Sayfa 1/2 12 Son
  1. #1
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **

    Metafizik ve cinler

    CİN VE METAFİZİK
    İnsanın düşünme,idrak,akıl merkezi beynidir.Beyniiimiz aynı zamanda bir nev’i elektrik üreten,belli frekanslarda enerji dalgaları yayan bir organımızdır.İnsana verilen en büyük nimetlerden biri de beyin fonksiyonunun sağlıklı bir şekilde işlemesidir..Beynindeki enerjide bir düzensizlik olan nice şizofreni,psikopat,paranoid kişiler,insanlar arasında dolaşmaktadır.Bunların büyük çoğunluğu maddi yönden sağlıklı insanlardır.Vücut fonksiyonlarının hepsi normaldir.Bu insanlar,beyin yönünden rahatsız vaziyettedirler. Ve zamanla ruhi yapılarında bozulmalar meydana gelir.Ruhi enerji sisteminde meydana gelen arıza,zaman içinde maddi vücuda da tesir eder,şahısta maddi rahatsızlıklar da başlar.eğer incelenebilse,birçok hastalığın sebeplerinin metafizik düzensizlikler olduğu görülecektir.

    Yine,insanın düşünme enerjisi,insanın ruhuna tesir eder.Yani,düşüncemizde meydana gelen bir değişiklik,anında maddi vücudumuza ruh tarafından iletilir.Bu sebepten insan,iyi,güzel, ve hayırlı şeyleri düşünmeli;muhabbet ve sevgi yolunu izlemelidir.Akıl,ruh ve kalp arasında devamlı bir irtibatın olduğu bilinmelidir.Bu arada nefs denilen ve insanı metafizik alemden uzaklaştıtrıp,daima zevk,sefa ve eğlence isteyen bir potansiyel enerjinin de içimizde var olduğu unutulmamalıdır.Nefs,bizi maddi zevklere sürüklemeye çalışır.Ruh ise,akıl ve kalp ile beraber metafiziğe yönelmek ister.Bu arada ‘ala-yı illiyin’den,’esfel-i safililin’e,yani yüce makamlarla,aşağı mertebeler arasında gidip gelir.
    Ayrıca bir sohbette bulunan herkes huzur buluyorsa,burada beyin enerjisinin dalga boylarının,meydana gelen atmosferin tesiriyle düzenli hale gelmesi söz konusudur.Amerika ve avrupada ‘psikoterapi’ denilen seanslar yapılmaktadır.
    Bazı beyin fonksiyonlarında bozulma meydana gelmiş,huzursuz,telaşlı nice insanların gittikleri dini bir sohbetle,allah’ın insana olan nimetlerini ve şefkatini düşünmesiyle,ruhun beden ve cisme hakim olması sonucu bu huzursuzluğun gittiğini,her türlü ümitsizlik ve sıkıntıların izole olduğunu görürüz.
    İnsanda aynı zamanda hayal denilen bir kabiliyet de vardır.Hayal etmeyle insan maddi bedenden,üç boyuttan kurtulur.Fezanın derinliklerinde adeta seyahat edebilir.hayal her ne kadar beynin işi gibi gözükse de,aslında ruhun metafizik alemdeki bir fonksiyonudur.
    Ruh ve beyin;kin,garaz,öfke,düşmanlık gibi düşünceler taşıdığı müddetçe “Keskin sirke küpüne zarar vereir” misali zararı kendisi görür.insanın taşıdığı güzel düşünceler ise huzur,saadet ve mutluluk getirir.


    Alıntıdır


    SURETE TAKILIPTA, KİMSEYİ HIZIR, KİMSEYİDE REZİL BİLME. ..

    Konu GERMO tarafından (24.11.18 Saat 13:11 ) değiştirilmiştir.
    bozoklu, sef_er Bunu beğendi

  2. #2
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    TAYY-I MEKAN (MEKANI AŞMAK)Şehadet aleminde maddi ve cismani bir yapıya sahip olan insan,birçok Kayılarla sınırlanmıştır.Zaman ve mekanla kayıtlı insdan,yaratılış gereği manen en yüksek makamlara çıkabileceği gibi,en düşük seviyelere de inebilir.İnsan maddi kayıtlardan kurtulduğunda,yaşadığı an ile geçmiş arasındaki perdeyi kaldırmış olur.Ruh varlığıyla seyahat ettiği zaman,cinnilerin ve diğer ruhanilerin sür’atini geçer.Arz ile semavat arasında mesafe sıfıra iner.Bir anda birçok yerde temessül eder,görüntü verir.Ruh,cesetten soyutlanarak hür olursa,semavat kapısı ona açılır.İmam-ı rabbani,abdülkadir geylani,imam-ı azam,Muyiddin-i Arabi,Mevlana halid-i bağdadi ve birçok zatlar,Allah’ın (c.c.) kainata koyduğu kanunlar çerçevesinde fizik alemden,metafizik aleme geçmişlerdir.Maddeyi mabud ittihaz edenler,ruhun vücuttan soyutlanarak fizik alemden metafizik aleme geçmesi karşısında sükut etmişlerdir. Ki,insan ruhu metafizik alemde,cinnilerden daha hızlı, dakha kabiliyetli,daha kuvvetlidir.Bu sebepten cinlerle görüşüp,onlarla işbirliği yapayım diyenlere cevabımız şudur: Allah (c.c.) insana verdiği kabiliyet ile insan,bütün ruhanilerin üstüne çıkabilir.Yeter ki Allah’ın (c.c.) yolunda, Kur’an-ı Kerim’in ışığında,sünnet-i seniyye rehberliğinde yürüsün.
    TELEKİNEZİ VE BEDENSİZ CANLILAR
    Bazı kişiler, telekinezi denilen metallerin eğilmesi olayını cinlere bağlar.Bu hatalı bir görüştür.Burada fiziki ve maddi tesirlerin dışında bir maddenin hareket etmesi olayı vardır.
    Bugün bilim bunu tespit etmeye çalışıyor ki, insanın beyninde yaratılıştan gelen büyük bir güç ve enerji mevcuttur. Gelecekte şu an bilinmeyen bazı fiziki kanunlar bulunduğunda bu konular daha kolay izah edilecektir.
    Piramitlerde kullanılan tonlarca ağırlığındaki taşları, Hz. Süleyman’ın sarayındaki tonlarca ağırlığındaki kayaları, oralara yerleştirmek için hangi fizik kanunları kullanıldı ise telekinezi olayında da aynı fizik kanunları geçerlidir.
    HZ. SÜLEYMAN VE CİNLER
    Yeryüzünde her şeye maddi nazarla bakan Yahudilerin çoğu, Hz. Süleyman’ı (a.s.) bir peygamber olarak değil, sihir ve büyü sahibi bir kral, bir hükümdar olarak görmüşler, inanmışlardır.peygamberliğinin bir mucizesi olan metafizik aleme tesir ve hükmetmesini, cinlerin istihdam etmesini ise sihir ve büyüye bağlamış, böylece peygambere itaat vazifesinden kaçmışlardır.


    Harut ve Marut adlı iki meleğin Keldani, Sabi kavimlerine indirdiği birçok büyü ve sihirle ilgili malumatı, Hz. Süleyman ruhanileri istihdam etmiş, insanoğlunun o devirde kaldıramadığı ağırlık, götüremediği yükleri, cinlere, manyetik akım ve güçleri sayesinde taşıtmıştır.Cinleri bu kadar istihdam edip, hizmette kullanmak, Allah (c.c.) tarafından sadece hz. Süleyman’a (a.s.) verilmiştir.


    Hz. Süleyman (a.s) vefat edince, cini şeytanların azdırmasıyla insanlar, Hz. Süleyman’ın kitaplarına birçok batıl ve yalan şeyler eklediler.Böylece iblis, insanların nazarında büyük bir peygamberi, küçük göstermek istedi.Kur’an-ı Kerim’in Bakara suresi 101-102 ayetleri Hz. Süleyman’ a (a.s.) yapılan iftirayı anlatıyor, Yahudilerin müfteri olduğunu, Hz. Süleyman’ın iffetli, nezih, pak ve temiz olduğunu bildiriyor.


    Bugün İsrail bayrağında gördüğümüz altı köşeli yıldız Hz. Davud (a.s.) ve Hz. Süleyman’ın (a.s.) mührüdür.Yahudiler, Hz. Davud (a.s.) ve Hz. Süleyman’ı ise büyük kral ve hükümdar olarak görür.Hz. Süleyman’ın mucizelerine, ilmine ise sihir ve bü,yü derler.


    CİNLERİN YAPILARI Yaratılış olarak görünmeyen dumansız ateş dediğimiz bir işin cinsinden, akıllı bir enerji türü olan cinler, yapı yönünden bizden farklı olmaları, yani görünmemeleri, sesten hızlı hareketleri, geçmişteki bazı olmuş hadiseleri ortaya çıkarmaları,gayb aleminden şehadet alemine girmiş olan geleceğe ait bazı haberleri vermeleri bir üstünlük, bir meziyet değildir.


    Kur’an-ı Kerim’deki meşhur kıssada Hz. Süleyman (a.s.), “Saba Melikesi Belkıs’ın tahtını kim getirecek” diye sual ettiğinde cinler ve ifritler ( ifrit; cinlerin bir nev’i ırkıdır) hemen getirebileceklerini söylediler.Araf ismindeki veziri ise, göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir anda tahtı bütün mahiyeti ile beraber getiriyor.Hz. Süleyman ( a.s.) asasına dayanmış vaziyette vefat etmesine rağmen cinler O’nun vaziyetini bilemediler.Bugün yeryüzündeki medeniyet, teknik buluşlar, terakki ve yükselişler, elektronik beyin ve bilgisayarlar, ışınlama cihazları vs. bütün ilerlemeler insanların üstünlük tarafıdır.Peygamberin mucizeleri, insanlara üstünlük ve terakki için yol göstericidir.
    sef_er Bunu beğendi

  3. #3
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    CİNLER BİZİ NASIL GÖRÜR?İnsanın gözü ancak ışıklı ortamda görür.Işığın bulunmadığı karanlık bir ortamda; beş duyumuzdan biri olan görme organımız fonksiyonunu icra edemez.İnsanın içinde bulunduğu ortamdaki elektromanyetik ve manyetik akımları gözüyle görmesi mümkün değildir.Bunlardan ancak bir kısmı kızıl ötesi, mor ötesi, radyasyon vs. teknik cihazlar ile tespit edilmektedir.Cinler ise, henüz teknik cihazların tespiti dışındadır.Ama insanoğlu, onların dalga ve enerjilerini, ışınsı vücutlarını tespit edecek aletleri ilerde bulacaktır.

    Gelelim cinlerin bizi görmesine.Ben burada iddia ediyorum ki; cinler bizim gördüğümüz gibi görmüyorlar.Bizi, bir molekül yığını, enerjinin madde haline gelmiş şekliyle görüyorlar.Ancak kendi alemlerindeki bilgileriyle bizim eşkalimizi, şekil ve boyutlarımızı kavrayabilirler.Onların aleminde göz, kulak, ağız, burun, el, ayak diye kavramlar yoktur.Bizi, bizim gibi görmeleri için, metafizik alemden fizik alemine geçmeleri gerekir.Yoksa, onların aleminde (boyut farklılığından dolayı) insan bir molekül yığınıdır.İnsan yavaş, cin ışın hızında bir yaqpıda olduğundan cinler kendilerini daha üstün ve meziyetli görürler.Halbuki İslam inancında insan bütün kainatın halifesidir;akıl, muhakeme, ilim vs. yönleriyle cinlerden üstündür.Hz. Süleyman, “Belkıs’ın tahtını kim getirir?” dediğinde, cinlerden bir ifrit “yerinden kalkıncaya kadar demişti.Buna karşılık Araf ismindeki vezir “göz açıp kapayıncaya kadar” demişti.Kur’an da anlatılan bu ve bunun gibi kıssalarla insanoğluna ilerlemesi için hedefler gösterilmiştir.Bu kıssada da insanların, cinlerin hızını aşan, onlardan daha süratli bir teknik geliştirebileceğini, bu yolun açık olduğu mesajı verilmiştir.


    Hazine arayanlar, cinlere altın dediklerinde, cinler bizim gördüğümüz sarı renkteki metal yığınını anlayamazlar.Ancak altın madeninin manyetik şualarını, yayınladığı radyasyon dalgalarını algılayabilir, ona göre hüküm verebilir.


    Cinler, her insanın beyin kabiliyetine, bünye ve yapısına, algılama durumuna göre farklı görüntü verebilir.Temessül dediğimiz görüntü, aslında cin değildir.Üç boyutlu bir görüntüden ibarettir.Elimizi uzatırsak sadece hava boşluğu ile karşılaşırız.hayaletlere ateş edildiğinde neden ölmedikleri, zannediyorum şimdi daha iyi anlaşılmıştır.


    CİN VE ŞEYTAN FARKI


    Burada dikkat edilmesi gereken nokta; cinler, insanın doğrudan beynine, aklına, düşünce sistemine nüfuz edebilir, o bölgeleri tesir altına alabilir ( korku,endişe,hayal kurma gibi olaylarda olduğu gibi).Şeytan ise farklıdır, o yaratılış gereği kalbe ve inanç merkezine nüfuz eder.Kalbin yanında bulunan lümme-i şeytaqniye denilen yerde, devamlı surette insana vesvese verir, onu ifsad etmeye çalışır.Şeytan, en büyük düşman olduğu halde, gerektiğinde cinleri, gerektiğinde habis ruhları, gerektiğinde ise insi şeytanları kullanarak,kötülüklerini bunlar vasıtasıyla sergileyerek varlığını insanlara unutturmaya çalışır.Bu gaflet halinden kurtulmak için, insanın inancı kuvvetli,düşünce ufku berrak, temiz kalpli, hizmet şuurundaki insanlarla münasebetinin çok olması, hakikat derslerinin yapıldığı sohbetlere sık sık gitmesi ve dünyayı bir misafirhane olarak görmesi gerekir.


    Özellikle sosyete kesiminde bulunup da, sırf macera olsun diye böyle seans düzenleyenler “ Mevlana’nın ruhu geldi, falan zat’ın ruhu gitti” diyerek, cinler tarafından aldatıldıklarının farkına varmaz ve inançlarında bir şüphe belirir. Birçokları cinlerin aldatmasıyla ibadeti de bırakır. İnsan için en büyük zarar, en müthiş hastalık, Allah’tan (c.c) uzaklaşmaktır ve şeytan bu konuda tuzağa düşen kimseye acımaz.


    İnsanlar bu cazibedar cin oyunları, cin çağırma, ruh daveti, seans gibi şeylerle meşgul olup, cinleri görmek sevdası yerine, temiz bir kalple, ihlaslı bir niyetle, iman hakikatlerini anladıktan sonra, nefis terbiyesi neticesinde manen terakki ederek ulvi ruhlarla, büyük zatlarla, Allah’ın izniyle görüşebilir.


    Böyle bir makama erişen insan, cinlerle görüşmeyi onlara soru sormayı veya onlardan herhangi bir bilgi öğrenmeyi neylesin;


    Önümüzde, boyutları bizce tam belli olmayan bir metafizik alem vardır ve cinler bu alemin sakinlerinden ancak bir çeşididir.Kur’an-ı Kerim’in hakikatlarıyla, gerçekleri görebilen gözlerle,bu alemi keşfetmeye ve Allah’ın izni ile fethetmeye devam edeceğiz. Bu sahada ilim ve bilgilerimiz arttıkça, cinleri birçok sahada istihdam edeceğiz ( çalıştıracağız).Yeryüzünün ilk sakinlerini, teknolojinin ilerlemesiyle daha iyi tanıyacağız ve onlara daha çok aşina olacağız.


    CİNLER NASIL GÖREBİLİYOR?


    Cinlerin biz insanları müşahede edip görmeleri birkaç şekilde cereyan eder.Yapısı uygunluk arz eden canlıların içine nüfuz ederek, o canlıların beynini,gözlerini ve duyu organlarını kullanarak olabilir.Yani, insanın veya hayvanın içine yerleşerek, onların gözleriyle fizik alemine bakabilirler.şehadet alemindeki perdenin herhangi bir sebepten açılması veya bizim boyutumuzun yırtıklarından, bizleri görebilirler.ıssız ve tenha yerler, bizim fizik alem ile metafizik alem arasında bir koridor meydana getirirler.ama bunu fiziki olarak şu imkanlarla ifade edemeyiz, yalnız ilerde ilim ve teknoloji, bu menfez ve koridorları tespit edecektir.


    Bu hakikatlerin ışığı altında, eğer bir koridorun yakınında yerleşim yeri veya bir insan topluluğu bulunursa, oradakiler yapı ve karakterlerine göre rahatsızlanır.Kimisi ayılıp bayılır, kimisi kriz geçirir, kimisi gece karanlıkta uyuyamaz, kimisi devamlı tedirgin bir hal alır, huzursuzluk artar, kavga ve dövüşler çoğalır.Eğer metafizik alemi bilen bir kişi olayı incelerse, bu olayları çözer.Kendi ilmi ve kabiliyetine göre, bazı tedbirler alabilir.şarlatan ve istismarcılar ise; kendisine her geleni “sana büyü yapılmış” “sana sihir ve muska yazılmış” diyerek insanları sonu gelmeyen bir endişe atmosferine iterler.


    Hepsi Alıntıdır
    Safakk Bunu beğendi

  4. #4
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    BİZİM ALEM’ İMİZE NASIL GEÇİYORLAR? Cinlerin metafizik alemden görünen fiziki aleme geçişlerinde çeşitli sebepler vardır.Ya bizim alemimizde manyetik bir hadise vukuu bulur, ya iki alem arasında bir koridor meydana gelir ya da medyum özelliğine sahip bir kişi, bilerek veya bilmeyerek bünyesi gereği buna vesile olur.Yoksa hiçbir cini kendi aleminin hudutları dışına kendi iradesiyle çıkamaz.Aynı dünyada olmamıza rağmen boyut farklılığı bir hakikattir.Cinler, canları istediği zaman metafizik alemden, fizik aleme geçemezler.

    Cinler, kendi alemlerinden bu aleme geçtikleri zaman rast gele kişilere musallat olamıyor, herkese tesir edemiyor. Ancak, doğuştan medyumluk özelliği olan insanlarla muhatap olabilir veya bünyesinde bir menfez, bir açık, bir rahatsızlık bulunan kişilere musallat olurlar.Bu kişiler de genellikle içine kapanık, korkak, çekingen, psikolojik olarak dengesiz, şizofreni ve beyin yönünden bir rahatsızlığı olan kişilerdir.


    CİNLERİN IRKLARI


    Canlılar ırklara, nev’lere ayrıldığı gibi, cinler de kendi bünye ve yapılarına göre, nev’, cins ve ırklara ayrılır.Burada en zor mesele, metafizik alemden, fizik alemine geçişte cinlerin nev’ ve ırklarını izah etmektir.


    Yeryüzünün insandan önce yaşayan canlılarından olan cinler de ırklara ayrılır.Manyetik enerjilerine, enerji akımlarına, akımların frekanslarına göre çeşitli cinslere ayrılırlar.Sür’at ve hızları, ırklarına göre farklıdır.Cinlerin hepsi görüntü veremez.Metafizik alemden bizim alemimize geçemez.Ancak bazı cins ve ırklar geçebilir.Kimi eşyayı bir yerden bir yere nakledebilir, kimisi yanına geldiği insanı çeşitli şekillerde hastalandırır, kimisi rahatlatır.Kimi cinler korku ve ürperti verir, kimi ırklar ise insanın şehvetini arttırır.


    Cinlerin yaşadıkları yerler de ırklarıyla, cinsleriyle ilgilidir.Kimisi karanlıklarda, kimisi tuvaletlerde, kimisi ateşte, kimisi suda yaşar.


    Bazı hikaye ve masalların temel unsurlarında kullanılan cadı, peri, hortlak, ifrit, gulyabani, dev vs. gibi isimler aslında birer cin adıdır.Irk olarak en güçlüleri, ifrit adı verilen cin grubudur.İnsana korku ve ürperti veren cin grubu cadılardır.


    Şeytan da ırki yönden cinler gibi dumansız ateş denilen bir ışın türünden yaratılmıştır.fakat, cinler şeytanı göremez ve onun bozguncu emellerine alet olabilirler.İnsan ve hayvanlar topraktan yaratılmış olmalrına rağmen şu an toprak değil, et ve kemikten müteşekkil mahluklardır.insan et ve kemikten yapısına rağmen, birçok duygu ve hissiyat ile donatılmıştır.Bunun gibi cinler de bir enerji kütlesi olmalarına rağmen onlara da Allah (c.c.) tarafından yapılarına uygun kabiliyet ve duygular verilmiştir.


    ŞEYTAN VE CİN


    Halkımızın karıştırdığı bu iki varlıktan şeytan imtihan aracı, cinler ise imtihan edilendir.şeytanı, ne insanlar ne cinler görebilir.Şeytanlar, insanları da cinleri de kandırabilir.
    CİNLERİN MANYETİK DAYAĞI


    Bulunduğum ilçede bir gün bir adam getirdiler.”Doğan bey bu adam belli vakitlerde görülmeyen kişiler tarafından dayak yiyor, yerlere fırlatılıyor, feryat u figan ediyor” dediler.Adamı incelediğim zaman, vücudunun hemen akım aldığını, menfez noktalarının bulunduğunu tespit ettim.hadiseyi araştırdığım zaman bu köylü, rast geldiği bir ağaç kovuğunda bir kese altın bulup, alıyor.daha evvelden bahsettiğimiz gibi, cinler en çok altın madenini severler.Çünkü, bu maddenin yaydığı ışın, cinlerin enerjileri için bir kaynak oluşturuyor.Her maden, metafizik alemde belli bir metafizik görüntü ve enerji yaymaktadır.Zaten cinler maddeyi bu enerji ve akım derecelerine göre değerlendirmektedir.


    Bu köylü altınları aldığı gibi bir de ağacın kenarında abdest bozuyor.Orada bulunan cini topluluğu bu adamı,çok güçlü manyetik bir akım ile çarpıyor.onu baygın vaziyette köylüler bulup getiriyorlar.Ama belli zamanlarda sanki görünmez kişilerden dayak yer gibi, bağırıyor, yerlerde debeleniyor.Halk, “cin çarpmış,” “cinler dayak atıyor” diyor.Aslında, uzaktan gönderilen manyetik akım ile, o kişi acı çekiyor ve bağırıyor.Biraz da yapı ve bünyesi uygun olduğundan cinlerin gönderdiği manyetik akım ve frekanstaki enerji dalgası, o köylüyü sarsıyor, yere yıkıyor, acı veriyor.Ben olaya müdahale ettim, o kişi ile cinnileri barıştırdım. Cinniler barındıkları yere pislik yapıldığından dolayı, kızgın bulunmalarına rağmen, inançlı olduklarından mesele halledildi.


    Eğer bu köylü, sahtekar birinin eline düşseydi, ona nice büyü, sihir, muska masalları anlatılacaktı.”sana büyü yapılmış” denilip, yanlış yola gönderilecekti.Metafizik alemi bilmeyen bir doktor ise buna şizofreni, halüsinasyon görüyor deyip, birçok iğne veya hap verecekti.beyni uyuşturmak için müdahaleler yapacaktı.


    Alıntıdır
    Safakk, sef_er Bunu beğendi

  5. #5
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    CİNLER VE TESİR YERLERİ Cinler ve onlardan zuhur eden çeşitli rahatsızlıklar, insanın ancak beyin, düşünme, görme, idrak ve vücudunun menfezlerinin açık noktalarına, elektriki kutup yerlerine zarar verebilir.

    Cinler, büyü, sihir ve onlardan sudur eden rahatsızlıklar insanın iman ve inanç merkezi olan kalbine hiçbir zarar veremez.Ancak, sıkıntı vererek, günaha düşürmeye sebep olurlar.


    Cini şeytanlar, vesvese verirler.Şüphe içinde insanı küfre sevketmek isterler.Şehvet duygusuyla insanı günahlara yöneltmeye çalışırlar.Allah (c.c.) bütün insanları ve cinleri, şeytanın bu tuzağından muhafaza eylesin.


    HAYALET, HORTLAK, CADI


    Bir çoğumuzun korku filmlerinden aşina olduğumuz hortlaklar, zombiler, hayaletler, cadılar hep cinlerin insanlara verdikleri görüntü sonucu ortaya çıkan kavramlardır.Yine, korku filmlerde gördüğümüz korkunç görüntülü mahlukların aslı, daha önceden çeşitli kişilere görünmesi sonucunda böyle bir kişilik kazanmıştır.


    Rüya ve hayallerimizde gözümüzün önüne gelen ve bizi korkutan birçok görüntüde, yapıları buna müsait olan cinlerin müdahalesi vardır.


    CİNLER VE ELEKTRİK ENERJİSİ


    Metafizik alemin şuur ve akıl varlıkları olan cinler,elektrik enerjisinden rahatsız olurlar.İncelemelerim esnasında, cinlerin elektrik ışığı ısısı ve enerjisinin yoğun olduğu yerlere fazla rağbet etmediklerini tespit ettim.Kendi enerji yapılarıyla elektrik enerjisi arasında farklı frekanslar ve karşılıklı tesirler olduğunu gözledim.Bazen elektrik enerjisine müdahale ettiklerini, elektrik ışıklarını ve akımını frekans boyutuyla değiştirebildiklerini gördüm.


    KILLI YARATIK KARABASAN


    Bir gece vaktinde yatağıma uzanmış, uyumak üzereyken metafizik alemin bir boyutuna menfez açıldı.Ve bu menfezden kıllı, ayı-postu gibi bir görünüşe sahip bedensiz bir canlı yattığım yere geldi.Aynı odada yatan diğer üç arkadaşım bu canlıyı hissetmediler.Sadece bir tanesinin üzerinden geçerken, o arkadaşın beynindeki bazı sinir sistemlerini geçici olarak kilitledi ( karabasan hadisesi ).Benim yanıma gelince elimdeki manyetik akım onu rahatsız etti ve gözden kayboldu.


    Bu olay materyalist gözle bakılırsa,beyinsel yanılsama yani hayal görmeydi.Ancak o bedensiz canlı, bizim boyutumuza geçerken yapısı gereği bana öyle bir şekilde göründü.Yanımdaki arkadaşıma ise manyetik yapısından dolayı geçici bir süre rahatsızlık verdi.Çünkü cinlerin manyetik yapısı bazı hassas bünyeleri çeşitli yönlerden rahatsız etmektedir.Uyku esnasında karabasan hadisesi de budur.
    CİNLERLE KONUŞMAK MÜMKÜN MÜ? Birçok kişi, bedensiz varlıklarla yani cinlerle irtibat kurarak, onları görmek,onlarla


    konuşmak ister. Bu istek, piyasadaki yanlış bilgilerden kaynaklanmaktadır.


    Hakikat noktasında, bünyesi yani yapısı uygun olmayan bir kişi cinlerle irtibat kuramaz. Çünkü, insan ve cinler arasında boyut farklılığı vardır.


    Nasıl ki, bir insanın aklını, zekasını, hayat sahibi olduğunu gözümüzle göremeyiz.Bir insana baktığımızda gördüğümüz sadece onun maddesidir..Diğer özelliklerini manevi olarak görürüz.Öyle de, insanlarla konuştuğumuz gibi bedensiz varlıklarla konuşamayız;onlarla konuşma,ancak, beyinsel yönden onları algılayabiliriz.


    Medyada sık sık görülen bir kişi yüzünden,insanların kafası bu konularda karışık vaziyettedir.Bir kere daha hatırlatmakta fayda vardır.Medyumluk da ressamlık, müzisyenlik gibi yetenektir ve istismara açık bir konudur.Cinlerle irtibat, Allah vergisi bir yetenektir;bir üstünlük sebebi değildir.İyiliğe de kullanılabilir, kötülüğe de…


    Alıntıdır
    sef_er Bunu beğendi

  6. #6
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    CİNLERLE NASIL KONUŞULUR

    Daha önce de belirtmiştik,eğer bir kişi “yanıma cinler geldi cinlerle sohbet ettim, istişare ettik” diyorsa ---- sık sık televizyona çıkan bir kişi----- kesinlikle söylüyoruz, bu sözler yalandır ve aldatmadır.


    Bedensiz varlıklar, medyum ile beyinsel olarak görüşürler.Kulak ve dil bu olayda devre dışıdır.Onlar manyetik akım gönderi medyumun beyni bu akımı normal konuşma olarak algılar ve iletişim sağlanır.


    Cinlerle konuşmak ise, bizim alemimizdeki gibi ses titreşimleri ile olmaz.Yani maddi bir ses olayı ortada yoktur.Manyetik akım gönderen cin, normal şartlarda işitilmez, duyulmaz.Gönderilen manyetik akım veya şua insanın beynindeki işitme merkezinde sese dönüşür.Bu sesi ancak medyumluk özelliği olanlar ve metafizik boyuta geçenler duyabilir.Tarif ve izah edilemeyen ancak yaşanılan bir olaydır.Ses kulakla ilgili olmadan beyin tarafından algılanır, kulak devre dışı kalır.


    Hz. Peygamber (s.a.v.) mescid de bulunurken sahabelerden bazıları “Resulullah’ın arkasında karaltılar, varlıklar görüyoruz” deyince, diğer sahabeler onlara muhalefet etmiş, vaziyet Resüllulah (s.a.v.) efendimize sorulunca; “ O arkadaşlarınız haklı, gördükleri Nusaybin tarafından gelen cin kardeşleriniz idi. Benimle sohbet ettiler, onlara namaz kıldırdım ve gittiler” demiştir. Bu olayda bir çok sahabenin arasında ancak görme kabiliyeti olanlar cinleri görmüş, kimisi hissetmiş ve bir çoğu da görememiştir.


    CİNLERİN IRKLARI VAR MI?


    Nasıl ki insanlar farklı ırklarda yaratılmış, aynı şekilde cinler de çeşitli şekillerde yaratılmışlardır. Hepsi hipnoz seansına gelmez, ancak birkaç ırk seans esnasında devreye girer, geçmiş ile ilgili görüntü ve bilgiler hipnoz olan kişiye gösterir.


    Bir kısmı eşyayı hareket ettirir; Hz. Süleyman tapınağı, Mısır piramitleri vb. gibi.Suya görüntü verenler farklı bir ırk, medyumların transa girmesine yardımcı olan farklı bir ırktır.UFO gibi görünenler daha farklıdır.


    Bu farklılık, enerji ve dalga boyu değişikliğinden kaynaklanır. Çünkü bedensiz varlıklar da bir enerji çeşididir ve her enerjinin bir dalga boyu vardır. Ve cinler akıllı ve şuurlu varlıklardır.


    MÜSLÜMAN CİNLER VAR MI? Bir gece, Hz. Peygamber (s.a.v), İbn-i Mesud-u (r.a) yanına alarak, şehir dışına çıktılar. Tenha ve boş bir tepede, Resulullah Hz.Mesud’un çevresine bir daire çizdi, bir şeyler okudu ve O’na tembih etti: “Ya Mesud, sakın bu daireden çıkma” kendisi az ileride heyula gibi korkmuş sesler çıkaran, boyları çok uzun, karanlık, acaip görünüşlü varlıklarla görüştü. Saatler sonra İbn-i Mesud’un yanına gelen Hz. Peygamber, ona şunları söyledi: “Cinler aleminden ulu ve yüksek cinler geldi.ben onlara İslamiyet’i tebliğ ettim, Kuran-ı Kerimden ayetler okudum.Cin kardeşleriniz de biz insanlar gibi imtihan olmaktadır.Ey Mesud, şayet sen çizdiğim daireden çıkmış olsaydın,seni kıyamete kadar kaybeder,görüşemezdik.”
    Bu hadisede Hz.Peygamber, cinlerin manyetik vücutlarından, enerji ve akımlarından zarar görmemesi için, bir koruyucu daire çizmişti.İbn-i Mesud bu daireden çıksaydı, ihitimal, beyin ve sinir sistemi arızaya uğrayacak, zarar görecekti.
    EŞYA NAKLİ VE CİNLERMaddenin sürati ne kadar artarsa, Maddi kütlesi o kadar hafifler, sürtünme kuvveti o kadar azalır.


    Cinler,yüksek enerji altında,maddeyi üç boyuttan kurtarıp, atom ize ederek, ışık hızına yakın bir hızla onun kütlesini ortadan kaldırırlar.İstenilen yerde bu hızı durdurup, eşyayı orada peyda ederler.Mısır’daki piramitlerin, Kudüs’ teki tonlarca ağırlığa ulaşan taşlardan örülmüş duvarların sırrı buna bağlıdır.Böyle olayları, metafizik ilmini ve kainattaki çeşitli enerji türlerini bilirsek daha kolay çözeriz.


    ATEŞ VE CİNLER


    İran’daki eski kavimler, Med, sasani, Mittani, Huvri, Guti, Subari gibi devlatlerde, ateşe tapmak, ateşi görmek, Mecusi ve ateşperestlik inancı hâkimdi. Bunun en büyük sebebi; cinlerin bir nev’i ateşin içinde yaşarlar, mekânları ateştir. Bu arada medyum özelliği taşıyan kişilere, bu cinler görüntü verirler ve insanlara ateşe tapmalarını telkin ederler. Buradaki incelik, bu cinler, bizi yakan maddi ateşin içinde değil, ateşin metafizik boyutunda yaşarlar.Şeytanın azdırmasıyla, bu cin nev’i insanları tevhit inancından uzaklaştırmak için bu çeşit oyunlar oynamışlardır.


    Daha evvelden bahsetmiştik, bir kısım cin sınıfı da heykel ve putların içine girip insanlara hitap ederek, putperestliğe sebep oluyordu.Burada gerçek anlamda putun içine girmek değil, metafizik anlamda put ve heykellerin çevresinde bulunmak söz konusudur.


    Alıntıdır

  7. #7
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    VÜCUDUN METAFİZİK SIRRI İnsan vücudunun çevresinde, gözümüzle görmediğimiz ama hassas elektronik aletlerle tespit edilebilen bir enerji türü vardır.Bu enerji, insan hastalandığında, duygulandığında, öfkelendiğinde, korktuğunda, sevindiğinde değişebilmektedir.

    Fiziki bedenimizin yaydığı bu enerji, ancak gelişmiş cihazlarla bulunabilmiştir. Beş duyu organımızın tespit edemediği bu enerjiyi, yaradılışından gelen yetenekle, birçok medyum ve metafizik uzmanı algılayabilmektedir. Ancak bu gözle görülmeyip hissedilen, zırh ve koruma duvarının mahiyeti tam olarak bilinememektedir.


    Yeteneği iyi gelişmiş medyum veya metafizik uzmanı, bu zırhın şekline göre insan hakkında fikir yürütebilir. Beyinle ilgili veya psikolojik bir rahatsızlık bu zırhın şekline göre anlaşılabilir.


    İnsanın beyni bir enerji akımı yaydığı gibi, ruh ve beden de farklı frekanslarda enerji akımları yaymaktadır.


    UĞRAK, ÇARPILMA VS.NASIL OLUR?


    Bir enerji çeşidinden yaratılmış olan, hayat, ruh ve şuur sahibi cinler, manyetik akım sahibidirler.


    Nasıl ki bir nükleer merkez, etrafına gözle görülmeyen radyasyon dediğimiz ışın yayıp zarar veriyor, insan bünyesini hasta ediyorsa; nasıl ki elektrikle çalışan aletler gözle görülmeyen elektro manyetik dalgalar yayarak rahatsızlık veriyorsa, metafizik âlemin canlıları cinler de temas kurabildikleri insanları—her ne kadar boyut farklılığı olsa dahi---rahatsız edebilirler.


    İşte bu manyetik pas ( el ile mesh) ve manyetik nefes, insanı rahatsız eden bu negatif akımı şifa dualarıyla beraber etkisiz hale getirir.


    MANYETİZMA NEDİR?Mıknatıs gibi çekici kuvveti olan manyetizma ise, insanın ruhundan gelen bir özelliktir. Evet, manyetizma denilen güç, insanın beyin faaliyetinden, ellerindeki sıcaklıktan ve çıkan akımdan, tesir edici değil, bizzat Allah’ın bir lütuf ve keremi neticesinde, insanın ruhundan kaynaklanmaktadır.


    Ruhumuzun bu gizli kabiliyeti geçmişteki bütün uygarlıklar tarafından keşfedilmiş, insanlığın hizmetinde kullanılmıştır..Asırlar değişse dahi metotlar aynı kalmıştır.Okuma ve nefes etmeler, manyetik nazarlar, telkin ve ellerin pas ile enerji dağıtması; İnka ve Aztek’lerden Mısır’a, Çin’den Mezopotamya’ya, Hind’ den eski Yunanlılara, Anadolu’dan Afrika’ya kadar hiç değişmemiştir.


    Her insanda az veya çok manyetizma vardır. Ekser insanlar bunun farkına bile varmazlar.Alemlere fihriste ve küçük bir kainat olan insanın, yaratılıştan gelen bu özelliği, Allah’ın lütuf ve keremi olarak bütün insanlar için geçerlidir.Yani, bu özellik Hıristiyan’da, Musevi’de, putperestte, Hindu ve Müslümanlarda olabilir.Irk, cins ayrımı yoktur.Çağlar boyunca her kıt’a da her milletin içinde manyetizma gücüyle insanlara faydalı olmaya çalışan kişiler çıkmıştır.


    İnsanın vücudundaki manyetik güç ile cinler arasında kuvvetli bir bağ vardır. Çünkü; manyetizma fiziki âlemin bir olgusu değil metafizik alemin bir tezahürüdür. bazıları, manyetizma gücü gözünden, elinden, nefesinden dışarıya çıkan insan ile maddi bir bakıştan dolayı fazla ilgilenmeyebilir. Ama, metafizik alemdeki ciniler bu olaya ilgisiz kalamaz, o kişiyle hemen irtibata geçerler.O kişi istese de istemese de cinnilerle diyalog kurar.Ayrıca, fizik alemden metafizik aleme geçerek, trans, istiğrak, yakaza münasebet kurabilir.


    Bugün, birçok psikomatik hastalık ilaç yerine manyetizma ve hipnotizma yoluyla tedavi edilmekte; başarılı sonuçlar alınmaktadır.İnsanı ayakta tutan ve hareket ettiren en mühim faktör, yediğimiz yemek, aldığımız gıda değil, ruhi enerjisidir.Ruhları sersem olmuş nice insanlar, en lüks hayatı yaşasalar, en leziz yemekleri yeseler dahi ancak yürüyen birer et yığınıdırlar.


    Eğer; bazı tabulardan ve yanlış anlamalardan dolayı kanunen bu uygulamalar daha serbest olsa, o zaman sahtekar ve şarlatanların ayıklanmasıyla beraber manyetizma, hipnotizma ve biyoenerji insanlığa daha faydalı bir şekilde kullanabilecektir.


    RUHSAL ŞİFA NEDİR?




    Ruhsal şifa, bir amaca yöneltilmiş düşüncenin yoğunlaşıp toplanması ve ruhtan gelen güç ve yetenek ile hareket ettirilmesi, manyetik enerjinin kullanılması sonucu meydana gelir.


    Ruhsal şifa, bilimsel, mantıklı, makul bir hadisedir. Bilinmeyen, izah edilemez, mantık dışı hiçbir yönü yoktur. Yalnızca bu işle meşgul olanlar dürüst olsun yeter.


    Ruhsal şifa yeteneği doğuştandır, sonradan kazanılamaz.” Bu iş sadece Kur’an’ daki dualar ile olur” diyenlere, Avrupa, Amerika, Asya ve Afrika’daki farklı inanç ve dinlerde olan kişilerin nasıl şifaya sebep olduklarını sorabiliriz.


    Bunun yanında dua etmenin büyük bir güç ve enerjiye dönüştüğünü de gördüm. Yani, dua okuyarak rahatsızlıklara müdahale edildiğinde, insan ruhunda meydana gelen muazzam bir güç olduğunu belirtmeliyiz. Ancak bu art niyetsiz, samimi, karşılıksız, gurur ve kibir e kapılmadan yapılmalıdır. Çünkü; Kur’an-ı Kerim maddi çıkar için hiçbir zaman kullanılmamalıdır.


    BOYUTLAR


    Boyut, Arapça’çaki bu’d kelimesinden dilimize girmiştir; uzaklık, aralık manasındadır. Ayrıca geometride, bir cismin uzunluk, derinlik ve genişliği anlamındadır.


    İslam âlimleri 9. yüzyıla, dünyada maddi bir eşyanın üç boyuttan ibaret olmadığını ifade etmişlerdi. Yani dördüncü boyutun varlığına işaret etmişlerdi. Üç boyut yani uzunluk, genişlik, yükseklik (en, boy, derinlik) fizik âlemde, bütün maddi varlıklar için geçerlidir.


    Maddi varlıklar, belli bir hıza ulaşırsa enerjiye dönüşür ve üç boyuttan kurtulup dördüncü boyuta geçer. Metafizik âlemde birçok hayat mertebesi ve âlem iç içe, girift bir haldedir. Işık alemi, esir maddesi, cinler alemi, melekler alemi, ruhaniler alemi, ervah-ı aliyenin alemi, berzah alemi vs. hepsi iç içedir. Fakat birbirleriyle irtibatları vardır.


    Üç boyut mekânda hareket, dördüncü boyut zamanda hareketi karşılar. Uzunluk, yükseklik ve alan hareketi, fizik alem için geçerlidir. Fiziki âlemdeki kavram ve isimler, dördüncü boyutta yani metafizik âlemde geçerli değildir, bir mana ifade etmezler.


    Bilim ve teknoloji ilerledikçe boyutlar arasındaki koridor, yırtık ve menfezler daha çok açılarak, münasebet de artacaktır. Bugün bilim adamları, maddi bir eşyayı, boyut atlatarak yani üç boyuttan dördüncü boyuta geçirerek, bir yerden bir yere nakletmeyi fizik kanunları dâhilinde mümkün görüyorlar. Yani Cenab-ı Hakk’ın (c.c) adetullah dediğimiz kâinatta icra edilen kanunlardan şu an bilmediklerimizin keşfedilmesiyle, bu mümkün görülüyor. Yalnız şu an bunu yapabilecek teknolojiye sahip değiliz. İlerde bu teknoloji gelişecek, insanların hizmetine takdim edilecektir.


    NASA Uzay Araştırma Merkezi, kâinattaki diğer yıldız ve gezegenlerle irtibat kurma çalışmalarında, hem üç boyut hem de dördüncü boyut çapında araştırma yapıyorlar. Belki bizim boyutumuz dışında başka boyutlarda yaşayan canlılarla karşılaşabiliriz, diyerek metafizik alemi biraz daha dikkatli inceliyorlar.


    ÂLEMLEÂlem; bütün yeryüzü, kâinat, dünya, mahlûkatın nevleri ve her şey manalarında kullanılmaktadır. Her bir cins mahlukat birer alemdir ve her insan da küçük bir alemdir. Bütün âlemler beraber bir arada bulunabilirler. Mesela, bir bakır telde, hem maddi âlem, hem ısı âlemi, hem de elektrik âleminin bir arada bulunması veya tek bir insanda birçok âlemin örneğinin olması gibi.


    Âlem-i asgar; en küçük alem olarak ifade edilen insandır. Çünkü her bir insan, bütün âlemlerden örnekleri içinde barındıracak şekilde yaratılmıştır.


    Âlem-i berzah; kabir âlemidir. Vefat etmiş, ölmüş kişilerin bulunduğu âlemdir.


    Âlem-i ekber; en büyük âlem, kâinat demektir.


    Âlem-i emir; yaradılışa ait kanunlarla ilgili âlemdir. Kainattaki kanunlar, mahlukat üzerindeki bütün tasarruflar bu aleme bağlıdır.


    Âlem-i esbab; sebepler âlemi. Her şeyin bir sebebe dayanarak olduğu âlem. Yani fiziki dünyamız.


    Âlem-i gayb; beş duyumuzla algılayamadığımız âlemdir. Bize göre geçmiş ve gelecek gaybtır.


    Âlem-i hab veya menam; uyku ve rüya âlemidir. Bazı âlimler âlem-i misal adını vermiştir.


    Âlem-i kevn ü fesad; kainat, yani varlık sahasına gelip gitmelerin, toplanıp dağılmaların, yaratılış ve zeval buluşların yaşandığı bu alem.


    Âlem-i nasut; dünya hayatı ve insanlar âlemidir.


    Âlem-i şehadet; beş duyumuzla algılayabildiğimiz bu dünya.allah1a iman edenlerin,Allah2a şehadet ettikleri, itaat ve ibadet ettikleri dünya âlemidir.


    Âlem-i melekut; her şeyin kendi mertebesinde, o mertebeye uygun ruhu ve hakikatinin âlemi. Her şeyin hakikatinin dayandığı âlem.


    MİSAL ALEMİMisal alemi, farklı bir boyuttur ve dünyamızdan binler defa daha büyüktür. Bu bu boyutta dünyadaki bütün renkler, şekler, sesler, fiiller alınıp kaydediliyor. Bu kayıtlar, mahşer günü bütün insanlara gösterileceği gibi, Allah’ın rızasını kazanmış cennetteki kullar da dünyadaki maceralarını, hatıralarını sinema seyreder gibi seyredeceklerdir.


    Rüya veya yakaza dediğimiz uyku halindeyken insanoğlu bu boyuta girer, bazı fotoğrafları görür ve bizim boyutumuza geçince bu durumu anlatır. Bazıları buna beynin bir fonksiyonu dese de aslında burada insan ruhu ön plandadır.


    Alıntıdır

  8. #8
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    KAF DAĞI NEREDE?Masal unsurlarında geçen ve hayali bir dağ olduğuna inanılan Kaf Dağı, aslında fiziki boyuttan metafizik boyuta yani misal alemine geçişte temessül etmiş şeklidir.

    Rivayetlerde, Hz. Süleyman (kelime anlamı; hem fiziki hem metafizik âlemde söz sahibi) peygamberin tahtının Kaf Dağında olduğu söylenir.


    Kaf Dağı, metafizik âlemle irtibatlı pek çok kişi tarafından misal aleminde görülmüş ve daha sonra fiziki alemde bu dağın tasviri yapılmıştır. Hatta “simurg” denilen kuş, görüntüden ibaret olan bir metafizik varlıktır.


    Tasavvuf ehli, Kaf Dağı ile ilgili pek çok rivayet ve tasvirlerde bulunmuştur.belli bir mertebe kat’eden ehl-i tasavvuf, alem-i misalden görüntüler almaya başlar, ruhani bir seyir ile acayip bir çok olayı ve eşyayı görürler.


    Küçük bir aynada, bütün yıldızlar görülebildiği gibi, alem-i misale bakan kişiler, o alemdeki pek çok şeyi görürler. Bunlardan biri de Kaf Dağ’ıdır. Önemli olan şahadet âlemiyle metafizik âlemini birbirine karıştırmamaktır. Çünkü iki âlemdeki hükümler, kanunlar, varlıklar birbirinden farklı yapıdadırlar.


    Alem-i misal, fiziki alemle metafizik alem arasında bir berzahtır. Görüntü, şekil ve suretiyle fiziki âleme, mana ve ruhuyla gayb alemine benzer.


    ESİR MADDESİ


    Esir maddesi uzayda ışınların nakline vasıta olan, gözle görülmeyen, elle tutulmayan, akıcı bir maddedir. Bütün kâinatı doldurmuştur. Esir maddesi kendi başına bir âlemdir, tartılamayan bir cevherdir. Işık ile beraber ısı ve elektrik yayılmasına da vesile olur. Bütün astronomi âlimleri bu latif, ince, seyyal maddeyi kabul eder. Esir maddesi, Cenab0ı Hakk’ın ilk tescilli ve icatlarına merkez olmuştur. Ve esir maddesi görülmemesine rağmen varlığı kabul edilen diğer bir metafizik vakıadır.


    MEDYUM VE CİNLER
    Medyum olan şahıs cinlerden maddi bünye itibariyle zarar görmez. Zaman zaman transa girip kendinden geçmesi, beynine ve vücuduna geçici olarak cinlerin sahiplenmesi gibi olaylarda, sadece vücudunun manyetik enerji ve akımlarını alarak karşılıklı menfaat temin edilir. Çünkü, medyumluk özelliği olan insanın zaman zaman transa girip, üzerinde yoğunlaşan manyetik akımı izole etmesi gerekiri Bunu da trans (derin uyku) ile cinler ifa eder. Bazıları dinimizde, “falcılık, büyücülük, muskacılık, üfürükçülük, medyumluk” olmadığını, bunların günah olduğunu söylerler. Hâlbuki bu kavramların hepsinin farklı olduğunu, bunları tamamen inkar yerine, ilmi olarak incelemeye tabi tutulması gerektiğini söylemiştik. Bütün dünyada ilim çevreleri tarafından da kabul edilen “medyum”luk bizde de inkar edilmemeli. Fakat bu inkâra sebep olan; sahtekârların piyasada dolaşmasıdır. Bu istismarın ortadan kaldırılması devletin görevidir. Yani, sahtekarların, medyum özelliği olmadan bu işi kazanç vesilesi yapanların, metafizik alemle irtibatı olmayan kişilerin tespit edilmesidir. Bu konudaki ilmi çalışmaların desteklenmesi, bu sahayı daha da ilerletecektir. Batıda “medyum” sıfatı kullanılarak işyeri açanlar, çok sıkı takip edilir. Aynı şekilde manyetik nefes ve manyetik pas ile üfürükçülüğün birbirinden ayrılması gerekir. Cini görmeyen, cini duymayan, cini hissetmeyen, cinle konuşamayan bir kişi kendini “medyum” diye nitelendiriyorsa sahtekârdır. Bu arada şizofreni ve beyninde bir hastalığı olup da rahatsızlığı ilerleyerek cinleri görmeye, cinlerin sesini duymaya başlayanlar konumuz dışındadır. Cin tasallutu ile cinlerle irtibatı birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü inceleme ve araştırmalarım esnasında, nice cin tasallutuna giriftar olmuş kişilerin daha sonra, “ Ben de insanlara şifa dağıtacağım, ben de cinleri istihdam edeceğim” vs. sözleriyle meydana çıktıklarını gördüm ki, ilim adamlarının bu şizofreni hastalarını ölçü alarak, bazen metafizik âlem ile irtibat kurabilen bütün kabiliyetli kişileri inkar etmekte, görülenlerin hayal olduğunu söylemektedir.Medyum-cin münasebetinde, medyum transa geçip, derin uykuya girince, ruh bedenin kayıtlarından kurtulur. Ruhun bir kalıbı cinlerin nezaretinde metafizik âlemde yolculuk yapabilir. Yani, beden hareketsiz, ruh onun yanındayken, duble dediğimiz ruhun kalıbı cinler aleminde adeta uçarak seyahat yapabilir. Hatta o duble başka ülke ve kıta’ları gezebilir, maddi olarak girilemeyen yerlere4 girebilir. Gelişmiş ülkeler, bu şekilde casusluk faaliyeti yürütmek istemektedirler. Araştırmalarım esnasında özellikle ABD ve Rusya’nın böyle, medyumları kullanarak teknoloji hırsızlığı ve casusluk faaliyeti yürüttüğünü tespit ettim. Bazı yayınlarda, cinlerin, belli bir dalgada mesaj gönderildiğinde, o mesajı gönderen kişiye hizmetkâr olduğu yazılmaktadır. İnsandan sonra dünyanın şuur sahibi diğer canlıları olan cinler, eski tertip ve tılsımlar ile artık hiçbir insanın hizmetine giremez. Ancak kendi istek ve iradesiyle insanlara hizmet edebilir. Cinler, insandan sonra sorumluluk taşıyan ikinci canlı nevi’dir. Bu zamanda, okunan duanın, zikrin, tertip ve tılsımın faydasını görebilmek için, azami ihlas ve samimiyet sahibi olmak gerekir. Ayrıca bünye ve yapı yönünden metafizik alem ile irtibat kurmaya kabiliyeti olmalıdır. Özellikle güney vilayetlerimizde, inancımıza gölge düşürmek maksadıyla, medyum özelliğine sahip veya yakın birçok kişi, cinlerin iğfali ile reankarnasyon denilen, ruhların tenasühü gibi batıl fikirleri ortaya atıyorlar. Cinlerin tesiriyle küçük çocuklar, kendilerini geçmişte yaşayan zannediyorlar.
    ARAF SURESİ 27. AYETİ
    “Şeytan ve kabilesi, sizi, kendilerini göremeyeceğiniz yerlerden, görürler” ayetinde meal ve tefsir yönünden bazı hatalar yapılmaktadır. Bu ayeti iyi tefsir edemeyen zevat, sanki şeytan ve cinler insanları devamlı gözlüyor, görüyor, takip ediyor görüşünü ifade ediyor. Halbuki bu görüş, yaradılış ve hilkat hakikatine münafı ve terstir. Bu ayeti tefsiri okuyanlar, hayat boyu kendilerini göremedikleri, meçhul bir çift göz tarafından takip edildiği hissine kapılıyor, bundan rahatsız olabiliyorlar. Araştırmalarım esnasında böyle duygudan dolayı çok rahatsızlık duyan birçok kişiye rastladım. Şunu belirtmek gerekir ki, biz bedensiz canlıları her zaman göremediğimiz gibi, onlarda bizi her zaman göremez. Ancak alemler arasında menfez bulup geçiş yapılırsa bu gerçekleşir.
    CİNLER İNSANLARI GÖRÜYOR MU?
    Bir de bunun tam aksi bir vaziyet söz konusudur, yani cinler de insanları her zaman göremezler.Bu bilgiye sahip olmak zannedersem birçok kişiyi sevindirecektir. Evet, cinler de insanlar aleminde olan her şeyi görüp, bilen canlılar değillerdir. Bu konuda yanlış bilgiler, birçok insanı rahatsız etmiştir, Yani “biz onları görmüyoruz, onlar bizi rahatlıkla gözetliyor, takip ediyor” düşüncesi, doğruyu bilmeyenleri endişe ve evhama düşürmüştür. Biz her an, her hareketimizi gören, Semi ve Basir olan ve her halimizi bilen Hz. Allah’a (c.c.) göre, tavır ve davranışlarımızı ayarlamalı, O,nun rızasını kazanmaya çalışmalıyız.
    CİNLERİN ÖLÜMLERİ NASILDIR?
    Cinlerin bir normal ecel vakti ölümleri, bir de dışarıdan, müdahale ile nötr hale getirilerek ölümleri vardır. Bu ölüm gerçekte sadece okunan dualardan mı, yoksa başka bir fiziki kanun mu devreye giriyor? Bunu iyi tespit etmek gerekir. Evet, insandaki manyetik güç bazen cinniyi öldürür, bazen yaralar. Bu halde yine, kişinin o anki pozitif veya negatif akım durumuna ve saatlere göre, cinin kendi âleminden maddi aleme geçişteki şekil ve ahvaline göre değişir. Şimdi olaya, bir kerede sahip olduğumuz bilgiler çerçevesinde bakalım. Cinlerin sür’ati ışık hızından yavaş, sesten hızlıdır. Yani sen okumaya başlarken normalde o cin soluğu mesela Amerika’da alır. O halde, akıl ve şuur sahibi o cini okuduğun ayetle nasıl yakacaksın? O cin senin kendisini yakmanı bekleyecek mi? Elbette ki beklemeyip kaçıp gidecektir. Kabiliyetleri gereği arkada bıraktığı manyetik bir akım ile de öldüğünün, yandığının görüntüsünü bırakacak ve bizim muhterem cin yakıcılarımız, o görüntüyü görüp veya göstererek cin veya cinlerin yandığını zannederek çevresine öyle söyleyecektir. Yani görüntüsü buradayken, cin, hızıyla başka yerde olacaktır.


    Alıntıdır

  9. #9
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    BU ALEME GEÇEN BİR CİN NE KADAR KALABİLİR? Cinler kendi âlemlerinden bu âleme devamlı kalmak üzere geçemez. Muhakkak belli bir zaman sonra geri dönmek zorundadır. Nasıl ki, komaya giren bir insanın belli bir zaman uyandırılması gerekiyorsa, suya giren bir insan belli bir müddet sonra sudan çıkmak zorundaysa, cin de bir vakit sonra kendi âlemine dönmek zorundadır. Tek imkanı vardır o da, ya medyumluk özelliğe sahip manyetik enerjili bir insan bulmak ve onunla muhatap olup enerjisinden istifade etmek, ya onun içine girip bir müddet vaziyeti idare etmek, ya zayıf ve hasta bünyelerden enerji hırsızlığı yapmak yada herhangi bir sinek, böcek vs. hayvanın içine girip zaman kazanmaktır.

    CİNİN ZARARSIZ HALE GETİRİLMESİ
    Cinin başka yere kaçmaması meselesine gelince. O da medyumluk kabiliyeti olan kişinin gözlerinin hüneriyle tahakkuk eder. Ancak buradaki maddi gözümüz değildir. Çünkü biz cinleri, beş duyu organımızdan biri olan göz ile değil beynimizdeki görme ile müşahade ederiz. Manyetik akım, el, göz ve nefesten farklı farklı frekansta çıkar. Gözden çıkan bir şua, cini olduğu yerde sabitler,kımıldayamaz hale getirir. İnsan gözünü kıpırdatmadan, cini bulunduğu yere adeta mıhlar. Belki cin çeşitli kılıklara girebilir, korku veren görüntü gösterebilir, ama insanın bu konudaki üstünlüğü tartışılmaz. İnsanlar arasında “meşhur göz hapsi” deyimi tam bu hadise için de geçerlidir. Nazar devam ederken cin bir yere kaçamaz. Bu arada okunacak olan tılsımat-ı kur’aniye dediğimiz ayet ve dualarla cinin üzerine gönderilen manyetik nefes onu nötr hale getirir, yani öldürür.

    CİNLER TUVALETLERDE Mİ BARINIRLAR
    Küfre hizmet eden, şeytandan akıl alan dinsiz ve kafir cinlerin bazı nev ve ırkları tuvaletlerde yaşarlar. Bünyesi hassas ve yapısı müsait olan insanlar bunlardan zarar görebilirler. Korku, ürperti, kalp çarpıntısı, baş ve vücutta ağrılar, sızılar meydana gelir. Hz. Peygamber (s.a.v.) tuvalete girerken bizlere şu tavsiyeleri verir: sol ayakla girip, sağ ayakla çıkınız. İçerde fazla beklemeyiniz. Girerken, “ bismillah,Allahümme inni euzu bike minel hups-u vel-habais” (Allahım, bütün habislerden sana sığınırım) denir. Çıkarken ise, “ Elhamdüllillah” denir. Burada iki özellik görürüz.Birincisi, mutlak bir şekilde her tuvalette cin tasallutu olacak diye bir şey yoktur, yani cinler oturmuşta tuvalete girenleri çarpacak diye bir şey yoktur. Buna rağmen Hz. Peygamber (s.a.v.) tılsım at’ı Kur’aniye dediğimiz tedbire başvurulmasını istiyor. İkinci özellik ise, evlerde kullanılan tuvalet dediğimiz mekanlar ile metafizik alem arasında bir menfezin oluşarak, buradan bir geçiş olayının bulunmasıdır. Yaptığımız çalışmalar sırasında, bu mekânlarda ya cinlerin tasallutuna uğramış ya da cinlerin orada bıraktığı yel veya akıma maruz kalmış birçok kişiyle muhatap oldum. Müdahale ve gayretimle Allah’ın izniyle bu rahatsızlıktan kurtuldular. Onlara en büyük tavsiye olarak, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) tılsımat-ı Kur’aniye dediğimiz dualarını okumalarını söyledim. Buna benzer bir mekan da mezbelelik dediğimiz harabe, virane, ahır, hayvan barınaklarının tezek ve dışkılarının da olduğu yerlerdir. Buralarda insanlar hatta hayvanlar bile birçok rahatsızlığa giriftar olabilir.

    KARANLIK VE CİNLER Metafizik âlemden en uygun geçiş zamanı geceleyin, karanlıklarda zuhur eder. Zaten birçok cini hadise gece vaktinde olur. Karanlığın cinler için ayrı bir cazibesi vardır. Gerçi onları gündüz veya gece alakadar etmez. Bu kavramlar bizim için geçerlidir. Cinler, karanlık ortamda görebilirler. Cinlerin bir türü, Karanlıklar denizinde seyeran eder. Kendileri geçtikleri ve kondukları yerlere akımlarını bırakırlar. Gece karanlığında dışarıda gezen insanlar, bu akımlardan şiddetli rahatsızlık duyarlar. Altı ay gündüz, altı ay gece olan Kuzey kutbunda gece döneminde yoğun bir manyetik atmosfer oluşur, geçiş bölgesi olarak burada birçok cini olaylar görülür.

    MADDE-ENERJİ-CİNLER
    Yeryüzündeki herhangi bir maddeyi ışık hızıyla hareket ettirebilseydik, o madde aslına dönecek ve enerji olacaktı. Madde iken sonsuz, enerji iken sıfır kütleye, ağırlığa inecekti. Madde atomlardan, atomlar ise kuant denen enerji beyaz noktalarından oluşmuştur. Beyaz noktalar, tanecikler halinde birleşince maddeyi oluşturur. Enerjinin öz kütlesi sıfırdır. Hareket halinde bir kütlesi vardır. Dördüncü boyut olan bu uzay zamanında eğrilmekte, çekimin tesirinde kalmaktadır. Enerji denilen küçük ışık noktalarının bir kütlesi olması, onların fani ve ölümlü olduğunu gösterir. Uzayda bir kara delik nihayetinde onu çeker ve yutar öldürür. İnsanoğlu ışık hızına ulaşsaydı, zaman ve mekân bulma güçlüğü çekerdi. Bu sebeple “mekân-zaman” kavramını enerji ve ışık hızı için kullanamıyor, enerjinin neye benzediğini anlamaksızın sadece onun fonksiyonlarını biliyoruz. Işık hızı zamanın akma hızıyla özdeş olduğundan, ışık hızına ulaşan bir nesne “ zaman duvarı’na “ da ulaşmış olur. Madde özelliği kaybolur, belli bir bedeni olmayan, akıcı enerji özelliği başlar. Bu şekilde dördüncü boyuttan beşinci boyuta geçilmiş olur. Sürat artıp, hızlandıkça saatimizin tik-takları arasındaki zaman yavaşlayacak, ışık hızının eşiğinde saat daha da yavaşlayacak ve ışık hızında ise duracaktır. Bir saniye ebediyet, sonsuzluk olacaktır. Kalbimizin bir çarpıntısı ebediyete kadar yetecektir. Zaman akmadığı için, aldığımız son nefes oksijen bize sonsuza kadar yetecektir. Yaşlanma, yıpranma olmayacaktır. Saatimiz “tik” der ama “tak” demez. Çünkü zaman durmuştur. Mekân, yer, madde, her şey zaman içinde geçerlidir. Zamanın olmadığı yerde mekan ve madde anlaşılmaz. Yani zaman belirtilmediği zaman hangi mekan ve maddeden bahsedildiği belli değildir. Mazi, hal ve istikbal diye zamanı biz ayırırız. “İstanbul” dediğimizde her zaman bir İstanbul vardır. Ve ilerde de olacaktır. Bu bize bir şey ifade etmez. Çünkü belli bir kuruluş tarihi, geçmişi vardır. İlerde, istikbalde dahi olacaktır. Ama 1453 deyince Fatih Sultan Mehmed’in fetih yaptığı zamanki İstanbul’u kastettiğimiz anlaşılır. Mekânın zamana bağlı olduğuna insanı örnek verebiliriz. Bir insanın enerjisini kullanması, enerji gücüne göre büyümesi, yaşlanıp ölmesi, ancak zaman olduğunda geçerlidir. Bir insanın o anki görünüm ve resmini kastederiz. İleride iki büklüm bir ihtiyar olacaktır, geçmişte ise emekleyen bir bebek idi. Bundan şunu çıkarırız. Eğer biz ışık hızına erişsek, o zaman bu insanın üst üste bindiğini ve belirsizleştiğini, mekânsız, maddi olmayan bir enerji yumağı halinde görürüz. Bu bilgile ışığında cinleri incelediğimiz zaman, cinler bir çeşit enerji türüdür. Elle tutulup, gözle görülen bir bedenleri yoktur. Şuurlu, akıllı ve ruh sahibidirler. Canlıdır, kendine göre beslenir, ürer, çalışır ve ölür. Şekil, cisim ve biçimleri yoktur. Biz bir molekül yığını ve fizik âlem sakinleri olarak, her şeyi maddeye göre izah ederiz. Bizim masa, sandalye, elbise, ev gibi maddi nesnelerimiz vardır, bunları kullanırız. Hemen aklımıza “ Cinlerin böyle eşyaları var mı? Şeklindeki bir soruya ise, şöyle cevap verebiliriz. Cinler eşya kullanmazlar, çünkü ihtiyaçları yoktur. Trans halindeyken, ruhumun dublesi fizik âlemden metafizik âleme geçtiği zaman, çok geniş bir boyutla karşılaşıyorum. Enerji ve akımları farklı birçok nev ile karşılaşıyorum. Benim gibi transa girenlerin hepsi bu âlemi müşahede etmiştir. Fakat boyut farklılığından dolayı tam olarak izah edilemiyor, hali ve vicdani olarak kalıyor. Hayatta hiç elma yememiş bir insana, elmayı nasıl tanıtabilir, nasıl anlatabilirsiniz; lezzetini tadını nasıl gösterebilirsiniz?

    CİN ÇARMASI NASIL BİR HADİSEDİR?
    Cinlerin tasallut kendi bünyeleriyle ilgilidir. Yaratılış olarak dumansız ateş tabir ettiğimiz şuurlu bir enerji kütlesi olan cinler, kendi bünyelerinden bir çeşit ışın olan manyetik akımlar ve enerjiler çıkarırlar. İnsan, bir molekül yığını olmasına rağmen o da birçok ışın üretir ve yayar. Hatta her insanın vücudu belli bir frekansta enerji dalgaları yayar, bu dalga boylarıyla insanlar arasında dostluklar oluşabilir. Yalnız, cinler de insanlar gibi farklı yapılara, değişik ırklara mensupturlar. Su, ateş, hav toprak karakterli çeşitli cin toplulukları vardır, bu karakterleri yaşadıkları ortamdan ve yerlerden kaynaklanır. İnsan vücudu, kişiden kişiye değişen hassasiyette yaratılmıştır. Tıp ilminde tespit edilen akupunktur noktalarında olduğu gibi, insanın manyetik akım, ışın ve şua alan çeşitli vücut bölgeleri vardır. Bazı insanlarda bu yerler doğuştan kapalıdır. Ne kadar manyetik akım ve enerji göndersen de almaz. Kimi insanlarda da bazı bölgeler hassas olabilir, gerek bir büyü sonucu, gerek tabiatta serbest dolaşan enerji akımlarından, gerek manyetik bulutlardan, gerekse doğrudan bir cini tesir sonucu rahatsızlık meydana gelir. Ortaya çıkan bu açıklık ve menfezden manyetik akım vücuda yerleşir. Evvele inansın sinirlerine, beyin sistemine tesir eder. Bu sefer, vücudun ürettiği enerji ve elektrik akımı düzensiz hale gelir, en gelişmiş röntgen makinelerinin çekemediği, tespit edemediği manyetik yaralar ve ağrılar ortaya çıkabilir.Manyetik akım, zamanla hücre düzenine tesir edebilir, biyolojik bazı hastalıklara da yol açtığı gibi, kişi artık psikolojik bir hasta durumundadır. Vücutta meydana gelen, beyindeki sinir tahribatı belki bazı tıbbi ilaçlarla tedavi edilebilir. Ama hangi sebepten olursa olsun insan vücuduna yerleşen manyetik akım, ışın veya şua o bölgeden alınmalı, izole edilmelidir. Burada devreye, yaratılıştan metafizik âlimler ile Hz. Peygamberden (s.a.v.) rivayet edilen dualar devreye girer. Yalnız, sinirlere, beyne tesir eden şeyin manyetik bir akım veya maddi bir sebep olduğunu tespit etmemiz gerekir. Doğuştan gelen bir kabiliyet olarak elinde, gözlerinde manyetik enerji yoğunluğu olan kişiler, insanların hangi bölgelerinin hassas olduğunu, menfezlerin nerede bulunduğunu, hangi yerden akım aldığını anında tespit edebilir. Cinler, tesir ettikleri kişileri, böyle insanlardan uzaklaştırmaya çalışırlar. Çünkü kendi manyetik akımlarını ancak, dualar ile manyetik okumalar ve müdahaleler giderebilir.


    Alıntıdır

  10. #10
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    ŞEYTAN, CİN VE İNSANIN FARKLARI NEDİR? Bize gelen sorularda cin ve şeytanın yapı ve mahiyetleri yönünden karıştırıldığı görülür. Eski kitaplara ve yanlış tercümelere bakarak cin ile şeytanın aynı olduğunu söylerler. Bu gerçekleri Kur’an-ı Kerim’e dayandırırlar. Burada eksik ifade edilen şudur; cinler imtihan olmakta, şeytan ise bu imtihanda vasıtadır. İnsanlar şeytanları görmezler. Şeytanlar, cinleri de ifsad eder, küfre atmaya çalışır. Bugün bilim dünyası birbirinden farklı birçok şua, ışın, kozmik ışın keşfetmiştir. Hepsi ışın olmakla beraber, hepsi de birbirinden mahiyet, enerji, frekans yönünden farklıdır. Ayrıca cinler ile şeytanlar arasında boyut farklılığı vardır. Cinler bir enerji çeşidi olduğundan molekül yığını insanlara çeşitli yönden tesir edebilir. Yani, insanın yanına gelen cin, üzerindeki manyetik akım ve enerjiye göre gerek insanda gerekse maddelerde bizim bilmediğimiz bir kanunla, fiziki yönden tesirlerde bulunabilir. Cinler, herhangi bir insana durup- dururken musallat olmaz. Sağlam bünyeli, akıl ve muhakemesi kuvvetli, vücudu akım ve enerjilere dayanıklı, menfezleri kapalı insan, cin şerrinden emin olabilir. Cin tasallutu Müslüman- kâfir diye ayırt etmez. Bünyesi zayıf ve hassas olan herkes cinlerden rahatsızlanabilir. Cinlerin, Allah tarafından kendilerine ihsan edilen en büyük kabiliyetleri, bir anda binlerce kilometreyi kat etmeleri, ışık hızından fazla bir hıza sahip olmaları, çeşitli şekillerde görüntü vermeleridir. İnsanın beş duyu organı ile cinleri idrak etmesi mümkün değildir. Cinler yapıları gereği bizim sahip olduğumuz göz, kulak ve dokunma duyumuzla anlaşılamaz. Onlarla irtibat kurabilmek için bu maddi alemden, başka bir boyuta geçmek gerekir.

    İNSAN-CİN MÜNASEBETİ
    İnsan, cinden korkmamalıdır. Cinler genellikle tek başına kalan ve bünyesi uygun olan, vücudunda açık, menfez bulunan insanları korkuturlar. İnsanlara ürperti, vesvese, heyecan, asabiyet, telaş gibi hisler verirler. Asr-ı saadette cinler maddi olarak da saldırı yapabiliyordu. Hz. Peygamber, beyt-ül mal’dan hırsızlık yapan bir cini direğe bağlıyordu. Günümüzde böyle maddi görüntü ile karşımıza çıkmıyorlar. Asr-ı saadette meydana gelen hadiseleri ve rivayetleri iyi anlamalı, iyi tabir etmeliyiz. Yoksa birçok konuda yanılabilir, hatalı bilgilere sahip oluruz. Olayın meydana gelişi ile şahıslar arasında iyi bir irtibat kurmalıyız. Hadiselerin hikmetini ve mahiyetini iyi kavramalıyız. Hangi söz, nerede, hangi olay neticesinde söylenmiş, bunu düşünmeliyiz. Cinler, insanları korkutmayı, vesvese ve şüpheye düşürmeyi, çaresiz bırakmayı severler, kendilerine yalvarılmasından hoşlanırlar. Halef, selef meselesi bu konuda tesirli bir sebeptir. Yani, insan yaratılmadan evvel yeryüzünde cinlerin hâkimiyeti vardı. Mantık ve muhakemeden uzak cin toplulukları, yeryüzünü fesada ve savaşa boğdular. Sonra üzerlerine halife olarak insan geldi. Kafir cinler insanlara rahatsızlık verirken bu zarar insan bünyesine, yapısına göre değişir. Yoksa cinler, her insana gidip zarar veremez. Cin, insana tasallut edince, onu korku, ürperti hisleriyle sefahat ve kötü alışkanlıklara sevk eder. Yani, sıkıntı ve korku, endişe ve ürperti ile insan ibadeti terk eder; içkiye, kötü alışkanlıklara, intihar etme duygusuna müptela olur. Böyle bir cin tasallutuna maruz kalan kişiler, eğer iyi niyetli, ihlâslı ve metafizik âleme kabiliyeti olan kişilere rast gelirse, Allah’ın (c.c.) izniyle şifa bulabilir. Sadece dindar olmak yeterli değildir; bazı medyumluk kabiliyetlerinin de olması gerekir. Bu olayların hepsi ilmidir.

    BÜYÜ, SİHİR VE CİNLER
    Bir başka husus da cinlerin büyü, sihir, muska olaylarında aracılık yapmalarıdır. Muska yazan ile yazılan, büyü yapan ile yapılan arasında cinler bir vasıta görevini yerine getirirler. Eski çağlardan beri insanlar, büyü olaylarını bildiklerinden, kendilerine peygamberlik vazifesi gelen peygamberler, evvela risalet mesleği ile cini hadiseleri birbirinden ayırmışlardır. Peygamberler, doğrudan ikram-ı ilahi olarak mucizeler göstererek, risaletin ve vahyin, cini hadiselerden farklı olduğunu ispat etmişler, insanların kafalarındaki şüpheleri ortadan kaldırmışlardır. Cinler, eski çağlarda insanların gözüne güzel bir insan suretinde görünüp, onları kendilerine tapındırmak için heykellerini yaptırtmışlardır. Heykel yapma ve tapınmada cinlerin payı da vardır. Bu sebepten semavi dediğimiz Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet, din olarak insanlığa indiği zaman, evvela putlara savaş açmıştır. Dolayısıyla putların içine yerleşen, putların içinden seslenerek insanları ifsad edip azdıran cinlerin şerlerinden o putların kırılmasıyla kurtulmuş olundu. Cinler, putların içinden insanlara seslenerek küfür ve tuğyan yolunda azdırırlardı. İnsanlara emir verir, onları korkuturlardı. Cinler, Hindistan’da Buda, Çin’de Konfüçyüs, Amerika’da Totemlerin içinde de aynı hareketleri yaparak, insanları yanlış yollara sürüklemişlerdir. Bugün, birçok insanlar İslam’a Kur’an-ı Kerim’e, mukaddes değerlerimize saldırıyorsa bunda cini şeytanların da hissesi vardır. Cinniler birçok mevzuda insi şeytanlara akıl hocalığı yaparlar. İnsanları, şehvet, sarhoşluk, sefahat, alçaklık, küfür, kavga, serserilik, günah atmosferine çekmek için kafir cinler, şeytanların da tahrikleriyle çalışırlar. Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinde, Hz. Peygamber’den rivayet edilen hadis-i şeriflerde ve bunların tefsirleri olan mübarek kitaplarda, bütün sıkıntı ve rahatsızlıklar için birer şifa kaynağı vardır. Bu hakikatler karşısında bir araya gelseler de ne kadar vesvese verseler de Allah’ın (c.c.) izniyle bir şey yapamazlar.

    BİZİ SARAN ENERJİLER
    İnsan vücudu, enerji üreten bir makine gibidir. İnsan vücudunun hareketleri, bu enerjiye bağlıdır. Bu enerji ise ruhtan gelir. Yani, metafizik enerji maddi bedenimizi hareket ettirir. Materyalist ve dinsizlerin hezeyanlarının zıddın maddi vücudumuzu ruhtan gelen enerjilerin hezeyanlarının zıddına, maddi vücudumuzu ruhtan gelen enerji ayakta tutmaktadır. Hastalık denilen olayın bir yönü de vücudumuzdaki enerjilerin düzensizliğindendir. İnsanın iyi veya kötü olması, enerji düzenine bağlıdır. Yani, ruhi ve zihni elemler, ruhtan gelen enerji düzeninin bozulmasındandır. İnsan vücudunda biriken ve atılamayan enerjiler ona zarar da verebilir. Abdest olayında suyun, bu fazlalık enerjiyi izole ettiği görülür. Aynı şekilde namaz esnasında fazla enerji, vücudun sivri noktalarından, yere verilir. Elbette ki biz bu enerji fazlalığını gözle göremeyiz, fakat bizim maddi bedenimize tesir eder. Ancak, ibadet ve kulluk vazifemizi ifa ederken, belki farkında olmadan bünyemizi bozan çeşitli enerjilerden korunmuş oluyoruz. Sadece, ayın yörüngesinin değişmesiyle insanda birçok fiziki rahatsızlık meydana geliyor. Beyin ve mide hastalıkları çoğalıyor. Buna karşılık manevi bir atmosfer, insanın beyin dalgalarını düzenliyor. Biz, tabiattaki bütün enerjilere, hareket yapmaya yönelik güç ve enerjileri, farklı metotlarla kullanarak hayatını sürdürür. Mesela, yemeklerden aldığımız enerji ile hareket eder, iş görürüz. Bunun yanında, dünyada ısı enerjisi, dinamik enerji, değişken enerji, elektrik enerjisi vs. gibi çeşitli enerjiler mevcuttur. İnsanın ruh ve hayatı, en büyük enerji kaynağıdır. Bu enerji, bütünlüğünü kaybetmeden şekil değiştirir. Yani, doğumdan ölüme kadar, bütün beden kalıbının değişmesine rağmen bütünlüğünü kaybetmez. Biz enerjiyi göremeyiz; her maddenin enerjisi farklıdır. Yani, görünüşte aynı olan iki şey, fiziki ve kimyevi olarak paralel hareket etseler dahi, değişik vasıf ve frekansta enerjilere sahiptirler. Madde ne kadar hızlı hareket ederse o kadar fazla enerji taşıyordur. Aslında kainatta bulunan enerji çeşitli hallere girer, fakat miktarı değişmez. Bir halden bir hale dönüşür. Su maddi olarak sıvı, buhar veya buz haline gelebilir ama enerji gücü değişmez. İnsan düşünürken dahi enerji harcar. Bu sebepten, iyi güzel ve faydalı şeyler düşünmelidir. Malayani, boş şeylerle meşgul olmak, akılları geveze, ruhları sersem yapar

    .BİYOENERJİ NASIL BİR ŞEYDİR?
    İnsan bedeni, yaratılıştan gelen bir özelik itibariyle devamlı enerji ve elektrik üretir. Bu enerji ve elektrik insanın bedeninde manyetik bir alan teşkil eder. Hayati bir öneme sahip olan manyeik enerji, ısı, ışık ve elektrik gibi bir kuvvettir. İnsan sağlıklı olduğunda vücut enerjisi dengeli ve düzenlidir. Eğer vücuttaki enerji dengesi bozulursa, insan hasta olur. Böyle rahatsızlık esnasında, dışarıdan verilecek manyetik bir enerji o düzensizliği izole edebilir. Cinler, insanlara tasallut olurken, bu enerjilerin düzensizliğinden istifade ederler. İnsan vücudunda menfez dediğimiz olay, ruhun kaynağından çıkan enerji düzeninin bozulması demektir. Tecrübelerimde sabittir ki; insanın vücudunun sağ tarafı pozitif, sol tarafı negatif enerji yüklüdür. Ön taraf pozitif, arka taraf negatiftir. Manyetik enerji bir vücuttan diğer vücuda akıp geçebilir. Her insanda manyetik enerji vardır. Fakat, yaratılıştan gelen bir özellik olarak kimisinde fazla, kimisinde azdır. Bu enerji nefes, göz nazarı ve eller vasıtasıyla karşıya aktarılabilir. Manyetik enerjinin (biyoenerjinin) çeşitli hastalıklarda kullanılmasını şarlatanlık ile karıştırmamak gerekir.. Yani, biyo enerji sahibi olan kişi, elini karşıdaki insanın bedeni üzerinde gezdirirken, gerçek rahatsızlığı olan kişinin vücudundaki enerji bozukluğu ve dengesizliğini tespit edebilir. Ve duruma göre oraya ya eliyle, ya nefesiyle, ya gözleriyle belli bir enerji göndererek o problemi gidermeye çalışır.Biyoenerji konusunda özellikle Rusya, Azerbaycan, Bulgaristan bir hayli mesafe katetmiştir. Bizde ise, bu ilim daha yeni insanlığın hizmetine sunulmaya çalışılmaktadır. İnsan, Cenab-ı Hakk’ın muazzam bir sanatıdır, ilim ve teknoloji inkişaf ettikçe bu ortaya çıkmaktadır.


    Alıntıdır

  11. #11
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    İNSAN BEYNİNİN ENERJİ BOYUTU Yaradılıştan gelen bir özellik olarak insan beynindeki akım ve enerji dalgaları, her insanda farklı frekanstadır. Gelişmiş ülkeler, insanların beyin yapılarına göre farklı akım ve enerji yaydığını ve buna göre insanlar arasındaki ilişkilerin samimim veya soğuk olduğunu ispatlamışlardır. Biz bunu fark etmeden günlük hayatta tatbik ederiz. Yani “şuna çok ısındım”, “bununla uyuşamıyorum” deriz. İnsan beyninin ürettiği enerji ile metafizik alemden gelen enerjiler birleştiğinde yoğunluk kazanır ve çevreye olumlu-olumsuz tarzda yansır. Karşıdaki kişi veya kişiler bu hale göre, ya huzur bulur ya da rahatsız olur. Beyin dalgalarının en çok tezahür ettiği yer, insanın gözleridir. Gözlerdeki manyetizma ve hipnotizma gücü, insanın beyninden kaynaklanır. Diğer çıkış yerleri, avuç içi, parmaklar ve insan nefesidir. İnsan beynindeki dalgalar düzensiz hale gelirse, bu rahatsızlık insan vücuduna maddi olarak yansıyabilir.
    İNSAN NEFESİNİN MANYETİK ÖZELLİĞİ
    Her insan yaratılış özelliği olarak az çok manyetik enerjiye sahiptir. Enerjiler genellikle vücudun sivri ve çıkıntılı yerlerinde görülür. Ellerimizi belli bir müddet birbirine ovuşturduğumuz zaman, arada aşikar bir enerji akımı meydana gelir. Parmak uçlarından çıkan enerji ve manyetik akım, bugün ilim tarafından tespit edilmektedir. Aynı şekilde, insan nefesiyle belli bir miktar akımı havaya gönderir. Eskilerin “nefes etmek” dediği olay, gerçekte bazı şeylere tesir etmektedir. Sıcak, soğuk , ılık, derin gibi çeşitli şekilleri vardır. İnsan günlük hayatını yaşarken yıldızlardan, gezegenlerden, çeşitli teknolojik ürünlerden ve cinleri manyetik akım ve enerjilerinin tesirinde kalabilir. Kendi bünyesi ve elektrik yapısı bozulup, düzensiz hale gelebilir. Vücuduna adeta yapışan bu manyetik toz bulutları, akım ve enerji leri en kolay temizleme yolu manyetik nefestir. Rahatsızlık duyan kişiye, o rahatsızlığın ve akımın çeşidine göre nefesin üfürülmesiyle, o akım insan vücudundan gider. Bu olay ilmi bir şekilde izah edilebilir. Bu nefes etmeyi, medyum özelliğine sahip bir kişi daha tesirli gerçekleştirir. Avrupa ve ABD’de çok yaygın bir şekilde uygulanan bu olay bizim ülkemizde ne yazık ki yanlış anlaşılmaktadır. Ve bunun adına “üfürükçülük” diyerek, araştırma, inceleme dışına itilmektedir. Bu da, diğer birçok olayda olduğu gibi şarlatan, istismarcı ve menfaatçilerin ayıklanması ile bilim mahfillerinde incelenecektir. Ancak böylece insan nefesinin mahiyetinin öğrenilmesiyle, üfürükçülük ile bilimsel yönden izah edilen manyetik insan nefesi, birbirinden ayrılmış olacaktır.
    NAZAR EDEN ZARARINDAN HABERSİZDİR


    Her insanın gözünde belli bir miktar enerji vardır. Bazı insanların gözlerinde normalin çok üstünde manyetik akım vardır. Bu akım bazen negatif hale dönüşüp, karşıdaki kişi veya eşyalara zarar verebilir. Nazar eden şahıs, zarar ve rahatsızlık verdiğinin farkında değildir. Ancak nazar değen kişi bunu fark edebilir. Üzerine negatif enerji gelince sıkıntı, baş ağrısı, bunalma, depresyon hali, stres vs. meydana gelir. Ancak bu negatif enerjinin nötr hale gelmesiyle rahatlama meydana gelir.
    KİŞİLİK DEĞİŞMESİ VE CİNLER
    Kimi insanlar “ ben eskiden şöyle iyiydim, böyle güçlüydüm, şimdi içine kapanık pısırık, iş güç yapamaz oldum” diye dert yanarlar. Psikolojik rahatsızlıkların dışında böyle hallerde bazen cini vak’alar ile karşılaşıyoruz. Ahenkli bir enerji düzenine sahip olan insan vücudunun, dışarıdan alacağı bir akım ile bu düzeni bozulabilir. İnsan, sinir sistemindeki elektrik enerjisi ile ayakta durmaktadır. Sinirlerinde bir elektrik boşalması onu felç yapmakta, bir daha o vücut organı çalışmamaktadır. İnsana büyü, muska veya başka yoldan musallat olan cin, onun sinir merkezi olan beynine tesir etmeye başlar. Beyindeki hareket merkezine gönderilen cini akım, insanı hantal, yavaş hareket eden, pısırık bir kişi yapabilir. Yine, zevk ve lezzet merkezindeki sinirlere, cinlerin gönderdiği manyetik akım, insandaki bu duyguları geçici olarak devre dışı bırakabilir. Hafıza bu akımdan yara alabilir. Böyle birçok vak’ayı incelediğim zaman tıbbi hastalık ile cini rahatsızlıkların birbirine karıştırıldığını gördüm. Yani, beyninde maddi bir rahatsızlığı olan şizofreni hastası ile cinlerin bir menfez bularak musallat olduğu kişinin birbirine karıştırılması çoğu kez yapılan hatadır. Yıllarca gözüne çeşitli varlıkların ve görüntülerin gözüktüğünü söyleyen bir kişiye, ilaç tedavisi uygulamışlar fakat görüntü ve sesler bir türlü izole edilememişti. Rahatsızlık o safhaya varmıştı ki, duyduğu seslerden, gördüğü görüntülerden kurtulmak için, kendini pencere ve balkondan atmaya teşebbüs ediyordu. Hâlbuki bu cini bir vak’a idi. Kişideki menfez kapatılıp, musallat olan cinler izole edilince, rahatsızlık da ortadan kalkmış oldu.BURÇLAR VE SEVİLEN RENKLER
    Toplumda güzel bir söz vardır. “zevkler ve renkler tartışılmaz.” Yani, her kişinin diğer insandan farklı giyinme, yeme, hareket etme, kendini ifade zevkleri olduğu gibi, her insanın aynı zamanda ruhi ve psikolojik durumuna göre sevdiği, tuttuğu bazı renkler vardır. Araştırmalarım neticesinde kesin olmamakla beraber genelde, bazı burçların bazı renklere eğilimi olduğunu gördüm: Koç. Lider ve iddiacı; kırmızı ve kızıl rengi sever, sağlıklı ve güvenilir.Boğa: Açık fıstıki yeşil rengi sever, saf ve toplumcudur.İkizler: Gri rengi sever, gururlu. Yengeç: Gümüş rengi sever, gururlu. Aslan: Açık sarı rengi sever, şüpheci ve değişken.Başak: Çivit mavi rengi sever, hizmetkar, dengeci. Terazi: uçuk mavi rengi sever, güçlü ve kararlı. Akrep: Pembe ve krem rengi sever, sporcu, mühendis. Yay: Kırmızı, mor rengi sever, meraklı ve yetenekli. Oğlak: Siyah ve koyu tonları sever, kibirli, nazik ve asosyal. Kova: Mavi ve tonlarını sever, duygusal ve şiirsel. Balık: Koyu tonları sevdiklerini söylemişlerdir. Tabiattaki renkler ile insanın karakteri ve ruh hali arasındaki ilişki halen tam olarak izah edilememekle beraber, bu sahada bilimsel çalışmaların olduğunu biliyorum.


    Alıntıdır

  12. #12
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    Her insanın doğuştan cini varmıdır beraber yaşadığı?

    ALLAH İKİLİ ve DİLEMMA (Zıtlarıyla kaim) sistemde elektrik kablosunun "toprak ve faz" çifti gibi bir ÇİFT yaratır. Birinci çift melekler: Işıktan hızlı takyonlardan önce BİRİNCİ ve tek numune yaratılır. Ama bunlar nur (sonsuz özenerjiden) olduklarından enerjileri azalacağına artmaktadır. NAR=Enerjide bir pil 1/2, 1/4,1/8...n gibi azalır ve ölüm gelir. NUR durumunda ise, TERSİNE bir pil, 2 pil, 4 pil, 8 pil, 16-32-64...n pil oluverir. İLK NUMUNEYE mesela MELEKLERİN PEYGAMBERİ denir. Bundan iki sonuç çıkar:


    a) Ya bu özgün numune GİDEREK (soyut kütle yönünde) SONSUZA DOĞRUBÜYÜR VE TEK kalır (Cebrail gibi) ve MELEKLERİN PEYGAMBERİ olur.


    b) Ya da AZRAİL gibi, diğer melekler gibi 2-4-8-16...n biçiminde bir ORDU düzeninde (Asker denir) saflar (enine) sıra (boyuna) sıralanırlar. Sayısız çoğalan pil grubunun bu durumuna SAF tutmak; SAFFAT olmak diyoruz. Birincisi STATİKTİR yani sonsuzözenerji MATRİX'i sabittir. Bu durumda onlara HAFİYYUN diyoruz. Bunlar HAF (bileşke) ederler... Eğer bu matrix dinamikse SAFİYYUN diyoruz. Bunlar da TAVAF ederler (Bir eksen çevresinde dolanırlar. Skaler Vektör). MELEKLERİN NEFSİ yoktur! Yani bilgisayarına verdiğin komut gibi görev alırlar yaratıcıdan. Ama aynı zamanda bilgisayarındaki YAPAY ZEKA gibi, diyalog pencereleri vardır. Mesela yanlış komut! diye seni uyarırlar, ya da "Şu ögeleri silmemi onaylıyor musunuz?" gibi bir soru sorarlar. Buna örnek olarak, Allah'ımız, "Yeryüzünde yeni bir Halife yaratacağım" dediğinde, melekler "Yeni bir fesat mı yaratacaksın" diye, YAPAY ZEKANIN verdiği otonomi ile diyalog penceresi açıp sordular. Rabb’im CANCEL değil; OK tuşuna bastığında, artık meleğin özür dilemekten başka çaresi kalmıyor, komutu/command uyguluyor.


    Pekiyi ya bu bilgisayardaki sanal intelejensiya YARATICISI ve programcısı olan RABB’İNİ aşarsa?


    O zaman melekler için "Onları anında CEHENNEME koruz" ayeti var. Zebani melektir, onlar SEKAR gibi bir Cehennem’de yanmıyorsa ALLAH melekleri nasıl yakacaktır? Evrendeki en soğuk olan ısı Kelvin SIFIR DERECE olup bu meleklerin Cehennem kapısıdır. Kapının arkasını daha sonra anlatırım.


    MELEK olmadığı halde MELEK statüsünde Cennet’e alınan bir yaratık iseikinci takımı oluşturuyor. AZAZİL (Azazeel) Melek değil çünkü:


    a) NEFSİ VAR!
    b) NUR'DAN DEĞİL NAR'DAN YARATILMIŞ (Nar enerji, ışık hızında; Nur ise bundan yüksek hızlarda gider).
    c) Geçici melekİMSİ (Angeloid) statüsü verilmiş. Yani cinler gibi görünen ve elektrik (+/-) yüklü quantlardan değil (Fermion).


    Tam tersine BOZON (yüksüz kuant, kuvvet alanlarını taşıyan ZIMNİ, yani cinler gibi görünmeyip, sadece vesvasil Hannas olan, mesela vesvese verdiği için yüksüz NÖTRİNO!) strüktüründen oluşmuş! Yüklü fermionlar ve yüksüz bozonlar aynı ailedendir. Mesela: Biri IŞIYAN diğeri ışımayan FOTON'dur. Işıyan foton gelip elektron koparır. Işımayan foton ise bu koparma işlemini yani ELEKTROMAGNETİK KUVVET alanını taşımaktadır. O taşıdığı için elektronlar foton saçmaktadır. Eğer bozon olmasaydı, SEMA'da sadece kendine ışıyan TARIK yolcusu gibi olurduk. Bunların ikisi de kuant yani meselamız ile FOTON! Biri ışıyor, diğeri ışımıyor HİSSEDİLİYOR (Mıknatısın iğneyi çektiğini hissedersin ama IŞIK GÖRMEZSİN).


    UZUN LAFIN KISASI: fermionlar(Cinler diyelim) ile Bozonlar (Şeytanlar diyelim) AYNI AİLEDENDİR (İkisi de fotondur diyelim, ikisi de ışık hızında giden NAR/enerjidir diyelim. Ya da birincisine elektron ikincisine elektron nötrinosu diyelim).


    Şimdi NUR'dan yaratılan melekler ile (Elektriğin GROUND-Toprak hattı) ve de NAR'dan yaratılan CİN-şeytanların PHASİS-PHASE-FAZ olan ikinci kablosunu öğrenmiş olduk. Şöyle de diyebiliriz: Toprak hattı çarpmaz! Faz ise daima tehlikelidir (Hele bir de RUHSAL KISADEVRE olursa tam çarpar).Daima meleğe güven, o hep İYİ'dir. Ana fonksiyonu budur! Asla ŞEYTAN'a güvenme, o hep KÖTÜDÜR! Asli işlevi budur!


    Şeytan, şeytan olmadan önce bu NÖTR'lüğü nedeniyle ve TOPRAKlama olanmeleklerin RİCASIYLA Cennet’e alındı. Adı bile MELEK oldu >>> AZAZİL!Ama NEFSİ VAR YA, o asla melek olmadı! Sonrasını biliyorsunuz, Adem'i kıskandı, Havva'ya vesvese verdi ve Cennet'ten birlikte kovuldular... Artık onun adı İBLİS idi (İblis, ümitsiz demektir. Kendisine TEVBE kapıları defalarca açıldığı halde, kibiri dolayısıyla sadece ADEM oğullarından intikam uğruna bilerek CEHENNEME gitmeyi gönüllü kabul eden anlamında İBLİS/Ablus/Albız/Yılbız) denmektedir. ALLAH'dan isteyeceği bir şey kalmadı: CENNET'i mi isteyecekti? "Zaten ben Cennet haznedarıyım, Cennet'i ne yapayım?" dedi. Rabbi: "Sen hiç Cehennem’i gördün mü?" dedi."Gözüm intikamdan başka HİÇBİR ŞEY GÖRMÜYOR" dedi. "Pekiyi aşağılık İblis, sana Ademoğullarının iyileri/sana karşı koyanları dışında, istediğini ayartıp senin ebedi yuvan olan CEHENNEM’E götürebilirsin. Ve sen (zamanda bir ileri bir geri giderek ve de İsa'nın seni öldüreceği güne kadar) bildiğini oku ve defol
    aşağılık!". İblis hiç bu kadar sevinmemişti: Sevinçten uçuyordu: "Teşekkürederim Rabb’im, çok teşekkür ederim bana intikam fırsatı verdiğin için çok teşekkür ederim". Zavallı kibirli, neye teşekkür edeceğini bile bilemiyordu!


    Fakat Dünya’ya kovulduğunda şunu gördü: Artık CİN ataları gibi elektrik yüklü ve çocukları olacak biri değildi. Melekler gibi KENDİNİ kopyalayarak saf-haf halinde kendi kopyasını, tıpkıbasım halinde çoğaltmak zorundaydı.


    Artık her insana bir kopyasını yani o insanın ÖZEL ŞEYTANINI musallat etti. Rabb’imiz de her insana İKİ MELEK (Kiramen katibin) verdi ve faz-toprak dengesini kurdu.


    Şimdi bu önbilgi dahilinde aşağıdaki soruları düşünelim:


    İnsana verilen, CİN KÖKENLİ İBLİS'in tıpatıp kopyası olan şeytanlardan biridir. Şeytan, cin gibi AÇIĞA ÇIKACAK, elektrik gibi çarpacak bir yaratık değildir. O salt VESVESE VEREREK, NEFSİMİZİ körüklemektedir.


    Hiç bir insan diğerinin ŞEYTANINI ne büyü ile, ne de başka bir yolla çalamaz.


    Ancak:
    1. Hipnozitör kişi, sendeki NEFSİ (özkimliğini, bilincini) geri plana iterek ŞEYTANI önplana çıkarabilir. O şeytanın ise bizden önce mükerrer kullanıldığı ölmüş insanlar vardır ve bunları da bize Ecminesis veya Reencarnation gibi yutturabilir (İleride bu terimlerden söz ederiz. Zaten geride de bunlardan söz etmiştim. Link bulabilirsiniz).


    2. Hannas kişi (Yine ileride söz ederiz) bu şeytanı ETKİN hale sokabilir. Yine de şeytan başkasına transfer olmaz. Doğumdan ölene kadar senindir. Senden sonra da bir başkasına YENİDEN verilir. Oysa melekler her insan için BİR ÖZGÜN TAKIMDIR. Ama şeytan ölen insandan devamında doğan insana geçerek kendini din gününe kadar sürdürür.


    3. Hannas kişi ileride görünür şeytan olan CİN veya insandan kimselerdir. İsa ŞEYTANI öldürme yöntemini açıklayınca ve öldürünce, bunu izleyen ileriki yüzyılda, insanların kendisi ŞEYTAN (Hannas) olacaktır. Yani şeytan'a ihtiyaç kalmayacaktır. Herkes bir KABİL KATİL olacaktır. Tüm insanların şeytan olup çıldırdığı gün ise KIYAMET kopacaktır. Çünkü yeryüzünde ALLAH diyen kalmayacaktır. ALLAH denmediğinde KIYAMET kopar! Dünyanın değil, evrenin yakıtı ALLAH ZİKRİ'dir. O gün Dünya nüfusu o hale gelecektir ve bilim silinecektir ki, vahşet nedeniyle insanlar öz annelerini kesip doymak için yiyeceklerdir. Doğan her çocuğu PİLİÇ gibi besleyip biraz semirince YİYECEKLERDİR. Kan ise SU yerine geçecektir. Yamyamlık dünyasından bir görüntüye sevimsiz de olsa şöyle bir bakmış oldunuz. Midenizi bulandırdığım için özür dilerim.


    EVREN düzeni sadece TOPRAK-FAZ ikilisi (Çiftfaz) değildir. İkisi arasındabir de SINIR vardır. Buna trifaze diyoruz. DÜNYA O GÜNE KADAR >>> TRİFAZE sistem gibidir. Bir TOPRAK/Ground bir faz, bir nötr... O GÜNDEN SONRA, şeytanın öldürülmesiyle, Dünya’da toprak (insan/madde) ve faz (Cin/enerji) yani çiftfaz geriye kalacaktır. NÖTR ise yokedilecektir >>> NÖTR+ino >>> Vesvese veren şeytan...


    Melekler, hayvanlar, bitkiler, bunlar MASUM olup doğal işlev olarak KULLARDIR, hiç biri halife değildir. Ama CİN (E=) ve insan (mc2) MASUM DEĞİLDİR! Cinler SELEF; İnsanlar HALEF olarak KENDİ DEVAMLARI/bekaları İÇİN ZİKRETMEK zorundalar. Mesela besmeleyle uyanman, bu satırları okurken geçen bir ALLAH kelimesi, bu evrenin idamesini sürdürüyor (Otomobilin yakıtı). AÇIKÇASI EVRENİ GENİŞLETEN GÜÇ şudur:


    Evren kendi üzerine bir salyangoz kabuğu gibi kıvrılarak GENİŞLERKEN, aynı zamanda NABIZ (darbe, impuls=Zikr, Jiqr) olarak ATMAKTADIR. Allah'ımızın HİÇ anılmadığı anda, evren genişlemesi BİTECEKTİR! Evren geriye dönüş yolculuğuna başlayacaktır. Yani GÖK çöküşe geçecektir (Yıldızlar bulanıp düşmeye başlayacaktır vb.).


    Sihir büyü ile çalınabilirmi?


    HAYIR ÇALINAMAZ. HER YAŞAYAN BİREYİN, İBLİS'İN Multycopy'si olan BİR ŞEYTANI vardır. Ölmedikçe bunu hiçbir büyü alamaz. Resulullah efendimiz şeytanından ancak vefat ile kurtuldu. İbrahim de... Hızır'ın da ölene kadar şeytanı var! İsa'nın da Yahya'nın da... Ama silahları çok güzel: “Euzü besmele” ve ardından ÖLMEDEN ÖLDÜRÜLMÜŞ bir NEFS. Yani NEFS patlak balon ya da dibi delik kova gibi olursa, onu şişirecek şeytan vesvesesi asla işe yaramaz. Siz şeytanı alt etmiş olursunuz. Kur'an'ı bile Euzü besmele ile okumak ŞARTTIR!

  13. #13
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    İnsanın sağ tarafındaki (soldaki yüreğin arkası değil sağ yandaki) sızılar kişinin anti eşleğinin yüreğinin sızlamalarımıdır?


    SİZİN CP simetrisine göre +70 kg. (X, Y, Z) olan bedeninizin aynadaki TERS görüntüsü olan bir -70i kg. soyut (Xj, Yj, Zj) eksenlerden oluşmuş ve adına bilinç beden (Ruh da denebilir) BİRLİKTE vardır. İlkinde solda olan kalp ikincisinde sağdadır. Ancak MERKEZİ şeyler aynı yerdedir. Anadan doğduğumuzda kesilen göbek bağı ile öteki SUPTİL DUBLE denen holografik bedenin aynı yerdeki göbeğinden çıkan gümüşi renkli kordon AYNI YERDEDİR.. Aslında ana ile bağlı kordan ve ana rahmi ile Allah Rahmi (Berzah, Nefhi sur borusu) arasındaki kordon aynı boydadır. Oradaki REZERV ruh yaklaşık üç ayda (50 bin yılda) bebeğe üfürülür. Üçüncü 50 bin yılda (9 ayda) ise doğum gerçekleşir.


    Her iki yüreği de sızlayan birine yapılabilecek sihirden (ya da cini çalınmışsa)...


    Kİ ÇALINAMADIĞINI YAZDIM. FAKAT CİNDAR/CİNCİ denen ve ruhlarını bucinlere satmış kimseler, Hüddam yoluyla yani ruhlarını Mephisto'ya satarak, cinler ile işbirliğine girerler ve cinler o kişiyi boş çuval haline gelene kadar , kullanır, sömürür, mecnun edip BIRAKIRLAR, terk ederler. Yani kimse kimsenin cinini çalmaz!


    Kurtulabilmesi için bir öneriniz ya da yardımınız olabilir mi?


    HİÇ BİR KİMSE, HİÇBİR KİMSE, HİÇBİR KİMSE! LA HAVLE VELA KUVVETE İLLAH BİLLAHİL AZİM! MAAŞALLAH! ALLAH'DAN BAŞKA HİÇBİR KİMSE!DAHİL HİÇBİR KUL/yaratık veya KİMSE (Bakara-102) BU KONUDA BİR GÜÇ DEĞİLDİR. ALLAH'TAN BAŞKA HİÇBİR GÜÇ YOKTUR.


    Yeniden gözlerinizi kapayın ve dediklerimi okuyunuz. Bu dualar bile ARACIDIR, dualar ALLAH'ın bizzatihi kendisi demek değildir!


    SADECE ALLAH'A KİLİTLENİN ve SADECE ONDAN İSTEYİN! Mucizeyi göreceksiniz! Mucizeler Allah katındandır. Türbeye mum, çaput adayarak olmaz mucize!

  14. #14
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    Sırların Sırrı Rezonansta mı?

    Rezonans, kelime olarak bile söylendiğinde ister yüksek sesle ister içinizden, anlamını taşıyor: Titreşim. Hem bilimsel yönden önemi büyük, hem de günümüzdeki bir takım ruhsal ve enerji boyutundaki çalışmalara açıklayıcı niteliğinde ışık tutan bir konu. Kuantum keşfinden sonra önem kazanmaya başlayan Rezonans, bazı sırları, gizemleri açıklamada önemli rol oynuyor…


    Mühendislikte “genliğin sonsuza gitmesi” deniyor. Periyodik olarak bir nesneye salınım uygulayınca, normal durumuna göre yaptığı yer değiştirme mıktarı “genlik”tir. Eğer bu genlik o nesnenin doğal frekansına eşit olursa genlik sonsuza kadar artar işte buna REZONANS denir.


    Frekans ise 1 saniyedeki titreşim sayısıdır. Her cismin, her maddenin, her organın, kısacası tüm sistemin bir frekansı vardır. Yani evren titreşen canlı bir organizedir. Böylelikle sabit gördüğümüz tüm madde alemi titreşen canlı bir organizedir.
    Şimdi, uygulanan kuvvetin frekansı, uygulanan nesnenin frekansı ile aynı olursa, frekansın büyüklüğü artar buna REZONANS denir.


    “Beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim. “ (Bakara, 152)


    Evrensel sevgi dönüşümünü, Yaradan sevgisinin varlıklar arasındaki iletişimini, titreşimini, en iyi açıklayan ayetlerden biridir. Kuantum fiziğinin bilgileri ışığında rezonans bilgileriyle bunun ne kadar önemli olduğunu da anlamış oluyoruz.


    Eskilerin el alma olayı, ya da günümüzde enerji boyutundaki şifa çalışmalarındaki uyumlanmaların temeli de; siz karşınızdaki kişinin titreşimi, frekansı ile uzaktan ya da yakından, aynı rezonansa girdiğiniz için (niyet ve düşünce) uyumlanıyorsunuz. Frekans aynı, niyet aynı, düşünce aynı. Aynı rezonansta titreşimi, ritmi yakaladığınızda güçlü bir etki ortaya çıkıyor…


    Frekanslar aynı ise, ve birden fazla ise birlikte titreşerek, diğer titreşimleri de etkiler ve çok güçlü bir REZONANS ortaya çıkar.


    Sevgi evrende var olan en büyük rezonans örneğidir. Sevgi bir titreşimdir ve Yüce Yaradan’ın sonsuz sevgisi sayesinde evren varlığını sürdürmektedir.


    Gerçek aşk, yani ilahi aşk da, bir rezonans durumudur. Huşu halinde olmak, transa girmek de, Allah’ın evrende var olan, her zerreye işlemiş olan yüce sevgi enerji ile rezonansa girmektir. Yani aynı titreşimsel ritmi yakalamaktır. O ritim yakalandığı ve sürekliliği sağlandığı sürece, ilahi aşkla dopdolu olunur.


    İnsan o ilahi enerjiye, sevgi enerjisine ne kadar yoğunlaşırsa, düşüncelerini, bedenini ve ruhunu rezonans durumuna getirir.
    Toplu meditasyonlar, dünya barışı için yapılan toplu eylemler, pozitif düşünce meditasyonları, ortak şifa çalışmaları, aşk, telepati, telekinezi…. Bir orkestrayı dinlerken rezonansa geçmeniz…
    Tüm bunların oluşması için, ortak titreşim ve bütünsel bir enerji alanının oluşması gerekir. Olmaz ise rezonans olmaz.


    Herşey bir enerji. Düşünce bir enerji. Madde bir enerji. Enerji hem titrer hem salınır. Evren, titreşen salınan enerji bütünü. Ve her şeyin bir titreşme sayısı var. Örneğin insanlar 62-64 Hertz titrerler. Hertz, saniyedeki titreme sayısı demektir. Organların da titreme sayıları bellidir. Ve işin ilginç yanı bir karaciğerin, böbreğin kalbin ne kadar titrediği biliniyor. Cihaza giriyorsunuz, bütün vücudunuzu tarıyor ve titreme sayılarının farklılığından, azalmasından sorun olduğu tespit edilebiliyor…


    İşte şifacıların da yaptığı bu. Elektriksel akımın geçmediği yerlerde sorun olduğu bazı hassas insanlar tarafından tespit edilebiliyor. Ve oraya şifa verme yöntemleriyle, yani elektrik geçmeyen, titremesi farklılık gösteren organ ile rezonansa giriliyor. Ve şifacı belli düşünce ve niyet ile oradaki titreşimin eski haline dönmesini sağlayıcı şifa yöntemini uyguluyor. Şifa da aslında, niyet ile niyeti kabul eden arasındaki rezonanstır. Kabul ettiğiniz anda karşınızdaki insanın düşünce niyeti ile rezonansa girmiş oluyorsunuz ve iyi niyet titreşimleri alıyorsunuz. Zihniniz kabul ettiği anda olumlu etki yaratıyor ve benzer benzeri çeker kanunu işleme başlıyor. Ve rahatsız organ zamanla iyileşme durumunu gerçekleştiriyor.
    Elbette burada çok önemli bir durum var. Hasta organın titreşim ve rezonans sayesinde şifalanması durumu ne kadar gerçekleşse de, kişinin bunu kabullenmesinin uzun sürmesi gerekiyor. Çünkü yeniden rahatsızlanmak mümkün. Hastalıkların tekrarlanması, zayıflayan kişilerin tekrar eski kilolarına dönmesi, sigarayı bırakanların bir gün tekrar başlaması gibi olaylar gerçekleşmesi bundan dolayıdır. Düşünce yapısı değişmediği sürece, düşüncelerimizin olumlu düşüncelerle rezonans halinde olmadığı sürece bu devam etme olanağı taşır.


    Hepsi Alıntıdır

  15. #15
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.441
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **
    Rezonans yani titreşim sadece organlarda, maddesel alemde işlemiyor. Hani eskilerin deyimi vardır; “etme bulma dünyası” diye. Bir olay gerçekleştiğinde, o olayla ilgili olan kişilerin etkileri, evrende bir enerji alanı yaratıyor. Ve o enerji alanı asla kaybolmuyor. Çünkü var olan yok olmuyor, yok olan var olmuyor. Sadece dönüşüyor. Bunu artık herkes biliyor. Kaybolma yok, sadece dönüşme var. İşte o enerji alanı kaybolmuyor ve titreşime devam ediyor. O olayın derinliği, insanların o enerji alanını düşünceleriyle beslemeleri ne kadar yoğun ise, olaya sebep olan kişilere etki etmesi de muhtemelen kaçınılmaz oluyor. Çünkü “sebep sonuç yasası” işliyor. “Benzer benzeri çeker” kanunu işliyor. Enerji bütünü, olaya sebep olanlara etki etmeye başlıyor. Ve işte o zaman diyoruz ki, “etme bulma dünyası” hali gerçekleşebiliyor. Yapan kişiye olmasa da, onun soyunu devam ettiren kişilere de etkileri dokunuyor.

    Anadolu’nun pekçok yöresinde, evlerin duvarlarına mavi boncuk, nazarlık gibi cisimler asma adeti nereden geliyor? Acaba gerçekten bilinçli yapılmış bir adet midir? Çünkü eşyaların negatifi çekme (kem göz ya da olumsuz bakış) ve sonra da evde başka bir eşya ile rezonansa girerek bu enerjiyi yayma özellikleri artık biliniyor. Evinize gelen kişilerin sizin hakkınızdaki düşünceleri eşyalarınıza sinebiliyor. Ya da sizin o an ürettiğiniz olumsuz bir düşünce, biriyle tartışırken sarfettiğiniz olumsuz cümleler düşünce formları, eşyalara sinebiliyor. Ve bu form dalgaları titreşerek mekanın enerjisi ile rezonansa girerek yayın yapabiliyorlar. Bu yüzden evlere, nazar boncukları, bereket duaları asılır, adaçayı otu ile tütsülenir ve olumsuz enerjilerden korunduğuna niyet edilir. Çünkü bu işlem yapılırken iyi niyet ile asılan dua ya da nazar boncuğu, orada olumlu bir enerji yayar. Siz bilmeden olumlu enerjiyi yüklediğiniz eşyayı kapı girişine ya da evin en görünür yerine koyarsınız. Tüm olumsuz enerjiler absorbe(emme) edilirken, mekanla rezonansa giren olumlu titreşim yayılmaya başlar.


    Aslında rezonans bir çok sırlı olaylara ışık tutuyor. Etme bulma dünyası, ah alma, lanetli yerler, lanetli eşyalar, maji, büyü, kem göz, nazar değmesi vs. gibi olaylara bilimsel olarak ışık tutabiliyor. Çünkü rezonansa girdiğiniz her şeyle etkileşim halindesiniz. Bu yüzden düşünce temizliğinden bahsedilir. Düşüncen ve niyetin neyse sen de O’sundur. Çünkü düşünce titreşir ve titreşen tüm enerji bütünleri ile iç içesin. Rezonansa girdiğin vakit etkilenmen söz konusu olur.


    Bilimsel çalışmalar ilerledikçe, aslında maddeciliğe dayalı bilimin, ruhsallık ile nasıl bütünleştiğini görmek gerçekten çok güzel. Ve bilimin, kuantum alanındaki çalışmalar sayesinde, ruhsallığı ve bütünselliği, fiziki evrenin dışında, görünmeyen evrenin varlığına gün geçtikçe yaklaşması kaçınılmaz oluyor. Ve birçok bilinmeyenin, açıklanamayanın temeline açıklayıcı ışık tutuyor.


    Her zaman rezonans halinde kalmak kolay değil hatta imkansızdır. Aynı tınıyı, aynı ritmi, aynı titreşimi, aynı rezonansta olma halini sürekli kılamayız. Herkesin bir hayatı ve yaşantısı vardır ve bunu devam ettirmek zorundadır. Önemli olan, bu bilgilerin, bizim anlayışımıza katkıları ve bilinmeyenlere, soru işaretlerine biraz ışık tutması, az da olsa açıklama getirebilmesidir.


    Alıntıdır

Sayfa 1/2 12 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş