1. #1

    Mezar Tipleri, Ölünün Mezara Taşınması ve Gömü Şekilleri

    Anadolu coğrafyasında yaşamış medeniyetler çoğu kez normal gömme (inhumasyon), bazende yakarak gömme (kremasyon) türünde mezarlar vardır.


    Anadolu?daki mezar tipleri 6 ana gruba ayrılmaktadır;


    Basit Toprak Mezar
    Kaya Oyuğu ve Kaya Aralığı Mezarları
    Sandık Mezar (lahit)
    Küp Mezarlar
    Oda Mezar
    Yığma mezar


    1; Basit Toprak Mezar;


    Anadolunun höyüklerde en eski, yani toprağın a tabakası denilen tabaka altında görülen ve varlığını uzun müddet koruyan bu mezar tipine rastlanmaktadır. Mezar çukurunun boyu hocker ve uzatılmış durumda gömülen bir insanı içine alabilecek uzunlukta olup, derinliği de yerine göre 0.30-0.90 cm. arasında değişmektedir. çukur düzensiz, dikdörtgen, kare veya elips olup, genişliği 0.30-0.60 cm. arasındadır. Toprağa kazılan mezar çukurlarının taban ve yan taraflarında taş ve kerpiçten bir yapı izine rastlanmadığı gibi üstleri de yalnız çukurdan çıkarılan toprakla örtülmektedir. Diğer bir deyimle basit fakir mezarları diye adlandırılabilir. Bu tip mezarlara Anadolu coğrafyasının tamamı yerleşkelerinde rastlamak mümkündür. Bu da gösterirki, ancak küçük ayrıntılarda farklılıkların saptanabileceği toprak mezarlar her kültürde birbirlerinden etkisizce ortaya çıkmışla. Ve günümüzün en yaygın gömme türü olarak kabul edilmektedir. Bu tip mezarlar profesyonel definecilerin ilgisi alanında değildir çünkü mezarlar genelde boş çıkar.


    2; Kaya Oyuklarına ve Kaya Aralıklarına Yapılan Mezarlar;


    Yere sabit kaya kitlelerinin oyukları ve aralıklarıda ayrı bir mezar şekli olarak incelenir. Mezar çukuru kazılırken ana kayaya rastlanılması durumunda kaya şekillendirilmesi yerine onun düz olmayan oyuk ve aralıklarından da faydalanılarak mezar yeri açılmaktadır.


    Her kaya oyması mezarla ilişkilendirilmemelidir, kaya oyuklarının mezar olduğunu anlamak için çevrede sunu çanakları ve mezar sunakları aranmalıdır. dışarıda her hangi bir belirti yoksa iç mimari yapı dikkate alınmalıdır, iç mimari döşeme ölü gömme kültüne uygunsa bu kaya oyuğunun mezar olduğunu anlarız. Bununla beraber Tasarım, işçilik, konum ve giriş özellikleri de mezara özgü ip uçları verir. Kaya odalarının işlevini saptamaya çalışırken kullanılan tek ölçüt mezar belirtileri olmamalıdır.


    3; Sandık Mezarlar;


    Taştan, ağaçtan ve kerpiçten yapılan bu mezarlar dikdörtgen ve kare şeklinde tercih edilmektedir. Genelde dört tarafı taşla çevrilidir. Üzeri bazen kapatılır, bazen kapatılmaz ve amaç sandık şeklini oluşturmaktır. Sal taşları ile yapılmaktadır. Bir ya da daha fazla gömü hocker tarzda gömülmektedir. Eğer üzweri kapatılmamış ise bu megalit sınıfına girebilir, tam sandık oluşturulmuş dış ceğhe figürlerle resmedilmiş ise bu lahit sınıfına girer.


    4; Küp Mezarları:


    Anadoluda çok sık rastlanana mezar tipidir. Definecilerin pek ilgisini çekmez çünkü hediye eşya çıkma oranı düşüktür. Bu mezarların geçmişi Neolitik Döneme kadar dayanır. Birey yakılmadan gömülecekse cesedin boyutlarına uygun küpler bulunup içine yerleştirilir. Birey yakılacak ise daha küçük boyutlu küpler yeterli olur.
    Küplerin ağzı genellikle taşla ya da kiremitle kapatılır.


    5; Oda Mezarlar;


    Taş, kerpiç, gibi malzemeler kullanılarak yapılan küçük odalardır, Genelde ön girişleri vardır ve ev şeklinde olur. Üzerleri sal taşı, ahşap yada pişmiş kiremit ile kapatılır üzeri toprak örtülerek zemin altında bırakılır.


    6; Yığma mezarlar;


    Farklı toprak katmanları bir yere yığılarak yapılan mezar tipleridir. Mezar odası zemine yapıldıktan sonra farklı topraç çeşitleri ile üzeri kapatılan, örnek tümülüs şeklindeki möezarlar yığma mezar denilmektedir. bu bazen çakıl yığını olarakta karşımıza çıkmaktadır. Girişleri ve dramoz şeklinde tünelleri vardır,bu tünellerin bir çoğu tuzaklıdır, yığma mezarlar hediye bakımından en zengin mezar tipleridir.


    Ölünün Mezara Taşınması


    Ölünün mezara taşınması olayı, Orta Demir Çağında ölü gömme törenlerinde çok önemli yere sahiptir. Ölen kişinin, yakılmadan ya da yakılarak gömülmeden önce mezarlık alanına taşınması gerekir. Erken Demir Çağında olduğu gibi Orta Demir Çağında da mezarlıkların yerleşim alanı dışında yer alması taşıma olayını gerektirmiştir. Taşıma işlemi olasılıkla belli bir düzen ve uygulama içerisinde yapılmıştır.


    Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  ölüyü taşıma.jpeg
Görüntüleme: 12
Büyüklüğü:  57.0 KB (Kilobyte)
ID:	256218


    Ölünün Mezara Taşınması, Törenler ve Hediyeler


    Ölü gömme geleneklerinde mezara taşıma işlemi sırasında özel nitelikli bir taşıtın kullanılmış olabileceğinin yanı sıra, günlük işlerde kullanılan taşıtların da bu işlev için kullanılmış olabileceği belirtilmiştir. Toprak kale kazılarında ele geçen iki mühür baskısı üzerindeki betimlemelerde, ölünün bir tabut içinde dört tekerlekli arabaya konarak mezarlık alanına getirildiği görülmektedir. Birinci mühür baskısında araba, insan figürünün arkasında kalan grifon tarafından çekiliyor olmalıydı. ikinci mühür baskısında da araba sahnesi betimlenmiştir.


    Bu mühür baskısındaki sahnede, kıvrık boynuzları olan bir hayvan tekne şeklinde gösterilmiş bir nesneyi çekmektedir. Ayrıca sahnenin önünde ve arkasında bazı figürler bulunmaktadır. Arabaların küvet şeklindeki görüntüsü bunların lahit olabileceği düşüncesini akla getirmektedir. Mistik bir sahne içeren mühür baskılarında fantastik yaratıklar olan grifonların çektiği arabalar, simgesel olarak ölülerin ruhlarını yer altına götürüyor olmalıdır. Bu sahneler üzerine araştırmacılar tarafından farklı görüşler bulunmaktadır.


    Ölünün Mezara Taşınması, mezara ilerleyiş


    Ölü mezarlığa getirildikten sonraki bir diğer aşamada ölünün mezara taşınmasıdır. Toprak altına inşa edilen ya da toprak altındaki ana kayaya yapılan mezarlarda ölünün mezar içine bırakılması daha kolay olmasına karşın kayalık alanlarda ulaşım daha zordur. Örneğin Van Kalesindeki I. Argiti mezarı ve yakarak gömü yapılan mezara iki yönlü basamaklar yapılmıştır. Bunların dışında yer altına yapılan mezarlara da aynı amaçlı merdivenler yapılmıştır. Kral ve soylu sınıfa ait kişilerin mezarlarına çok basamaklı merdivenlerle girilirken halka ait mezarlara bir ya da birkaç basamaklı merdivenle girildiği belirtilmiştir.


    Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  taşıma.jpg
Görüntüleme: 13
Büyüklüğü:  50.2 KB (Kilobyte)
ID:	256221


    Çeşitli Yerleşimlerden Benzeri Sahneler


    Ölünün mezara taşınması ile ilgili benzeri sahneler, Ağlayan Kadınlar Lahtinde ve Çeçtepe Kaya Kabartmasında betimlenmiştir. Ölünün sanduka ya da lahit içinde törensel taşınmasını içeren Ekphora adı verilen sahnelere, M.Ö. 5.Anadolu-Pers eserlerinde de çokça rastlanır. Bu tür eserlerden Köseresul I, Köseresul II, Elnaf ve Addanın stellerinde üzerlerinde lahit türü yükler bulunan atlı arabaların taşıdığı sahneler de vardır. Boğazköy kökenli Hitit çivi yazılı tabletlerde (M.Ö. 14-13. y.y) krali bir cesedin yakma töreni aktarılmıştır. Yakma işlemi öncesinde ölü bir araba üzerinde taşınıyor ifadesi kullanılmıştır.


    Kurban Töreni


    Çok eski çağlardan beri, ölü gömme törenleri sırasında tanrıya kurban sunulmaktadır. Bu durum insanların kendilerini koruma güdüsü ya da şükran duygusu olarak açıklanabilir. Ayrıca ölüyle birlikte mezara sunu kapları içinde yiyecek ve içeceklerin bırakılması da ruhların yaşayanlara rahatsızlık vermemesi amacıyla konulduklarını akla getirmektedir.


    Kronolojisi tartışmalı olan Doğubayazıt kaya mezarı cephesi figüratif kabartmalı tek kaya mezarıdır. Mezar girişinin her iki kenarındaki kabartmalarda olasılıkla bir kurban sahnesinin betimlendiği söylenmiştir. Girişin solunda iki elini açmış bir figür bulunmaktadır. Bu figür mezar sahibini simgelemektedir. Figürün önünde bir keçi bulunmaktadır. Girişin sağında ise çift boynuzlu başlığı bulunan tanrı kabartması betimlenmiştir. Bu sahnenin kurban hayvanı sunuş sahnesi olduğu düşünülür.


    Kurban törenleri, uygun alanların olduğu bazı mezarlarda düzenlenmiştir. Van-Edremit-deki Kadembastı mezarı bu tarz örneklerden biridir. Mezar girişinin hemen yanında yer alan bir çukur ve ona bağlı kanal, kurban ve libasyon törenlerinde kullanılmış olmalıdır. Ayrıca anakaya üzerine yapılan ve “kaya işaretleri” olarak adlandırılan kanallarda mevcuttur. Bu tür kanallar Atabindi mezarlarının üst kısmında, Kadembastı mezarı yakınında ve Van Kalesinde küçük bir kaya platformunun üzerinde görülmektedir. Bu kanallar kurban kanının akıtıldığı çukurlar olarak düşünülmüştür. Son dönemlerde anıtsal kaya işaretleri üzerine etnoarkeolojik bir çalışma yapan E. Konyar ahşap araba aksamlarına uygun biçimi vermek için yapılmış kalıplar olduğunu savunmaktadır. Ayrıca kurbanlık hayvanların mezarlık alanında kesildikleri de tam olarak bilinmemektedir. Çünkü kazısı yapılan mezarlık alanlarında kurban sunakları bulunamamıştır.


    Kurban törenlerine ait başlıca somut buluntular mezarlar içinde ele geçmiştir. Mezarlarda bulunan sığır, koyun ve keçi parçaları, kurban törenleri ile ilgili olmalıdır. Doğu Anadoluda Orta Demir Çağına tarihlenen mezarlıklar içinde Liçde yan yana üç at gömüsü bulunmuştur. Bu da atların kurban amacıyla kesilerek mezarlara bırakıldığını göstermektedir. Ölülere kurban edilen hayvanların bazı bölümleri kurban ya da ziyafet törenlerinden sonra saklanabilmekteydi. Karmir Blur, Toprakkale ve Bastamda elde edilen bulgular bu tür bir uygulamayı destekler niteliktedir. Lehmann Haupt Toprak kaledeki Ölüler Evinde insan iskeletleri ve yanmış hayvan kemikleri bulmuştur. Bu kemikleri tapınak kurbanının kutsal kalıntıları olarak yorumlamıştır. Piotrovsky Karmir-Blurda ortaya çıkardığı bir grup küçükbaş hayvan kemiklerinin kurban kalıntıları olabileceğini düşünmektedir. Bastamda çok sayıda yanmış ve kırılmış hayvan kemikleri paketlenmiş olarak kil bullalarla birlikte bulunmuştur.


    Ölü Yemeği


    Ölünün mezara konulmasının ardından ölü yemeği düzenlenmiş olmalıdır. Ölü yemeği Anadolu’nun en eski geleneklerinden biri olarak Doğu Anadolu’da yaşamaya devam etmiştir. Mezarların içinde yemeğe ilişkin bulgulara sık olarak rastlanmamasına karın ele geçen çanak çömlek ve hayvan kemiği gibi bir takım buluntular böyle bir yemeğin varlığını ortaya koymaktadır. Bunların dışında mühürler, steller, duvar resimleri ve tunç levhalar üzerinde betimlenen sahnelerde ölü yemeği ile ilgili bilgiler bulunmaktadır.


    Ziyafet sahneleri ile ilişkili olan ölü kültü hakkında bilinenler azdır. Mezarlık alanlarında kaya mezarlarının önlerinde yapılan tapınmalar önemli bir yer tutar. Ölünün arkasından, özellikle inhumasyon tarzı gömülerde yemeğinin yenmesi, ölü için ziyafet verilmesi önemli ritüellerden birisidir. Van/Ayanis Kalesi mezarlık kazılarında, urnenin üzerinde düz durumda bir çanak ve bu çanağı örten ikinci bir çanak bulunmuştur. Çanak içinde ölü için bırakılmış ölü yemeğinin olması, kremasyonda da ölü yemeği merasiminin yapıldığı önerilmektedir.


    Cenaze törenleri sonrası veya öncesinde yemek yapıldığını bilmekteyiz. ziyafet törenlerinin ölü için yapıldığını gösterir kanıtlar vardır. Ancak betimlenen ziyafet sahnelerin ölü kültü ile ilişkili olduğunu söylemek de zordur. Çeşitli eserler üzerindeki libasyon sahneleri, açık havada yapılan etkinlikler, masalar üzerindeki yiyecek ve içeceklerin bulunmasından hareketle bu sahnelerin ölü ziyafeti olduğu yorumları yapılmaktadır. Ancak ne yazıtlarda cenaze merasimi konusunda bilgi bulunmakta ne de adak levhaları ve kemer parçaları üzerindeki ziyafet sahnelerinde cenaze merasimini gösteren betimlemeler vardır.


    Mezar odalarına ölü armağanı ve yemeği konulmuştur. Ölü yemeği büyük bir olasılıkla mezarlık alanında pişiriliyordu. Elazığ/Kaleköy, Karagündüz ve Dilkayada kurbanlık etlerin pişirilmesi için kullanıldığı düşünülen ocaklar ve tandırlar bulunmuştur. Yemeği pişirme aşamasından sonra yemeğin nerede ve ne tip kaplarda yendiği sorusu akla gelir. Mühür ve kabartmalar incelendiğinde ölü yemeği için masaların kullanıldığı belirtilmiştir. Masalar farklı ve çeşitli boylarda olabilmektedir. Masaların yanı sıra içecekler için de; kulplu testiler, çanak ve kaseler kullanılmıştır. Masanın üzerinde büyükçe bir kabın içine açık ekmek olarak adlandırılan ekmeklerin bırakıldığı söylenmiştir.


    Mezarda Bulunan Kaplar


    Mezar odaları içinde bulunan ve bazen sayıları yüzleri geçen çanak ve çömlekler ölü yemeğinin konulduğu kaplardır. Kara gündüz mezarlarında bu durumu kanıtlayan, içinde hayvan kemikleri saptanan çanaklar in situ biçimde bulunmuştur. Çanaklara genellikle etli yemeklerin konulduğu söylenebilir. Bunun yanında özellikle Yonca tepe mezarlarının bazılarının içlerinde saptanan üzüm, buğday, nohut kalıntıları, tahıl veya meyve cinsinden besinlerin de ölü yemeği olarak sunulduğunu ve kaselere konulduğunu göstermektedir. Çömlek ve testi tipi kaplara ise genellikle içecek konulduğu düşünülmektedir.


    Doğu Anadolu’da basit toprak mezarların bir kısmında ölülerin baş uçlarında bazı kapların ele geçtiği bilinmektedir. Iğdır mezarlığında kayalığın batısındaki H alanında dağılmış durumda olmasına karşın iskeletlerin yanında bir kap, testi ve çeşitli formlarda seramik parçaları bulunmuştur. Kalecik yakınında bulunan mezarda da iskeletlerin yanında bir çanağın bırakıldığı anlaşılmaktadır. Ayanis I nolu basit toprak mezarda tunç küpelerin yanı sıra iskeletin kafasının yanında iki kulplu bir maşrapa ve iki kaba ait parçalar tespit edilmiştir. Bu durumun, gömü geleneğindeki benzerliği gösterdiği vurgulanmıştır. Patnos-Dedeli mezarında iskeletin ayağının dibinde ve mezara girişte merdivenin solunda bulunan hayvan iskeletleri ziyafet sonrası ölülerin yanına bırakılan yiyeceklerden arta kalan parçalar olduğu ifade edilmiştir.


    Ölülerle ilgili ziyafet sahneleri ayrıca mezarlarla ilişkili bazı taş eserler üzerine de yapılmıştır. Ahiran Lahiti bu eserlerden biridir. Burada taht ya da yüksek bir sandalye üzerinde oturan bir eli ile lotus çiçeği tutan sakallı kişinin önündeki masanın üzerinde yiyecekler bulunmaktadır. Bu ziyafet sahneleri K. Suriye mezar stelleri, Hamada bulunan bir mezar stelinde, Maraş ve Zincirli stellerinde de mevcuttur. Anadolu-Pers sanatının yaygın eserleri içinde görülen mezar stellerinin başlıca konularından biri ziyafet sahneleridir.


    Libasyon Sahnesi


    Ölü gömme törenleri içerisinde libasyon sahnesi de uygulanmaktadır. Libasyonlar kurban kanı, şarap ve su kullanılarak her türlü dini törenlerde ve ölü gömmeler sırasında yapılmış olmalıdır. Mezar içinde ve mezar dışındaki libasyon sahnelerinde daha çok taşınabilir türden tunç kazanlar ya da farklı formlardaki küplerin kullanılmış olabileceği söylenmiştir.


    Libasyon, açık hava tapınaklarında ve mezarların dışında gerçekleştirilmıştir. Altıntepede stellerin önündeki sunağa ölünün ruhu için yonca ağızlı bir testi ile şarap ya da kurban kanı libasyonu yapılmaktaydı. Yapılan libasyon ile ölünün tanrılara olan bağlılığı gösterilmiş olmalıdır. . Toprakkalede bulunan mühür baskıda, ölü arabası olduğu belirtilen arabanın arkasında bulunan kişi bir eliyle tuttuğu nesneyle yere sıvı dökmektedir. Olasılıkla burada da ölü için tanrıya adak yapılmaktaydı. Dilkayada CC15c plankaresinde, taş-sandık mezar yanında ele geçen içe dönük ağız kenarlı çanak üzerinde libasyon sahnesi olduğu belirtilir. Taş-sandık mezarın yanında ele geçmesinden dolayı mezardaki gömü için libasyon yapıldığı düşünülmektedir.


    Çeşitli Yerleşimlerden Benzeri Sahneler: Libasyon betimlemeleri Hitit ve Geç Hitit kabartmalarında özenle işlenmişlerdir. III. Hattuşilişnin Fraktin kabartmasında ve Malatya kabartmalarında libasyon sahneleri görülür. Geç Asur silindir mühürleri üzerinde de bu sahnelere rastlanır. Benzeri mühürler Nimrud, Sultantepe ve Dilkayadada saptanmıştır.


    Ölünün Mezara Taşınması, Defin işlemi. Mezar Armağanları


    Ölümden sonra yaşamın olduğuna inanan insanlar mezarlarını evleri gibi döşemişlerdir. Mezarlarda ele geçirilen mobilya aksamları, günlük kullanım eşyalarının çok ötesinde, oldukça değerli metallerle süslenip sağlamlaştırılmış özel mezar donatılarıdır. Birçok mezar odalarında masa üstlerinde yiyecek ve içecek kapları bulunmuştur.


    Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  mezara giriş.jpg
Görüntüleme: 10
Büyüklüğü:  103.8 KB (Kilobyte)
ID:	256220


    Ölü armağanları çoğunlukla, ölünün ardında bıraktığı ve yaşayanlar tarafından mezarlara bırakılan eserlerdir. Antik mezarlara bakıldığında çanak çömleklerle birlikte çok sayıda eserin de bırakıldığı görülmektedir. Bunlar; kişisel süs eşyaları, törensel aletler ve silahlardan oluşmaktadır. Bu eserler ölü gömme geleneğini algılamamızı sağlayan önemli bilgiler taşır. Mezarlardaki eşyalar ölünün cinsiyetine göre değişmektedir. Erkek gömülerinde; at heykelcikleri, koşum takımları, ok, mızrak ucu, bıçak gibi silahlar, kadın gömülerinde ise saç ve elbise iğnesi, fibula, küpe gibi armağanların olduğu belirtilmiştir.


    Urnelerdeki hediyelerin ise bazen içine bazen de dışına bırakıldığı görülür. Ancak bu uygulama bütün gömülerde görülmez. Bu durum olasılıkla ölünün sosyal statüsüyle ilişkilidir. Örneğin Dilkayada 19 urneden sadece 4 tanesinde buluntu ele geçmiştir. Dilkayada urnenin içinde konsantrik daire bezemeli bir taş ağırşak, haha başlı tunç iğne, kırılmış durumda kemer parçaları, yılan başlı bilezik, küpe, ağırşak ve bir taş boncuk ele geçmiştir. Urnelerin yanında ise biri ezilmiş diğeri de kıvrılmış iki kemer bulunmuştur. Dilkaya mezarlık alanında ele geçen urnelerin hiçbirinde erkek gömülere ait olduğu belirtilen silah bulunamamıştır.


    Arkeolojik Gömü Şekilleri


    Eski çağlardan günümüze kadar ölüler farklı medeniyetlerde ve farklı inanış sistemleri içinde çok farklı ritüellerle gömülmektedir. Gömme adetlerini pek çok toplumda kültürel kurallar belirler. Mezarın lokasyonundan, gömülen cesedin şekline, gömünün derinliğine, yanına konulan eşyalara kadar pek çok faktör bu adetleri şekillendirir. Bunlar toplumlar arasında-ve bazen de kendi içinde- o toplumun yapısına dair ipucu verecek şekilde değişmektedir. Toplumların yanı sıra aynı toplum içinde cinsiyet ve yaşa bağlı olarak gömü özellikleri değişmektedir.

    Örneğin, İsveç’te Ortaçağ döneminde, kilise kanunlarına göre kadınlar kilise arazisinin kuzey kısmına, erkekler güney kısmına gömülmekteydi. Buna ek olarak kişilerin sosyal statüsü, sınıfı veya varlık durumu da gömü adetleri üzerinde önemli bir etkendir. Gömünün değeri pek çok kez yanındaki eşyalarla ve gömünün lokalizasyonuyla belirlenmektedir. Nesnelerin bağlamı ve bağlantısı gerek adli vakalarda, gerekse arkeolojik vakalarda önemlidir. Bu bağlam adli vakalarda bir suç mahallindeki olayların yeniden yapılandırılmasının geliştirilmesinde yasal bir öneme sahip olmaktadır. Arkeolojik vakalarda ise nesneler kişinin sağlık durumundan sosyal statüsüne kadar pek çok bilgiyi sağlamaktadır.


    Bir arkeolojik ve adli incelemede karşılaşılan yüzey gömüleri ve bozulmuş gömüler dışında genellikle dört gömü tipi vardır: Birincil, ikincil, çoklu ve kremasyon gömüler. Birincil, ikincil ve çoklu gömüler inhumasyon, yani yakılmadan yapılan gömü biçimidir. Ölü bedenin toprakta açılan bir çukura ya da toprak altında hazırlanmış farklı şekillerdeki bir mezar veya küp içine konularak gömülmesidir . Kremasyon ise üst paleolitik dönemden beri görülen yakarak gömme biçimidir. Bedeni yakılan kişiden arta kalan parçalar toprağa direkt ya da bir urne içerisinde gömülmektedir.


    Birincil ve ikincil gömüler


    Birincil gömü cesedin ilk gömüldüğü yerle ilgilidir. Yani ilk lokasyon son gömülmeyle aynı ise bu birincil gömü olduğu anlamına gelmektedir. Bu tip gömüde ceset gömüldüğü vücut pozisyonunu koruyacak şekilde toprak altında kalmaktadır. Mezar açıldığında kemiklerin birbirine kıyasla daha doğru anatomik pozisyonda kaldıkları ve eklemlerin birbiriyle temas halinde oldukları görülmektedir. Eklemler arasındaki ilişki, yumuşak dokunun çözülmesinden sonra değişmemekte ve pozisyonu sabit kalmaktadır. Alt resim Gerek arkeolojik, gerekse adli bağlamda en çok karşılaşılan gömü türüdür.


    İkincil gömüde ise ceset gömüldüğü ilk yerden insan eliyle taşınıp başka bir yere gömülmektedir. Özellikle çürümenin ilerlediği ve iskeletleşmenin başladığı durumlarda birincil gömüden alınan cesedin kemiklerinin pozisyonu ikinci gömü sırasında bozulacak ve ilk gömüde birbirine temas eden ve anatomik doğrultuyu koruyan kemikler ikinci gömü sırasında karışık hale gelecektir. İkincil gömüde yumuşak dokunun dekompoze olduğu yer son gömünün olduğu yerden farklı olmaktadır. Hem arkeolojik hem de adli vakalarda görülen bir gömü tipidir. Adli olaylarda cesedin çürümenin ileri evrelerinde taşınması sonucu gerçekleşirken, arkeolojik vakalarda ölüm sonrası ölünün yerden yüksek bir platform üzerinde belli bir süre çürümeye bırakılması ve bu süre sonunda kemiklerin toplanarak gömülmesi söz konusu olabilir.


    Çıkarılan cesetlerin birincil ya da ikincil gömü olup olmadığı her zaman çok açık değildir. Örneğin; anatomik düzende çıkarılan bir ceset her zaman birincil gömü anlamına gelmeyebilir. Ceset iskeletleşme olmadan, dekompozisyon aşamasında, yumuşak doku ve kasları henüz tamamen çürümemişken çıkarılmış olabilir. Bu durumda ikincil gömünün gerçekleştiği yerde çürüme tamamlanacak ve ceset birincil gömüde olduğu gibi eklem bütünlüğünü koruyacaktır. Bu gibi durumlarda karpal ya da tarsal kemiklerin, sesamoid kemiklerin mevcudiyeti önemlidir. Cesedin yerçekimine göre pozisyonu da bu ayrımı yapmak için önemlidir. Örneğin, kişi –arkeolojik araştırmalarda da rastlandığı gibi oturmuş bir pozisyonda gömülmüşse, çürüme sonrası kemiklerin anatomik pozisyonu bozulacak ve dağılmış bir görüntü sergileyecektir. Bu gibi durumlar komplikedir ve detaylı bir analizi gerektirmektedir.


    Çoklu gömüler


    Çoklu gömü, iki veya daha fazla kişinin kalıntılarını barındıran tek bir mezardan oluşmaktadır. Çoklu gömüler ya da grup gömüleri pek çok kültürde bulunmaktadır. Kişilerin mezara gömülme zamanına bağlı olarak çoklu gömüler senkron ve diakron olarak kategorize edilmektedir. Senkron gömülerde mezar içindeki kişiler eş zamanlı olarak gömülmekte, diakron gömülerde ise kişiler farklı zamanlarda ama aynı mezara konulmaktadır. Diakron, yani ardışık gömülerde mezara erişim açık olmak zorundadır. Bu mezarlar kolektif gömü olarak da adlandırılmaktadır. Bu tip mezarlarda dönemsel bir senkron söz konusu olabilir, ama bu noktada ölüm anında değil, intervalde bir eşzamanlılık bulunmaktadır.


    Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  Hoker gömü tipi.jpg
Görüntüleme: 13
Büyüklüğü:  124.2 KB (Kilobyte)
ID:	256213



    Birden fazla kişiyi kapsayan mezarlar olduğunda salgın hastalık, soykırım, savaş veya dini intihar gibi nedenler söz konusudur. Arkeolojik bulgularda salgın hastalık nedeniyle toplu yapılan gömüler sıkça görülmektedir. Adli vakalar söz konusu olduğunda ise en yaygın biçimi olarak insan hakları kapsamında yer alan vakalarda çoklu gömü ile karşılaşılmaktadır. Arjantin, Guetemala ya da Bosna-Hersek’teki toplu mezarlar bunların en belirgin örnekleridir. Kimi zaman birden fazla bireyin aynı mezara gömülmesi ya da zaman içinde üst üste, yan yana gömülmesi şeklindedir. Antik çoklu veya toplu mezarlarda genellikle ölü bedenler bir düzen içende gömülmektedir.


    Ancak adli vaka olarak değerlendirilen çoklu gömülerde cesetlerin gömülmesinde bir gelişi güzel pozisyonunda düzensizliklerin olması şeklindedir. Kimi çoklu mezarlar ise sonradan, insan eliyle şekillendirilmiştir. Özellikle arkeolojik bağlamda yer alan bu tip gömülerde, cesetler iskeletleştikten sonra mağara, mezar odası gibi alanlarda anatomik olarak bir araya getirilip, insan eliyle düzenlenmektedir. Bu her ne kadar birincil gömü izlenimi verse de, iskeletin pozisyonu ve birbirine eklemi olan kemiklerin konumu yakından incelendiğinde bunun yapay bir pozisyon olduğu görülecektir. Bu noktada diğer iskeletlerle birlikte bütünlüklü bir değerlendirme de önemlidir.


    Kremasyon


    Kremasyon, ısıyı kullanarak bir cesedi hızlıca küçülterek küle ve küçük kemik parçalarına dönüştüren bir işlemdir. Isının ceset üzerinde oluşturduğu travmaya bağlı olarak alazlanmış, kısmen yanmış, eksik olarak yanmış veya tamamen yanmış olabilmektedir (Correia ve Beattie 2002). Kalıntıların, onlardan kasten kurtulmaya çalışan bir suçlunun eyleminin sonucu olarak yakıldığı vakalarda, kemiğin yok edilmesi aşırı derecede yüksek sıcaklıklar gerektirdiğinden (1600o C/2912o F’nin üzerinde) kalıntılar yüksek ihtimalle alazlanma ve eksik yanma arasındaki bir yelpazede olacaktır. Bir cesede dair tüm kalıntıları yakarak tamamen yok etmek neredeyse imkânsızdır. Bu gerçek yüzünden, krematoryumlarda kremasyon işlemlerine maruz kalan kalıntılar, normalde oldukça küçük parçalar haline getirilir. Arkeolojik vakalarda da ceset yakıldıktan sonra direkt toprağa gömülmek yerine Lydia tipinde olduğu gibi sıklıkla “osthotek” adı verilen ölü kül kaplarının içine konularak gömülmektedir.

    Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  Hoker gömü tipi.jpg
Görüntüleme: 13
Büyüklüğü:  124.2 KB (Kilobyte)
ID:	256213


    Mezar tipleri ve cesedin pozisyonu


    Arkeolojik kalıntılarda, cesetlerin çok farklı lokasyonlarda ve çok farklı tiplerde mezarların içine konulduğu görülmektedir. Kaya mezarları, oda mezarlar, taş sandık mezarlar, basit toprak mezarlar, pişmiş toprak veya küp mezarlar (çömlek, pithos, urne, amfora), lahit, şaft mezarlar gerek Anadolu’da, gerekse dünyanın farklı bölgelerindeki medeniyetlerde karşılaşılan başlıca mezar tipleridir. Gömülerin lokasyonu mezar tipine göre değişmektedir. Mezar tipine göre, cesedin arkeolojik mi yoksa adli mi olduğunu tespit etmek mümkündür. Örneğin bir kaya mezarında ya da bir lahitte bulunan cesedin arkeolojik bir vaka olduğu bilinmektedir. Ancak cesetler her zaman arkeolojik alan içerisinde bulunmadığı gibi mezar tipi bakımından arkeolojik gömü olduğuna dair temel karakteristikleri taşımayabilir. .


    Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  takı eşyaları gömü.jpg
Görüntüleme: 13
Büyüklüğü:  74.3 KB (Kilobyte)
ID:	256217


    Arkeolojik gömülerde ölü beden çok farklı şekillerde gömülmektedir. “Hoker” pozisyonu en yaygın olarak görülen gömü tiplerinden biridir (Figür4). Ölen kişinin mezara kontraktil, yani ana rahmindeki cenin pozisyonuna getirilerek yerleştirilmesiyle gerçekleştirilen gömüdür. Rigor motris öncesi gerçekleştirilen bu gömü tipinde kişi yan pozisyonda yatırılıp, bacaklar dizlerden bükülü şekilde karın bölgesine çekilir ve kollar genellikle dirseklerden bükülerek göğüs hizasına getirilir. İlk kez Neolitik’te görülen bu gömü biçimi Anadolu'daki pek çok yerleşim yerinde rastlanmaktadır. Örneğin Urartularda yaygın olan bir gömü şeklidir. Bu pozisyonda bacaklar yarı bükülme ya da sıkı bükülme gibi farklı bükülme açılarında görülebilir. Bazı gömülerde dizlerin çeneyle teması söz konusudur. Hoker pozisyonun dışında cesedin bacaklarında herhangi bir bükülme görülmediği dorsal pozisyon vardır. Ceset genellikle sırt üstü pozisyondadır. Kollar ise gövdeye paralel uzanmış, pelvis üzerinde çapraz birleştirilmiş, göğüste üzerinde bağlanmış ya da kafa hizasında uzatılmış olabilir.


    Kimi toplumlarda, yaygın olarak sonraki hayatı için, cesedin yanına hediyeler, yiyecek ya da içecek bırakılmaktadır. Cesetler çoğu kez üzerlerindeki takılarla gömülmektedir (6. resme bakın). Bazen de statü simgesi olarak ya da ölümden sonraki hayata olan inançtan dolayı hayvanlarla birlikte gömülmektedir. Özellikle kremasyon söz konusu olduğunda bu objeler önem kazanmaktadır. Keşfedilmiş ilk kremasyon alanı olan Olkhon Adası’ndaki vadilere yakın bölgelerdeki kayalıklarda yanmış insan parçalarının yanında yine yanmış vaziyette odun kalıntıları ve küçük kömür parçaları, konik metal bebek çıngırakları, metal bıçak parçaları, ok uçları, takı gibi pek çok hediye olarak bırakılmış eşya bulunmuştur. Bu detaylar ceset özellikle tek başına bulunduğu durumlarda, vakanın arkeolojik-adli ayrımının yapılmasında büyük önem taşımaktadır.


    Arkeolojik gömülerin yanı sıra dini inançlara göre yapılan gömüler günümüzde de farklılık göstermektedir. İslam mezarlıklarında ölü doğu-batı doğrultusunda ve yüzü güneye bakacak şekilde yana yatırılmaktadır. Defin sırasında çıplak beden kefene sarılır. Hıristiyan gömülerinde ise baş batıya gelecek şekilde beden doğu-batı doğrultusunda yatırılır. Kadınlarda eller genellikle göğüs hizasında bağlanırken, erkeklerde ise karın hizasında birleştirilir. Cenaze tabut içinde ve üzerinde kıyafetleri bulunacak şekilde gömülür. Bu tarz gömüler sınırları belirlenen mezarlıklarda yapılmasına karşın zaman içinde yerleşim bölgesinin bozulması ya da doğal nedenler dolayısıyla gömü alanı mezarlık özelliğini kaybedebilmektedir. Bu gibi durumlarda bu tür düzenlenmiş pozisyonlar aydınlatıcı olmaktadır.


    Sonuç


    Arkeolojik kayıtlarda karşılaşılan ana gömü türlerinin bazılarına dair bilgi sahibi olmak, insan kalıntıları adli bir bağlamda çıkarılırken olayın orijinin tespitinde oldukça önemli ipuçları sağlamaktadır. Ölü gömme gelenekleri toplumun kültürel yapısı hakkında bilgi vermesinin yanı sıra olayın adli ya da arkeolojik menşeli olduğuna dair ipuçları sunmaktadır. Bu nedenle öncelikle gömü bulunan alanlar mutlaka konunun uzmanı arkeologlar tarafından belirli bir sistematik içerisinde incelenmesi gerekmektedir. Gömünün bulunduğu alan ve sonrasında cesedin yatış pozisyonu iyi değerlendirilmeli, baş, kollar ve bacakların pozisyonuna dikkat edilmelidir.


    Örneğin, ellerin karın ya da göğüs üzerinde kavuşmuş ya da çapraz şekilde bulunması, kişinin inançları konusunda ipucu olabilmekte veya bu tarz bir gömülme, çevredeki diğer verilerin birlikte ele alınmasıyla arkeolojik bir kalıntı olarak değerlendirilebilmektedir. Adli vakalarda ise genellikle aykırı bir yatış pozisyonu olmaktadır (Figür 7). Örneğin beden yüzüstü bulunabilir veya vücut dorsal pozisyondan farklı, kollar ve bacaklar anatomik pozisyona aykırı vaziyette olabilir. Ayrıca ceset kısa zamanda gömüldüğü için normal mezar derinliğinden daha yüzeye yakındır.


    Arkeolojik özellik gösteren gömüler dışında da gömü biçimlerinin kültürel ya da dini farklılıkları vardır. Bu bakımdan olay yerinde bulunan cesedin sadece arkeolojik olup olmadığına dair ayrım yapılması dışında, güncel iskeletlerde de gömü pozisyonuna göre adli vaka olup olmadığına dair değerlendirme yapmak mümkündür. Arkeolojik yaklaşıma göre, mezar ya da gömünün kendisi mezar çevresindeki ve içindeki adli kalıntılar ile çevresel ve antoropojenik verilerle değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmeler de olay yerindeki mezar araştırmasında multidisipliner bir yaklaşımı gerektirir. Bilimsel veriler ışığında, konunun uzmanlarınca ve kurallarına uygun olarak yapılmış bir olay yeri incelemesi vakanın orijini hakkında önemli bilgiler sunacaktır.


 

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş