dönemde burada yasamıs olan Azzililer’den gelmektedir.

    Malatya adının kaynağı Hititler Dönemi’ne aittir. Bu dönemde kentin “Maldiye” diye anıldığı bilinmektedir. Asur ve Urartu kaynaklarında farklı yazılıs biçimleriyle Mildia, Melid, Melide, Meliddu ve Melitea olarak geçer. Aynı adın, Roma Dönemi’nde “Melita” ya da “Melitene” olarak kullanıldığı bilinmektedir. Bu ad, değisime uğrayarak günümüze değin gelmis ve “Malatya” biçimini almıstır. Malatya adının, “bal” anlamındaki Hititçe sözcük “Melit”ten geldiği öne sürülür.

    Muş’un ilk yerlesim yeri Kale Mahallesi’dir. Sehrin kurulusu ile ilgili çesitli rivayetler bulunmaktadır. Bir rivayete göre sehir, Nuh’un oğlu Yafes’in torunları olan Mus Oğulları tarafından kurulmustur. Bununla beraber Asur kaynaklarında sehrin ilk temellerinin Muskiler tarafından atıldığı belirtilir. Mus adının sehre Đbrani boylarından biri tarafından verilmis olduğunu belirten kaynaklara da rastlanır. Bunlara göre Musa “sulak, verimli” anlamındadır.

    Batman, Cumhuriyet Dönemi’nde kurulan ve çok hızlı gelisen sehirlerden biri olan Batman, burada mevcut olan “İluh” adlı bir köyün yerini almıstır. Eski bir ağırlık ölçüsü olan batman, Anadolu halk ağızlarında “büyük, ağır; büyük su testisi, büyük çömlek” anlamlarına gelir. Buna göre, burada kurulmus olan petrol rafinerisinden dolayı kente bu adın verilmis olduğu düsünülebilir. Bu adın “büyük çömlek” anlamı da bulunduğuna göre, kentin kurulduğu arazinin çömlek seklinde olması nedeniyle, buraya “Batman” adının verilmis olması da mümkündür.

    Muğla isminin nereden geldiği konusunda çesitli rivayetler vardır. Antik Çağ’da Karyalılar tarafından kurulan kentin bilinen ilk ismi Mobolla’dır. Muğla bölgesinde Helenistik Dönem’e ait bir kitabede sehir adı “Moğola” seklinde geçmektedir. Eroğlu (1939), MÖ 189-140 tarihleri arasında yazıldığı söylenen Rodoslulara ait iki kitabeden söz ederek bunlarda Moğola kelimesinin değistirilerek “Movola” seklinde yazıldığını daha sonra bu kelimenin zaman içinde değisime uğrayarak “Muğla”
    seklini aldığını belirtmektedir. 1889 (H. 1326) yılı Aydın Vilayet Salnamesi’nde ilin eski adı “Mobella” seklinde kayıtlıdır. Muğla’nın ismi ile ilgili bir baska görüs de söyledir. Moğol hükümdarlarından Dibakuy Han’ın Alınca Han isminde bir torunu, onun da Tatar ve Moğul isminde iki oğlu vardı. Moğol Han’ın bu bölgede güçlü bir hükümet tesis etmesinden dolayı Alınca Han’a izafeten ve daha sonra da Moğul’a atfen “Moğla” denildiği belirtilmektedir. Muğla’nın çevre köylerinden Dirgeme Köyü ve havalisinde birçok ailenin Tataroğlu diye anılması ve Orta Asya’da Moğola veya Mogolla adıyla bazı köy isimlerine tesadüf edilmesi, Muğla’nın da bu isimle bağlantılı olması olasılığını kuvvetlendirmektedir. Evliya Çelebi’nin belirttiğine göre ise Muğla adı, Selçuklu Sultanı Kılıç Aslan’ın komutanlarından Muğlu Bey’in adından gelmektedir. Kentin, tepe üstündeki görkemli kalesini Muğlu Bey fethettiği için, önceleri kente “Muğlu” adı verilmis, zamanla bu ad Muğla’ya dönüsmüstür.

    Uşak adı, Türklerin Ege’ye gelisi sırasında (11. yüzyıl) ilk olarak “Ussak” biçiminde ortaya çıkmıstır. “Asıklar” anlamına gelen bu ad, Usak için, Evliya Çelebi’ce “Asıklar Beldesi” olarak yorumlanmıstır. Umar ise Usak adının, kent dolaylarında olduğu bilinen Obsequium’dan kaynaklanmıs olduğu kanaatindedir. Ona göre, Obsequium’un Rum ağzında, “Opsikon”un yanı sıra (Rumlasma Dönemi’nde b = v değerini aldığı için) “Ovsekion” diye söylenen bir çesitlemesinin kullanılmıs olması beklenir ve sondaki –ion’ları atan Türk ağzının, “Ovsek”i Usak etmesi de doğaldır. İl 15 Temmuz 1953’te 6129 Sayılı yasayla “Usak” adını almıstır.
    Konu ÜstaD tarafından (04.04.15 Saat 16:35 ) değiştirilmiştir.
    turkoglu81 Bunu beğendi

  7. #7
    ÜstaD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Engellendi
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.680
    Tecrübe Puanı
    0
    Rep Derecesi: **

    Lightbulb

    Yukarıda bahsi geçen eski yerleşim yerleri isimlerinin kaynaklarının farklı anlamlarına aşağıdaki verdiğim adreslerden ulaşarak detay elde edebilirsiniz, ilerleyen zamanlarda detaylı olarak her ilin farklı kayıtlarını da konu altında ekleyerek anlatmaya çalışacağım.

    OSMANLICA YER ADLARI
    BURADAN

    YUNANCA YER ADLARI
    BURADAN

    ERMENİCE YER ADLARI
    BURADAN

    TÜRKÇE YER ADLARI
    BURADAN
    Konu ÜstaD tarafından (04.04.15 Saat 16:38 ) değiştirilmiştir.
    turkoglu81 Bunu beğendi

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş