1. #1
    Koray Kor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator
    Durumu
    Çevrimiçi

    Mesajlar
    549
    Tecrübe Puanı
    10
    Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: **

    Tılsım Nasıl Yapılır, Tılsımlı Taşlar, Hayvanlar ve Asalar

    Tılsım nedir nasıl yapılır


    Defineci arkadaşları yakından ilgilendiren bir konu daha. Tılsımın gömü üzerindeki uygulanışı.


    Antik çağda insanlar gömü yaptıktan sonra tılsımlama yaptığı kesin buna kimse hayır diyemez. ben konuya girmeden önce bir örnek vermek istiyorum. bizler Müslüman olarak bir yere değerli bir eşya saklasak kime emanet ederiz ? tabi ki Allah'a,, inancımız gereği ki bu doğru bir inanç eşyalarımızı sakladıktan sonra bir kaç ayet okuyup Allah'a emanet etmiyor muyuz. antik insanlarda kendilerine göre inançları vardı ve gömdükleri eşyaları mutlaka tılsımlarlardı.


    Gelelim konuya eski insanlar gömüyü yaptıktan sonra kendi inanışlarına uygun şekilde okuyup üfleyip cinleri çağırırlar daha sonra gelen cinler ya gönüllü olarak, bazen bazı istekleri yerine getirilerek, bazende hapsedilerek gömülen eşyanın başına bekçi olarak koyulurlarmış. eskiden cin olaylarının ne kadar yaygın olduğu göz önüne alınırsa şu gerçeği göz ardı edemeyiz. gömülen bir çok eşyanın başına bekçi koyulmuştur. bu tılsımın günümüzde define kazıcılarına ne kadar etkisi var veya yok bu ayrı bir konu, özellikle tılsımın var olduğunu kazıya başlamadan önce anlayabilmemiz hayli zor. nadirde olsa kazı bölgesine gidiş ve dönüşlerde tılsımdan şüphelenilen bazı doğa dışı olaylarla karşılaşan arkadaşlarımız var.



    Definecilikte kemikleşen bu safsatayı bırakıp, aklımızı beynimizi kullanmamız, çalışmalarımızı bilisel gerçekler üzerine inşa etmemiz gerekir. Müslüman biri putperest gibi davranış sergilememelidir. Çalışmalı, her geçen gün çalışmalarını modernize etmeyi asli bir görev gibi kabul edip ve bu şekilde davranmalıdır. Definecilik ile Arkeoloji arasında amaç ve hedef bakımında fazla bir farklılık yoktur, modern bir defineci gidip aklın mantığın kabul etmediği bir takım safsatalarla uğraşmayacak, Arkeoloji biliminin ana temellerini, kural ve metotlarını kullanarak çalışmaya başlayacak ve aynı şekilde çalışmasını bitirecektir. Aksi halde, zaman, mali, iş gücü kaybı yanında tarihi niteliğindeki bir çok dokümanı tahrip etmenin ötesine geçmeyecektir.


    Bu güne kadar İslam Dini bu tür bir inancı şiddetle ret etmiş, bu tür inanmaları 10 büyük günah arasında ifade etmiştir. Yine gelişen bilimsel veriler içerisinde kabul görmeyen, yine bilim dünyasında gerçekle, ciddiyetle alakası olmadığından şiddetle ret edilen konulardandır.
    Konuya kaynaklar bazında bakalım;


    Anadolu kadınlarının (Nazar boncuğu) başlarına taktıkları metal süs eşyasına da tılsım denir. Baş süslemelerinde kullanılan tılsımın, kişiyi, nazar, iftira ve kötü ruhlardan koruduğuna inanılır (İbn Haldun, Mukaddime, çev. Z.K. Ugan Ankara, 1957, 111, 2 vd.). Tılsım gümüş, altın vb. değerli metallerden yapıldığı gibi, bunların taklitlerinden, mücevherlerden, deniz kabuklarından da olabilir. Tılsımın "Manî" inancıyla da ilişkisi bulunmaktadır. Anadolu folklorunda tılsım genellikle büyünün etkisini sağlayan araçları ifade eder. Define vb. gizli şeyleri bulmak, kapalı yerleri açmak için ehlinin bildiği sözlere veya vasıtalara da tılsım denir (Meydan Larousse, XIX, 11508). Bir başka inanış; bulaşıcı hastalıkların tesirini önlemek ve insanlarla hayvanların kötülüklerinden korkmamak için de tılsım yapılır.


    Tılsım, insanları koruduğuna veya uğur getirdiğine inanılan tabiat veya insan eseri olan nesnelerin tamamını içine alır. Tılsımları insanlar bizzat kendileri üzerlerinde taşıyabilecekleri gibi, tesirli olması istenen arazi, dam çatısı, vb. yerlerde de saklayabilirler. İnsan yapısı tılsımlar, daha çok hayvan veya eşyaların küçük modelleriyle, üzerinde dinî yazılar bulunan madalyonlar ve yazılı kâğıtlardan oluşur. Bazı metal ve muskaların tılsım için kullanıldığı da oldukça yaygın uygulamadır.


    Batıl inanışa göre tılsımların etkili olabilmesi, tabiattaki bazı güçlerle ilişki kurulmasına ve uğurlu bir zamanda dinî törenle yapılmasına bağlıdır Buna örnek; Antik Yunan ve Roma tapınaklarını gösterebiliriz. Tılsımdan medet ummanın mazisi oldukça eskilere gitmektedir. Papirüslerin incelenmesi Eski Mısır'da 75 kadar tılsımın mevcut olduğunu ortaya çıkarmıştır. Eski Mısır'da "Doğan Güneş" tılsımının, ölümden sonra yeniden dirilmeyi sağladığına inanılmıştır. Yine eski Mısır'da ölüyle birlikte gömülen "Menat" tılsımının, ölüyü tanrısal koruma altına aldığına kesin gözüyle bakılmıştır.


    Hristiyanlık dünyasında da tılsımın çeşitli şekilleriyle kullanıldığı bilinmektedir. Bu kullanım, din adamlarının asırlar süren mücadelelerine rağmen hâlâ tam olarak önlenebilmiş değildir. Hristiyan halkın birtakım bâtıl inançlarından da kaynaklanan tılsım inancı, sihir, büyük ve efsunla beslenmektedir.


    Yahudilikte uygulanan tılsım çeşitleri Hristiyanlık'tan çok daha yaygındır. Bunun nedeni, geç dönem Kabalacılarının tılsıma büyük ilgi göstermeleridir. Bundan dolayı tılsım hazırlamak hahamların görevleri arasında yer almıştır. Nitekim, lohusaya zarar verdiğine inanılan Lilit'ten korumak için doğum odasına tılsımlı eşyalar asılması, Yahudi toplumlarında hâlâ yaygın bir gelenek olarak varlığını sürdürmektedir.


    Bazı değişik şekiller göstermekle beraber tılsım hemen her toplumda vardır. Eski Bâbil, Asur ve Persler'de tılsım bir teknik olarak uygulanmıştır. İslâm dışındaki bütün bâtıl ve muharref dinlerin tören ve âyinlerinde her zaman tılsımdan izler bulmak mümkündür. Birçok tarihçi ve sosyolog tılsımı, bâtıl ve muharref dinlerin bir parçası gibi ele almıştır. Tılsımla ilgili yazılı tarih öncesi bilgiler noksan olmakla beraber, Yunan ve Mısır papirüslerindeki bilgiler oldukça doyurucudur.


    Türk toplumlarında tılsım ve tılsıma benzer uygulamaların mazisi İslâm öncesine kadar uzanır. İslâm'dan sonraki dönemlerde ise eski İran, Mezopotamya ve Mısır kültürlerinin tesiriyle tılsım az da olsa varlığını sürdürmüştür. Cahiliye dönemi Araplarında fal okları atmak, çeşitli anlamlara gelen taşlar dikmek, yıldızlara bakarak mana çıkarmak, birtakım kareler içinde harf veya rakamlar yazarak tılsım yapmak oldukça yaygın bir uygulama idi.


    Anadolu'da tılsım ve tılsıma benzer uygulamalar, Hristiyanlık, eski putperest dinler ve komşu kültürlerin tesiriyle âdetâ kurumlaşmış, büyücülükle iç içe yürümüştür.


    İslâm tılsım yapılmasını da, tılsıma inanılmasını da yasaklamış, medet umarak onu meslek edinmeyi şiddetle reddetmiştir. Ayrıca İslâm, tılsımın mucize ve keramete benzetilmemesine özen göstermiş, onu müşrik ve kâfirlere özgü bir faaliyet olarak değerlendirmiştir. İslâm'a göre tılsım, Allah'tan gelen bilgilere dayanmaz.

    Kur'an-ı Kerîm, tılsım ve ona benzer faaliyetleri bâtıl ve şeytan işi saymış (el-Âraf, 7/102), sâhir sözüyle de büyü ve tılsım yapanları kastetmiştir (el-Âraf, 7/109, 113; et-Tûr, 52/15; el-Hicr, 99/14-15). Hz. Muhammed'e gelen ilâhî vahye inanmayanlar ona sihirbaz, büyücü ve tılsımcı iftirasında bulunmuş ve sözlerini de sihir saymışlardır (el-Müddessir, 74/24).


    Hz. Peygamber, yedi büyük günahtan birincisinin Allah'a şirk koşmak olduğunu açıklamış, ikincisi de "sihir ve tılsımla ilgilenmektir" buyurmuştur.


    Kur'an-ı Kerîm ve Hadis-i Şerif'ler, Allah'ın iradesi dışında hiç bir kimsenin, hiç bir kimseye fayda veya zarar vermeyeceğini defalarca vurgulamış, tılsım yapan kişide olağanüstü bir güç bulunduğuna inanmayı kesinlikle reddetmiştir (el-Mâide, 5/90; Tâhâ, 20/69)


    Yukarıdaki açıklamalarla birlikte tılsım olağan bir güç olmayıp, bir eşyayı korumak amacı ile yapılan koruyucu, saklama ve kamufle tabakası olarak kabul edersek olaya definecilik açısında bilimsel bir yaklaşım içinde olunur. Yani tuzak düzeneği, şaşırmaca yapılar, işaretler şifrelemeler gibi düşünmek aklın ve bilimsel bir gerçek olacaktır aksi halde bu inançla yaşamak sağlık, maddi ve manevi kayıplar içinde olacağımızı aklımızda çıkartmamak gerekir.


    -tilsimjpg




    Tılsım ve Büyülerin Fiziki Etkileri




    Antik dönemlerde ve bu gün ki gibi hırsızlık en savunmasız yerlere çok rahat uygulanabilmekte idi.O mantıkla bakıldığında mezarına hediyeleri ile gömülen şehrin ileri gelen yada statüsü yüksek kişileri hedef halinde idi.Mezar hırsızlarından korunmak isteyen yakınları ise mezarlarını korumak için çeşitli yöntemlere başvururlardı.Bu yöntemler ölüm tuzaklarından,korku unsuru taşıyan önlemlere,hatta hayaller görülmesine sebep olan halüsinasyon mantarlarının kurutulmuş tozlarına yada spor tozlarına kadar çeşitlilik gösterebilirdi. Biz büyü ve tılsımla genelde karıştırılabilen halüsinasyon mantarlarını aşağıda açıkladık...


    Bazı Hayvan Tılsımları




    Ayı : Kadınlarda ağrısız, sancısız doğumun gerçekleşmesine yardımcı olur.


    Geyik : Cinsellik sembolü olarak kabul edilir, kısırlığa iyi geldiği söylenir.


    Kaplumbağa : Ani gelebilecek ölümlere, cehaletten, acele kararlardan ve zaaflardan korunmak için kullanılır. Efsanelerde ise, ebedi yaşam sembolü , gücün ve aklın simgesidir.


    Kırlangıç : Şans ve mutluluk getirdiğine inanılır.


    Yumurta : Doğurganlık sembolü olarak bilinir. Renkli taş yumurtalar evlerde sıkça bulunur.


    Koç : Doğurganlık ve güç sembolü olarak kullanılır.


    Keçi : Kısırlığa ve cinsel iktidarsızlığa karşı kullanılır.


    Kuzu : Takan kişiyi korur ve kısırlığı önleyerek huzur sağlar. Bir zamanlar o da balık gibi Hıristiyanlığın sembolü olarak kabul edilmiştir.


    Yunus : Denizciler arsında pek yaygındır. Deniz kazaları ve denizden gelecek tehlikelere karşı denizcileri koruduğuna inanılır.


    Akrep : Kötülüklerden ve düşmanlardan koruduğuna inanılır.


    Çekirge : Bilhassa çiftçilikle uğraşanlar için bol ürün ve bol kazanç demektir.


    Güvercin : Kutsallığın ve barışın sembolüdür, aynı zamanda yangın yıldırım ve sevgisizliğe karşı da kullanılır.


    Aslan : Sağlıklı bir yaşam, bol para, başarı, güç ve cesaretin sembolüdür.


    Arı : Doğurganlık,mutluluk, refah ve aklı temsil eder.


    Boğa : Cinsel iktidarsızlığa karşı kullanılır. Sevişmeden önce yatağın altına konulduğu bilinir.


    Tüy : İş yaşamında refah ve bol kazanç getirdiğine inanılır.


    Tılsımlı Taşlar




    Çevrelerine belirli tesirler yaydıklarına ve canlı organizmalar üzerinde hem psişik hem de fiziksel etkilerde bulunduklarına inanılan taşlara eski uygarlıkların kültürlerinde ve ezoterik çalışmalarda “Tılsımlı Taşlar” ismi verilmiştir. Ezoterik prensiplere göre bazı taşlar evrendeki ve yerküredeki birtakım güçleri çekme, biriktirme, dönüştürme ve yayma özelliklerine sahiptir. İnisiyatik çalışmalarda bu tür taşların enerjetik özelliklerinden yararlanmak, başlı başına bir araştırma konusuydu. Ve elimizdeki bu konuyla ilgili kayıtlar eskilerin bu konuda hayli ileri düzeyde bilgi sahibi olduklarını göstermektedir.


    Ezoterizm’de taşlar dört ana grupta sınıflandırılmıştır:




    1- Atlantisliler’in özel işlemlerden geçirdikten ve biçimlendirdikten sonra enerji santrallerinde kullandıkları nadir kristaller ve çok farklı bir maddesel yapıya sahip olan özel taşlar.


    2- Tufan’dan sonra bizim devremize ait uygarlıkların inisiyatik merkezlerindeki mabetlerde yer alan psişik çalışmalarda kullanılan, kökenleri bilinmeyen ve günümüzde kayıp durumdaki taşlar.
    Bu taşlardan bazılarının kozmik kökenli, bazılarının ise Atlantis kökenli olduklarını ve bizim devremizin ortalarına doğru bazılarının yeryüzünün belirli yerlerine gizlenmiş oldukları söylenir.
    Kabe’deki Siyah Taş Hacer’ül Esved ve İstanbul’a yerleştirildiği söylenilen ancak nerede olduğu bugün için bilinmeyen gizemli taş bu grupta değerlendirilmektedir.




    3- Günümüzde mevcut olan değerli taşlar ve kristaller. Bunlar da doğru kullanıldığı takdirde canlılar üzerinde önemli etkilerde bulunduğu yapılan deneysel çalışmalarla ispatlanmış durumdadır. Günümüzdeki New Age yaşam kültüründe bu çalışmaların önemli bir yeri vardır.




    4- Değersiz taşlar kendiliklerinden özel bir enerjetik yayınları olmayan, ancak ley hatları üzerine dikildiklerinde belirli bir büyüklükte olmak koşuluyla yerkürenin telürik enerjisiyle ilgili bir etkinlik meydana getirebilen taşlardır.


    Daha önce de söylemiş olduğum gibi, taştan yapılmış putlara tapma meselesinin ardında yatan gizli gerçek, yukarıda farklı yönleriyle ele aldığımız “Tılsımlı Taşlar” in çevrelerine yaydıkları etkiyle bağlantılıdır. Eski devre ait insanlar taşlara tapmıyorlardı. Taşların sihirli gücünden yararlanmaya çalışıyorlardı. Bu onları gözleyenlerce yanlış yorumlandığı için onların taşlara taptıkları sonucuna ulaşılmıştır.


    Neyse… Konumuzu fazla dağıtmamak için bu meseleye girmek istemiyorum… Gelelim sihirli asalara…




    Tılsımlı Taşlar’dan Sihirli Asalar’a…



    Asaların da, yukarıda sözünü ettiğimiz enerji toplama ve dağıtma özelliğine sahip bu özel maddelerden yapılan küçük modeller olduğu tahmin edilmektedir.


    Eski uygarlıklara ait kabartma ve resimlerde sıklıkla karşımıza çıkan asa, ezoterizmde her şeye uzanan tesir gücünü sembolize etmektedir. Ancak şunu hemen belirtmek gerekir ki, asa sadece bir sembol değil, aynı zamanda kullanılan bir objedir. Kullanıldığı alan ise, manyetik ve psişik enerjilerin bu obje vasıtasıyla bir yerden bir yere yönlendirilmesidir. Önce Atlantis’te, Tufan Sonrası’nda ise bizim devremize ait uygarlıkların inisiyatik merkezlerinde bu objeler- sıklıkla kullanılmıştır.


    Gizli mabetlerde sürdürülen inisiyasyonlarda, inisiyatörlerin psişik etkinliklerinde kullandıkları, özel işlemlerden geçirilmiş taş ve madenlerden yapılma ve günümüzde “tılsımlı” olarak adlandırılan özel değneklerin varlığı bilinmekle birlikte, bu özel değneklerin niteliği hakkında çok az bilgiye sahip bulunulmaktadır.


    Konumuzu kısaca toparlarsak şunları söyleyebiliriz:


    Eldeki tüm verilerden anlaşıldığı kadarıyla, bu asalar sıradan değnekler olmayıp, birtakım enerjileri çeken, toplayan, dönüştüren ve psişik yeteneklerle ilgili uygulamalarda gücün etkisini misliyle büyüten bir nevi amplifikatör gibi kullanılabilen özel aletlerdi.


    Önce Atlantis’te sonra da Mısır’daki inisiyelerin ellerinde gördüğümüz bu sihirli asalar, tarihin sonraki dönemlerinde de eksik olmamış ve bu asaları kullanan pekçok kişi tarih sahnesinde görülmüştür. Hatta bazı Peyggamber’lerin ellerinde de karşımıza çıkmıştır. Ki bunlardan en sonuncusu Musa Peygamber’dir.


    Eldeki kayıtlara göre, Thot’un asası, tellerin spiral biçimde bir bobine sarılmasını andıran iki yılanın sarılı olduğu bir değnekti .


    Mısır’da inisiye edilen Orfe’nin de bir asaya sahip olduğu ve bu asanın ise kozalak başlı olduğu ifade edilmektedir. Musa Peygamber’in asasının şekliyle ilgili ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Ancak bu konuyla ilgili eski bir Yahudi inanışına göre, yeryüzüne melekler tarafından indirilmiş bu objeyi Musa Peygamber’e kimliği meçhul ihtiyar bir bilge hediye etmiştir.


    Türkler’in elinde bulunan Yada Taşı’nın da göklerden geldiğine dair Atalanmız’ın çok eski bir inanca sahip olduklarından söz etmiştik. Bu inançla, Yahudi Gelenekleri’ndeki inanç arasında büyük bir paralellik olması meselenin nerelere bağlı olabileceğini göstermesi bakımından son derece düşündürücüdür.


    Bu arada Kabe’deki siyah Hacer’ül Esved Taşı’nın da cennetten geldiğine dair inancı burada bir kez daha hatırlatalım…




    Sihirli Asalar günümüze kadar gelememiştir…



    Zamanla bu özel yapım asalar ortadan kaybolmuşsa da, asa, kudret ve otorite sembolü olarak eskinin anılarında yaşamaya devam etmiştir… Böylelikle asa kullanılan bir objeden bir sembole dönüşmüştür. Bu şekliyle sadece ezoterik çalışmalarda yerini korumakla kalmamış aynı zamanda krallar, rahipler hatta askeri ve adli otoritelerce de kullanılmaya başlanmıştır. Örneğin eski Yunanistan’da yargıçlar, generaller ve yüksek öğretim görevlileri farklı türdeki asalarıyla dolaşmaktaydılar. Bu dönemlerde bazı inisiyatörlerin ellerinde görülen asalar değerli taş ve madenlerden oluşmuş olmakla birlikte, öncekilerin sahip oldukları özel niteliklerden oldukça uzaktı. Ve bu nedenle de psişik etkinliklere çok büyük bir katkıları yoktu.


    Bu sürecin sonunda inisiyatörlerin ellerindeki asalar, zamanla enerjetik bir işlev görmekten çok, eski asaların anısını yaşatan bir sembole dönüştüler. Böylelikle inisiyötörlerin asaları inisiyatörlügün sembolü hâline geldiler. Geçmişe ait bu anı, eski uygarlıkların mitolojilerinde ve dinsel öğretilerinde sembolik bir şekilde yaşatılarak, günümüze kadar gelebilmiştir.


    Bunlardan birkaçını sıralayalım:


    -Hititler’de ucu spiral biçimli şekilli asa.


    -Hint’te iki sipralli asa.


    -Yunan’da iki yılanlı asa.


    -Orfe’nin kozalak başlı asası.


    -Yunan Mitolojisinde ise Zeus’un Kartal başlı asası.


    -Mezopotamya’da yıldırımı andıran asa. Mezopotamya Mitolojisi’nde bu asa Sirius’la özdeş kılınan İlâh Nin-urta’nın elinde bulunmaktadır.


    -Taoizm ve Hinduizm’de yedi düğümlü asa.


    -Mısır’da ise Köpek başlı, çakal başlı, üç başlı, kamçılı ve kanca uçlu asalar.




    Asalarla ilgili kayıtlar en son olarak hem Musevilik’te hem de İslâmiyet’te de yerini almış ve böylelikle bu hatıra günümüze kadar gelebilmiştir.


    Tılsım ve Büyülerin Fiziki Etkileri


    Antik dönemlerde ve bu gün ki gibi hırsızlık en savunmasız yerlere çok rahat uygulanabilmekte idi.O mantıkla bakıldığında mezarına hediyeleri ile gömülen şehrin ileri gelen yada statüsü yüksek kişileri hedef halinde idi.Mezar hırsızlarından korunmak isteyen yakınları ise mezarlarını korumak için çeşitli yöntemlere başvururlardı.Bu yöntemler ölüm tuzaklarından,korku unsuru taşıyan önlemlere,hatta hayaller görülmesine sebep olan halüsinasyon mantarlarının kurutulmuş tozlarına yada spor tozlarına kadar çeşitlilik gösterebilirdi.Biz büyü ve tılsımla genelde karıştırılabilen halüsinasyon mantarları vardır.

    Definecilerin gördükerinin ne kadarı halisünasyon ne kadarı gerçek?


    Özellikle çalışma sırasında karşılaşılan ses ve görüntülerin en çok rastlananları derledim.bazılarına oldukça sık rastlanırken bazıları nadir olanlar.ama neden defineciler birbirine benzeyen ses ve olaylarla bu kadar çok karşılaşıyor? Asıl soru ise tüm bunların ne kadarı definecinin zihninde canlanan şeyler? ne kadarı cin tılsım bağlantısı?


    1. Hedef bölgede çalışmaya başlandığında çok şiddetli rüzgar esmeye başlayabilir. Bu fırtına şeklinde bile görülebilir.


    2. Hedef bölgede çalışmaya başlandığında yağmur yağabilir. Şiddetli yağmurla sel gelebilir (Ama bu yağmurlar uzun sürmezler).


    3. Topraktan çıkarılan heykel gibi doğal varlıklar canlanabilir, hareket edebilir gibi görünebilirler.


    4. Topraktan çıkarılan heykellerin gözünden, ağzından veya kafasından kanlar akabileceği görülebilirler.


    5. Topraktan çıkarılan heykel ağzından ve kafasından kanlar akabilir. Gözleri açılıp kapanabilir.


    6. Çalışma yapılan yerden yılan çıkabilir.


    7. Çıkan define sandık, küp, gıcık, kazının içinden arılar, kurbağalar, yılanlar, koç görüntüleri v.s. umulmayacak şeyler çıkabilir.


    8. Mezardan inilti ve sesler gelebilir. Konuşmalar duyulabilir. Bu durum genelde mağara ve mezarlıklarda yapılan kazılarda ortaya çıkar.


    9. Çalışma yapılan yerden ayak, el veya hayvan tırnak izi çıkabilir.


    10. Çalışma yapılan bölgede aniden sakallı bir derviş, hoca, papaz görülebilir.


    11. Çalışma yapılan yerden içi kül veya kömür dolu bir küp çıkabilir.


    12. Çalışma yapılan yerden ateş çıkabilir.


    "Kim (sihir maksadıyla) bir düğüm vurur sonra da onu üflerse sihir yapmış olur. Kim sihir yaparsa şirke düşer. Kim bir şey asarsa, o astığı şeye havale edilir." (Nesâî, Tahrîm 19, (7, 112)


  2. #2
    Brkmd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kıdemli Üye
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    146
    Tecrübe Puanı
    7
    Rep Derecesi: **
    Emeğine sağlık yarım saattir okuttun bize 😂😂
    Mal bulanındır, Marco, mayhem Bunu beğendi

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş