Sayfa 1/2 12 Son
  1. #1
    Kamhi Leonard - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Operatör
    Durumu
    Çevrimiçi

    Mesajlar
    2.643
    Tecrübe Puanı
    223
    Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: **

    Mezarlıkta bulunan Büyüler

    Düzenlenen mezarlıkta bulunan büyüler şok etkisi yarattı. Yapılan çeşit çeşit büyüler toprak altından çıkarılırken, büyünün dinimizdeki yerinin ne olduğunu bilen gerçek Müslümanlar , “Büyü yapanın şerrinden Allah’a sığınırız” diyerek korkularını ifade etti.



















    Olayın nerde geçtiği tahmin edilememekle beraber, yeniden düzenlenen bir mezarlıkta yapılan kazılar sonucu mezarlara gömülen büyüler ele geçirildi. Kişisel kıyafetlere yapılan büyülerden tutun da çocuk olmaması için ve çiftlerin arasını bozmak için fotoğraflara yapılan büyüler görüldü.



    Mezarlıktan Çıkan Büyüler Korkuttu

    Kazı sırasında ortaya çıkan büyüleri gören vatandaş, çıkan malzemeleri fotoğraflayarak basına servis etti. Dinimizde yerinin ağır cezası olan büyülere ait malzemeleri gören vatandaşlar şok geçirirken ciddi anlamda çok korktuklarını da ifade etmekten geri durmadı.


    Yorum sizin ...


  2. #2
    Kamhi Leonard - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Operatör
    Durumu
    Çevrimiçi

    Mesajlar
    2.643
    Tecrübe Puanı
    223
    Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: **
    Yüzleri kapalı resimleri tercih ettim
    Allah yardımcıları olsun şaştım kaldım üzücü bir durum

  3. #3
    Metalicvoice - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman
    Durumu
    Çevrimiçi

    Mesajlar
    921
    Tecrübe Puanı
    32
    Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: **
    Şerlerinden Allah cc sığınırız...

  4. #4
    Kamhi Leonard - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Operatör
    Durumu
    Çevrimiçi

    Mesajlar
    2.643
    Tecrübe Puanı
    223
    Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: **
    Alıntı Metalicvoice Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Şerlerinden Allah cc sığınırız...
    Ecmain elbette ki ama çok ağır büyüler yapılmış hepsi de ocak söndürmeye yönelik
    Bunlar Allah c.c. karşına nasıl çıkıp hesap verecekler
    Cocuk mu dersin genç kizlarmi derdin delikanlı gencler mi dersin çok üzüldüm şahsen

  5. #5
    adem44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    570
    Tecrübe Puanı
    21
    Rep Derecesi: **
    Hiç bişey olmaz Allah ın izniyle bunu yapanlar sıgır buyu ile insanın kılına bile zarar gelmez ben bunları gorunce komedi filmleri aklıma geldi dunyada boyle akılsızlar varmı diye kendi kendime guluyorum nesem yerine geldi encok kuplı hosuma gitti çocugu olmasındiye zırvalamıslar tamam maketin cocugu olmaz ama kıme yapılmıssa o adamın cocugu olup olmaması Allah ın işi Allah cocuk o buyu yapılana verecekse kupli degil roma kale kapısı bile işe yaramaz fırangalar zencirler bile işe yaramaz firavun musa misalı .
    Konu adem44 tarafından (21.07.19 Saat 02:11 ) değiştirilmiştir.

  6. #6
    Kamhi Leonard - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Operatör
    Durumu
    Çevrimiçi

    Mesajlar
    2.643
    Tecrübe Puanı
    223
    Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: **
    Alıntı adem44 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hiç bişey olmaz Allah ın izniyle bunu yapanlar sıgır buyu ile insanın kılına bile zarar gelmez ben bunları gorunce komedi filmleri aklıma geldi dunyada boyle akılsızlar varmı diye kendi kendime guluyorum nesem yerine geldi .
    Umarım herşey senin bakış acinla göründüğü gibidir
    Benim içim o kadar rahat değil

  7. #7
    adem44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    570
    Tecrübe Puanı
    21
    Rep Derecesi: **
    Alıntı Kamhi Leonard Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Umarım herşey senin bakış acinla göründüğü gibidir
    Benim içim o kadar rahat değil
    Herşey Allah ın izniyle olur guc kuvvet onundur buyunun bi feksiyonu yok kader var gordugun gibi 1 kuplıyle adamın cucusunu tutmaya calısıyor o cucuya 1 kuplı ne eder sacma sacma işler nefsin arzusuna kılıtmı dayanır bu tıp işler papazların işidir kafırlerin işi batıl iştir komedi işleri bunlarla anca alay edilir gercekcı dayanagı yok para alamak için bu tıp seyleri yapıyorlar hocalardanda yapan var papazlarda yapıyor hocalarınkı farklı para almak için sende kafana gore buna bencer seylernyapa bılırsın tamamen insan dusunce hayalıne baglı seylernbunlar seytanın hayalleri marada harut marut 2 melek var bas asagı asılı onlardan buyu oğrenenler tehlıkelı tabı onlardan buyu oğrenenler Allah ın iznıyle karsı tarafa zararı oluyor nıyahetşnde Allah ın iznı varsa zarar oluyor yada olmuyor .

  8. #8
    hades40 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.290
    Tecrübe Puanı
    28
    Rep Derecesi: **

    Cool

    İnanmayın böyle sacmalıklara varsa inanılacak bir gercek oda Allah'ın büyüklüğüdür bunları yapanların gücleri olduğuna inanmak Allah'a olan ınancınızı zedeler bu işleri yapan cahiller yaradandan daha güçlü olduğunu zanneden ahmaklardır.

  9. #9
    Mal bulanındır - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Operatör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    7.195
    Tecrübe Puanı
    116
    Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: **
    Sozun bittigi yerdeyiz..........
    Hırçın, Kamhi Leonard Bunu beğendi

  10. #10
    NoYaN_06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderator
    Durumu
    Çevrimiçi

    Mesajlar
    388
    Tecrübe Puanı
    23
    Rep Derecesi: **
    Alıntı adem44 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hiç bişey olmaz Allah ın izniyle bunu yapanlar sıgır buyu ile insanın kılına bile zarar gelmez ben bunları gorunce komedi filmleri aklıma geldi dunyada boyle akılsızlar varmı diye kendi kendime guluyorum nesem yerine geldi.
    Yanlış konuşuyorsun..!!! Konuştuğun kelimeler kuran'a ters düşüyor...!!! peygamber hz Muhammed s.a.v de yahudi bir kadın tarafından yapılıyor büyü ve bir kuyunun içine atılıyor... Bu kıssayı belli ki hiç okumamıssın yada kuran okuyormusun bilmiyorum ama eğer okusaydın böyle konuşmazdın eğer okusaydın cinnilerin maddeye ve insana etkisini anlayabilirdin
    Evet ALLAH'ın izni olmadan hiç bir şey olmaz ama nerden biliyorsun ki senin hakkında izin verip vermeyeceğini???
    Sen sınav yerinde Dünyadasın o yüzden olmaz diye bir kelime kullanma derim büyük konuşursan o kelimeler ezer adamı.
    FE EYNE TEZHEBUN...???

  11. #11
    Kamhi Leonard - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Operatör
    Durumu
    Çevrimiçi

    Mesajlar
    2.643
    Tecrübe Puanı
    223
    Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: **
    Alıntı NoYaN_06 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Yanlış konuşuyorsun..!!! Konuştuğun kelimeler kuran'a ters düşüyor...!!! peygamber hz Muhammed s.a.v de yahudi bir kadın tarafından yapılıyor büyü ve bir kuyunun içine atılıyor... Bu kıssayı belli ki hiç okumamıssın yada kuran okuyormusun bilmiyorum ama eğer okusaydın böyle konuşmazdın eğer okusaydın cinnilerin maddeye ve insana etkisini anlayabilirdin
    Evet ALLAH'ın izni olmadan hiç bir şey olmaz ama nerden biliyorsun ki senin hakkında izin verip vermeyeceğini???
    Sen sınav yerinde Dünyadasın o yüzden olmaz diye bir kelime kullanma derim büyük konuşursan o kelimeler ezer adamı.
    Evet bunu bende okumuştum

    Hatta şöyle özet ve detay hatta linkini vereyim
    bilmemek ayıp deyil bilmeden konuşup sormamak ayıp
    Bir Yahudi’nin Peygamber Efendimiz (asm)’e sihir yaptığı ve Rasulullah (asm)’ın bundan etkilenerek hastalandığı doğrudur. Hadise; muhaddisler tarafından çeşitli ve müteaddit senetlerle detaylandırılmıştır ki, olay mütevatir dereceye ulaşmıştır.
    Efendimiz, büyünün etkisiyle sıkıntı duymaya başlayınca, sihir malzemesi, meleklerin işaretiyle içine atıldığı kuyudan çıkarılmış ve Muavvizeteyn’in yani Nas ve Felak Surelerinin okunmasıyla Allah (celle celâluhu), o musibeti Efendimizden def etmiştir. Bu sureler efendimiz rahatsızlandıktan sonra inecektir...

    https://medium.com/@gorkemcan/peygam...ı-1b6727f69f20
    Konu Kamhi Leonard tarafından (21.07.19 Saat 22:48 ) değiştirilmiştir.

  12. #12
    NoYaN_06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderator
    Durumu
    Çevrimiçi

    Mesajlar
    388
    Tecrübe Puanı
    23
    Rep Derecesi: **
    Nas ve felah suresi bu olay üzerine zuhur ediyor indiriliyor s.a.v 'in dügümlenmiş saç telini ve diğer büyü malzemelerini hz Ali r.a kuyuya inip çıkartiyor ve o vakitlerde nas ve felah sureleri indiriliyor ve saç telindeki her düğüme okunması emrolunuyor ve böylece büyünün etkisinden kurtuluyor
    Yatarken muavvizeteyn'in (Nas ve felah) surelerini okuyup avuçlarına üfleyerek vucudunun her yerine sürmek sünnet tir
    FE EYNE TEZHEBUN...???

  13. #13
    adem44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uzman
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    570
    Tecrübe Puanı
    21
    Rep Derecesi: **
    Kur'an-ı Kerim - Diyanet İşleri Başkanlığı
    Toggle navigation
    Kur'an-ı Kerim
    Anasayfa Tefsir Bakara Suresi
    Bakara Suresi - 102-103 . Ayet Tefsiri
    Meal (Kur'an Yolu)
    ﴾102﴿ Onlar, Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine uydular. Gerçek şu ki Süleyman kâfir olmadı, fakat şeytanlar kâfir oldular; çünkü insanlara sihri, Bâbil’de iki meleğe, Hârût’la Mârût’a indirileni öğretiyorlardı. Halbuki bu iki melek, "Biz ancak imtihan vasıtasıyız; sakın küfre sapma!" demedikçe hiç kimseye bilgi vermezlerdi. Fakat onlar bu iki melekten, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa Allah’ın izni olmadıkça onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Yine de kendilerine fayda sağlayanı değil zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu (sihir) satın alan kimsenin âhiretten nasibi olmadığını çok iyi biliyorlardı. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür, bir bilselerdi!
    ﴾103﴿ Eğer onlar iman edip kendilerini kötülükten korusalardı şüphesiz Allah tarafından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi!
    Tefsir (Kur'an Yolu)
    Hz. Süleyman Kitâb-ı Mukaddes’te ve Kur’ân-ı Kerîm’de kişiliğinden ve faaliyetlerinden genişçe söz edilen bir peygamberdir. Yahudi literatüründe kendisinden, peygamberden çok kral olarak bahsedilir. Kitâb-ı Mukaddes’te ismi, “barış, selâmet” anlamında Şelomo olarak geçer. Babası Hz. Dâvûd, annesi Batşeba’dır (II. Samuel, 12/24). Hz. Dâvûd’un yaşlılığında onun yerine, yaklaşık milâttan önce 970’te İsrâil tahtına geçmiş; dönemin Mısır firavununun kızıyla evlenmiş; kırk yıl hükümdarlıkta kalmış; bu sırada Irmak’tan (Fırat) Filistîler diyarına ve Mısır sınırına kadar uzanan geniş bir ülkede hüküm sürmüştür (I. Krallar, 4/21). Oldukça zengin ve aynı zamanda hikmet sahibi bir hükümdardı. Sadece bir defa savaş yapmış ve galip gelmiştir. Kendi adıyla anılan ve yahudilerce en kutsal mekân olarak bilinen Kudüs’teki ünlü mâbedi inşa etmiştir (Süleyman Mâbedi hakkında bk. İsrâ 17/1). Kitâb-ı Mukaddes’te bir bölüm, “Süleyman’ın Meselleri” başlığıyla ona nisbet edilir, ayrıca 72 ve 127. Mezmurlar’ın da ona ait olduğu kabul edilir.

    Kur’ân-ı Kerîm’in on altı yerinde Hz. Süleyman’ın adı anılmakta; keskin zekâsı, engin bilgisi ve hikmetinden söz edilmekte; bu meziyeti sayesinde girift hukukî ve sosyal meseleleri hallettiği, kuşların ve diğer hayvanların dillerini bile öğrendiği; bitkilere, rüzgâra, hayvanlara ve cinlere hükmettiği; erimiş bakırı kullanarak çeşitli araçlar ve gereçler yaptığı bildirilmektedir. Kitâb-ı Mukaddes’te Hz. Süleyman’ın âhir ömründe putlara taptığı, bu yüzden Allah’ın gözünden düştüğü ve O’nun öfkesine uğrayarak hükümdarlığının elinden alınmasıyla tehdit edildiği ileri sürülürken, Kur’ân-ı Kerîm’de bütün peygamberlerin mâsumiyeti yönündeki yaklaşım Hz. Süleyman için de sergilenerek bu iddia kesinlikle reddedilmiş (aşağıya bk.) ve onun sadece bir defa, çok sevdiği cins atlarıyla meşgul olmak yüzünden Allah’ı anmayı ihmal ettiği (dua veya ibadetinin vaktini geçirdiği), fakat çok geçmeden bu hatasından dolayı tövbe edip af dilediği ve bağışlandığı bildirilmiştir (Sâd 38/30-35).

    Âyetteki “şeyâtîn” (şeytanlar) kelimesi klasik tefsirlerde geleneksel anlamda şeytanlar şeklinde anlaşılmış; ancak M. Reşîd Rızâ, En‘âm sûresinin 116. âyetine dayanarak buradaki şeytanları “birtakım kıssalar ve masallar anlatan insanlar veya vesvese veren cinler veya her iki cinsten varlıklar” (I, 397), Süleyman Ateş de “şeytan ruhlu kişiler” şeklinde yorumlamıştır (I, 203). Anılan kelimenin, bu söylenenlerin hepsini kapsadığı da düşünülebilir.

    Sözlükte sihir “sebebi ve kaynağı gizli durum, büyü, gözbağcılık” gibi anlamlara gelen Arapça bir kelime olup, terim olarak tabiat üstü güçlerle ilişki kurmak veya kendilerinde gizli güçler bulunduğuna inanılan bazı tabii nesneleri kullanmak suretiyle faydalı, koruma gayeli ya da zararlı bazı sonuçlar elde etmek için yapılan işleri ifade eder. Sihir veya büyünün başlıca gayesi, bitkileri, hayvanları, insanları, doğal olayları, güçleri veya nesneleri kullanarak veya kontrol ederek birine iyilik ya da kötülük etmek suretiyle maddî veya mânevî bir menfaat ve başarı sağlamaktır. Bu anlamda büyü, tarihin çok eski dönemlerinden beri her toplumda yapılmış ve yapılmakta olup antropoloji, sosyoloji, fenomenoloji, dinler tarihi, etnoloji, mitoloji gibi bilim dallarıyla uğraşanlar büyünün nitelik ve özellikleri, tarif ve tasnifi, dinle büyünün ilişkisi, benzer ve farklı yönleri vb. konular üzerinde durmuşlar, sonuçta bu alanda çok geniş bir literatür oluşmuştur.

    Câhiliye döneminde de sihir yaygındı. Cincilik, kehanet, fal okları atmak, yıldızlara bakmak, küçük kareler çizip içlerine harf veya sayı yazmak, düğüm atmak ve üflemek gibi sihir çeşitleri uygulanmaktaydı ve bütün bu işler putperestlikle birlikte yürütülüyordu. Araplar sihirbazlardan çekinir ve onlara saygı duyarlardı.

    Özellikle eski dönemlerde Firavun gibi hak dine karşı mücadele verip onu başarısız kılmaya kalkışanların sihir ve sihirbazlardan yararlanma yoluna gitmesi; ayrıca müşriklerin, Hz. Peygamber’in ve İslâm’ın başarısını sihir diye niteleyerek gölgelemeye çalışmaları sebebiyle Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerde de sihir konusuna yer verilmiştir.

    Fahreddin er-Râzî (III, 206-213), sihrin mümkün olup olmadığı sorusuna cevap vermeden önce sihir kavramı içine giren bütün uygulamaları sekiz madde altında toplamıştır: 1. Keldânîler’in sihri. Yıldızperestliğin hâkim olduğu, dünyanın yıldızlar tarafından yönetildiğine inanılan bu kültürde, tılsım da denilen bu sihir çeşidinin gök cisimlerinin yardımıyla yapıldığına inanılırdı. 2. Güçlü ruh (nefis) sahiplerinin sihri. Bazıları, insanın ruhu uygun biçimde eğitilirse gizli şeyleri görecek düzeyde duyu, algı ve irade gücünün geliştirilebileceğini, bu sayede başkalarınca imkânsız gibi düşünülen birçok bilgi edinebileceğini, işler başarabileceğini söylerler. 3. Yerdeki ruhlardan yardım alınarak gerçekleştirilen sihir. İnsan ruhunun bu ruhlarla veya cinlerle bağlantı kurması suretiyle yapıldığına inanılan sihirdir. 4. El çabukluğu ve algı yanıltmaları şeklindeki sihir. Hokkabazlık, gözbağcılık gibi uygulamalar bunun örneğidir. 5. Bazı teknik cihazlarla sergilenen sihir. Maharetli bir aleti kullanarak bununla ilk defa sergilenen görüntüler (ses çıkaran heykeller, ışık gösterileri gibi), işin mahiyetini bilmeyen insanlarca olağan üstü sanılır. 6. İlâçlar yardımıyla yapılan sihir (sporcunun doping yapmak suretiyle normal gücünün üstünde performans göstermesi gibi). 7. Kalbi bağlayarak yapılan sihir. Sihirbazın, şarlatanlık yaparak, ism-i a‘zamı bildiğine, bununla istediğini yapabileceğine muhatabını inandırmak suretiyle onu etki altına alıp dilediğini yaptırmasıdır. 8. Kovculuk yapmak, insanları birbirine düşürmek suretiyle yapılan sihir. Râzî, bunun insanlar arasında yaygın olduğunu da belirtir.

    Râzî’nin tesbitine göre Mu‘tezile âlimleri, sihir adı altında ileri sürülen, fakat gerçekte doğal sebeplere dayalı doğal olaylardan ibaret olan gösterilerin sihir olmadığını belirtmişler; bunun dışında kalan ve olağan üstü güçler yardımıyla gerçekleştirildiği öne sürülen bütün sihir çeşitlerini asılsız, imkânsız olan sahte gösterilerden ibaret saymışlardır (III, 213).
    Ehl-i sünnet âlimlerinin önemli bir kısmı, sihir diye ortaya konan işlemlerin büyük bölümünün gerçekte hünerli bazı kimselerin sergilediği el çabukluğu, algı yanıltması, halkın bilgisizliğinden yararlanarak bazı fizik kanunlarını istismar etme; esrar, morfin vb. uyuşturucu veya sarhoş edici maddeler veya ilâçlar içirerek bir kısım insanları etkileme, umulmadık yöntemlere başvurarak insanları birbirine düşürme gibi gerçekte normal olan bir olayın olağan üstü bir yanı varmış gibi gösterilmesinden ibaret olduğunu belirtmişlerdir. Bunlar mümkündür, fakat gerçek anlamda sihir değildir. İbn Haldûn, Mukaddime’sinin (s. 497) “Sihir ve Tılsım İlimleri” başlıklı bölümünde bazı insanların, ruhun (nefis) kuvveti veya şeytânî güçlerin yardımıyla varlıkları etkileyerek, yıldızların ruhaniyetini celbederek, bu sayede varlıklar üzerinde tasarrufta bulunabileceklerini, nitekim kâhinlerin “şeytânî güçler yardımıyla gayb konularını bilme özelliğine sahip olduklarını” düşünmektedir. Ehl-i sünnet çizgisindeki müfessirler de, özellikle konumuz olan âyet ile Felâk sûresinin 4. âyetine, bazı hadis veya haberlere dayanarak genellikle sihirde kısmî bir gerçeklik payı bulunduğu kanaatindedirler.

    Bununla birlikte a) hakiki olanının hayalî olanından ayırt edilememesi,b) böyle bir ayırıma imkân veren objektif ölçüler bulunmaması, c) dolayısıyla kontrol edilemez olması, d) Allah’ın kurduğu tabii düzeni değiştirmeyi amaçlaması, e) insanların bilimsel gerçeklere (meselâ bilimsel tedavi yöntemlerine) güvensizlik duymalarına yol açması, f) insanların zaaflarını, dertlerini, korkularını veya ümitlerini sömürmeye ve onları aldatmaya elverişli olması gibi sakıncaları sebebiyle büyücülerin veya sihirbazların birçok gizli şeyi bilebildiği, tabiat üstü işler başarabildiği şeklindeki yaygın inançlar, birkaç istisna dışında bütün kaynaklarda İslâm’a aykırı görülmüş; sihri mubah saymanın, haramı helâl saymak anlamına geleceği, bu sebeple de müslümanın dinden çıkmasına sebep olacağı kanaatine varılmıştır. Ayrıca en yetkili ve güvenilir müslüman bilginler, bir kimsenin, sihrin haram olduğuna inanmakla birlikte, sihir yapmasının veya yaptırmasının ya da sihre ve sihirbaza inanmasının da büyük günah olduğu konusunda ittifak etmişlerdir (bu husustaki hadisler için meselâ bk. Buhârî, “Vesâyâ”, 23; Müslim, “Îmân”, 144; Ebû Dâvûd, “Vesâyâ”, 10). Aslında sihir menfaat amaçlı bir uygulama olduğundan Allah, Peygamber ve din gibi kutsal gerçekleri tanımaz; bununla birlikte ihtiyaç duyduğunda söz konusu değerleri menfaat ve başarı aracı olarak kullanmaktan da çekinmez. Bütün bu anlayış ve uygulamalar, Allah’ın irade ve kudretinin üstünde işler başarabileceği iddiasında olan veya öyle sanılan ya da eyleminin içeriğinde böyle bir iddia saklı bulunan sihirbaza Peygamber’den, hatta Allah’tan daha büyük değer vermek anlamını ortaya çıkarmakta olup sihir yapmayı ve yaptırmayı yasaklayan hükmün temelinde öncelikle bu gerekçeler bulunmaktadır (daha genişbilgi için bk. Ateş, I, 206-211; Günay Tümer, “Büyü”, DİA, VI, 501-506).

    Bâbil Eski Mezopotamya’nın en büyük ve en ünlü şehridir. Bağdat’ın 88 km. güneyinde, Fırat’ın doğu kıyısındaki yedi tepe üzerinde kalıntıları bulunan ve 2000 seneden fazla tarih sahnesinde kaldığı bilinen şehrin adına ilk defa milâttan önce III. binyılın sonlarına ait Akkad vesikalarında rastlanırsa da kuruluşunun çok daha eski olduğu tahmin edilmektedir. Şehir, içinde çeşitli medeniyetleri barındırmış olup bunların en önemlileri, kanunlarıyla ünlü hükümdar Hammurabi’nin yetiştiği Amurrular dönemiyle, Bâbil’e en parlak çağını yaşatan Keldânîler dönemindekilerdir. Bâbil’e dünyanın yedi hârikasından biri sayılan ünlü asma bahçeleriyle, Büyük İskender’in de içinde öldüğü muhteşem sarayı kazandıran Buhtunnasr da (II. Nebukadnezzar) bir Keldânî hükümdarıydı. Milâttan önce 598’de Kudüs’ü işgal eden Buhtunnasr, kral olarak görevlendirdiği Tsedekiya’nın Bâbil’e vergi ödemeyi reddetmesi üzerine şehri 586’da ikinci defa işgal ve tahrip etmiş; yahudilerin tamamını Bâbil’e götürmüş ve yahudi tarihine “Bâbil esareti” diye geçen bu olay kırk yedi yıl sürmüştür. Bâbil, ne zaman yapıldığı bilinmeyen, bugün harabesi bulunan, yaklaşık 85 m2 genişliğinde bir plan üzerine oturtulan 75 m. yüksekliğindeki ünlü kulesiyle de şöhret bulmuştur.

    Bâbil’in diğer bir özelliği ise, tarihi boyunca Mezopotamya’nın astronomi, astroloji, kehanet ve sihir merkezi olmasıdır. Nitekim konumuz olan âyette de şehrin bu özelliği zımnen dile getirilmektedir (daha genişbilgi için bk. Ömer Faruk Harman, “Buhtunnasr”, DİA, VI, 380-381; Sargon Erdem, “Bâbil”, DİA, IV, 392-395).

    Konumuz olan âyette iki melek ismi olarak geçen Hârût ve Mârût kelimelerinin aslıyla ilgili çeşitli görüşler vardır. Bir görüşe göre bu kelimelerin aslı Haurvatat ve Ameretât’tır (Lagarde, Gesammelte Abhandlungen, s. 15, 169) Bu takdirde dinî varlıklar olarak Hârût ve Mârût’a ilk defa Zerdüştîliğin dinî metinlerinde rastlanmaktadır (bk. M. Boyce, “Amurdad”, Encyclopaedia Iranica, I, 998).

    İslâmî literatürde Hârût ve Mârût hakkında nakledilen rivayetlerin çoğu az farkla, bir geç dönem yahudi eseri olan Midraş Avkir’de bulunur. Buradaki rivayete göre tûfandan sonra putperestlik ibadetinin hâlâ sürmesi Elohim’i (Tanrı) kızdırır. Şemhazai ve Azael adında iki melek Tanrı’ya, insanı yaratmasının kötü olduğunu söylerler; çünkü insanlar yeryüzünde bozgunculuk yapmışlardır. Bu iki meleğin, dünyaya indiklerinde insanlar arasında Tanrı’nın hükmünü yayacaklarını vaad etmeleri üzerine Tanrı onları yeryüzüne gönderir. Hikâyenin geri kalan kısmına bakılırsa bu melekler insanlara sihir öğretirler. Kökeni çok daha eski rivayetlere uzanan bu hikâye şüphesiz Tekvîn’deki (6/2-4) “Tanrı oğullarının insan kızlarıyla” olan evliliklerini açıklamaya yöneliktir.

    “Tobit Kitabı” (3/8) ve “Süleyman’ın Ahdi” adlı apokrifal (uydurma) yahudi metinlerinde Tanrı’nın denemek için gönderdiği melek, Asmodaios (Asmodeus) adını alır.

    Zerdüştîlik’te insanlara kötülüğü telkin eden bu cin, “Süleyman’ın Ahdi”nde Kur’ânî ifadeyi çağrıştıracak şekilde karı ve kocanın arasını açmak için insanlara büyü öğreten kötü bir varlık pozisyonundadır (E. Davis, “Asmodeus”, Encyclopaedia Judaica, III, 754, 755). Yeni Ahid külliyatında Petrus’un II. Mektubu (2-4) ve Yehuda’nın Mektubu’nda (6) “düşmüş (yeryüzüne gönderilmiş) melekler”e atıf varsa da, bunların oryantalistlerce ileri sürüldüğü üzere Hârût ve Mârût’u ima etmesi zayıf bir ihtimaldir.

    Kur’ân-ı Kerîm’de Hârût ve Mârût’un zikredildiği konumuz olan âyet, Süleyman’a atılan iftiralarla Hârût ve Mârût’un sihir öğretişi hakkında iki ana konuya dair bilgi verir. Müfessirler bu âyetin sihir öğretme ve öğrenmenin sakıncalarını vurguladığı konusunda hemfikirdirler.

    Bu âyette Hârût ve Mârût hakkında ayrıntıya girilmediği, ayrıca Hârût ve Mârût’la ilgili senedi güvenilir hiçbir hadis bulunmadığı halde tarih ve tefsir kitaplarında, özellikle “İsrâiliyat” denilen ve hadis literatürüne de giren yahudi kaynaklı rivayetlerde bazı ayrıntılı bilgiler verilmektedir. Ancak Taberî, Kådî İyâz, İbn Hazm, Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, Kurtubî, İbn Kesîr, İbnü’l-Cevzî, Fahreddin er-Râzî, Tabersî gibi müfessir ve bilginler bu rivayetleri tenkit etmişler, uydurma veya zayıf olduğunu ifade etmişlerdir. Meselâ İbn Kesîr bu rivayetlerin hepsinin uydurma olduğunu ve gerçekte yahudi asıllı Kâ‘b el-Ahbâr’dan kaynaklandığını belirtir (rivayetlerin tenkidiyle ilgili genişbilgi için bk. İyâde b. Eyyûb el-Kübeysî, “Kıssatü Hârût ve Mârût fî mîzâni’l-menkûl ve’l-ma‘ku”, ed-Dirâsâtü’lİslâmiyye, XXVII/3, s. 5-72).

    Öte yandan âyetteki ilgili kelimenin mütevâtir olan okunuşu “melekeyn” (iki melek) şeklinde olmakla birlikte İbn Abbas, Hasan-ı Basrî, Ebü’l-Esved ve Dahhâk gibi bazı âlimler bu kelimeyi “melikeyn” (iki melik, iki kral) şeklinde okuyarak Hârût ve Mârût’u insan isimleri olarak kabul etmişlerdir. İbn Hazm ise bunların melek değil iki şeytan veya iki cin kabilesi olduğunu ileri sürmüştür.
    Buradaki “melekeyn” (iki melek) kelimesinin, “iki kudretli kişi” veya “iki ruhanî kişi” anlamında mecaz olduğunu ileri sürenler de vardır (Reşîd Rızâ, I, 402).

    Sözlükte fitne kelimesi “sınama, deneme, maddî ve mânevî sıkıntı, üzüntü, belâ ve felâketle imtihan etme” şeklinde açıklanır. Kelime Kur’ân-ı Kerîm’de daima kişinin inanç ve ahlâk bakımından denenip sınanmasını ifade edecek biçimde kullanılmıştır. Hadislerde ve diğer İslâmî literatürde ise Kur’an’daki anlamı yanında, “dinî, sosyal ve siyasî kargaşa” anlamında da yaygın olarak kullanılmaktadır. İnanç uğruna mâruz kalınan ağır işkence için de fitne kelimesi kullanılmıştır (meselâ bk. Câhiz, el-Osmâniyye, s. 29, 30, 32, 40). Konumuz olan âyette de fitne kelimesi “insanların imanlarında ne kadar sebatkâr olduklarının sınanıp denenmesi, onların bu bakımdan imtihandan geçirilmesi” anlamında kullanılmıştır. İlgili melekler ise böyle bir imtihan aracı olarak gönderilmişlerdir (fitne teriminin Kur’ân-ı Kerîm, hadisler ve diğer İslâmî literatürdeki anlamı hakkında genişbilgi için bk. Bakara 2/191).

    Hz. Peygamber dönemindeki yahudiler, Kur’an’ın verdiği bilgileri kabul ederek, diğer bütün peygamberler gibi Hz. Süleyman’ın da mâsum, faziletli ve hikmet sahibi bir peygamber olduğuna inanmak yerine, yahudi literatüründe geçen ve onu, işlerini sihirle yürüten, işretçi, âsi ve günahkâr, hatta putperestliğe sapmış bir kral olarak gösteren düzmece bilgilere, isnat ve iftiralara inanırlardı. Yersiz yurtsuz dolaşmaları ve uzun zamanlar esir hayatı yaşamaları sebebiyle cahilleşen, yoksullaşan ve İbrâhimî kültürden uzaklaşıp yozlaşan yahudiler, kendi tarihlerinde gelip geçmiş birçok peygamber gibi Hz. Süleyman’ın hükümdarlığı hakkında da şeytanların, cinlerin veya şeytan karakterli insanların telkinlerine, kâhinlerin derlediği sihir kitaplarına uyarak gerçek dışı kanaatlere sapmışlardı. Kezâ onlar, cinlerin insanlara gaybı öğrettiği, Süleyman’ın ilminin bu kaynaktan geldiği, saltanatını da bu bilgilerle gerçekleştirdiği, bu bilgiler sayesinde insanları, cinleri, rüzgârı emri altına aldığı yolunda inançlara kapılmışlardır (Zemahşerî, I, 85).

    Asıl kâfir olan Süleyman değil şeytanlardır; “Çünkü insanlara sihri ve Bâbil’de iki meleğe, Hârût’la Mârût’a indirileni öğretiyorlardı.” Müfessirlerin çoğu Hârût ve Mârût’a indirilenin de sihir olduğunu belirtirler. Buna göre şeytanların öğrettiği şey, Allah tarafından bu iki meleğe indirilen sihirdir. Fakat bazı eski ve yeni müfessirler, “ve mâ ünzile ale’l-melekeyni” cümlesindeki “m┠kelimesini olumsuzluk edatı kabul ederek bu cümleyi, “İki meleğe (Cebrâil ve Mîkâil) böyle bir şey indirilmedi” şeklinde anlamışlardır (bk. Taberî, I, 452; Şevkânî, I, 131; Reşîd Rızâ, I, 403). İbn Abbas ve Rebî‘ b. Enes’e isnat edilen bu yorumu dikkate alan Taberî âyeti şöyle anlamlandırıyor: “Onlar (yahudiler), Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanın düzüp koştuğu şeylere uydular. Halbuki iki meleğe böyle bir şey indirilmedi. Fakat inkârcı şeytanlar Bâbil’de insanlara, yani Hârût ve Mârût’a sihir öğretiyorlardı. Buna göre âyetteki iki melekten maksat Cebrâil ve Mîkâil’dir. Çünkü yahudi sihirbazları, Allah’ın Süleyman’a sihri Cebrâil ve Mîkâil’in diliyle indirdiğine inanırlardı. Âyette Allah bunu yalanlamış ve elçisi Hz. Muhammed’e, Cebrâil ve Mîkâil’in asla sihir indirmediğini haber vermiş; ayrıca Süleyman’ı, yahudilerin isnat ettikleri sihirden tenzih etmiş; sihrin bir şeytan işi olduğunu, şeytanların Bâbil’de insanlara sihir öğrettiklerini; aslında insanlara bunu öğretenin, Hârût ve Mârût isimli iki kişi olduğunu bildirmiştir. Bu anlayışa göre Hârût ve Mârût insan isimleridir ve böylece yahudilerin iddiaları reddedilmiş olmaktadır (Taberî, I, 452).

    Seyyid Kutub da âyeti bu yönde açıkladıktan sonra şöyle diyor: “Anlaşılan ortada bu iki melekle ilgili bir hikâye vardı. Yahudiler ya da şeytan, bu iki meleğin büyücülüğü bildiklerini, onu halka öğrettiklerini iddia ediyor ve bu sanatla ilgili bilginin onlara Allah tarafından verildiğini yayıyorlardı. Kur’ân-ı Kerîm bu iftirayı, yani büyücülüğün bu iki meleğe indirildiği iftirasını da yalanlıyor” (I, 146). Ancak Elmalılı, âyetin devamının böyle bir yorumu kabule elverişli olmadığı kanaatindedir (I, 95-96).

    Âyette sihrin bir fitne, yani ona inanıp inanmayacakları, bu işle meşgul olup olmayacakları hususunda insanlar için bir imtihan vasıtası olduğu; sihirbazların, Allah’ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremeyecekleri bildirilmiş; bu arada yahudilerin, kendisini sihre kaptıran bir kimsenin âhiret hayatını büsbütün kaybedeceğini bile bile, yarar sağlayacak bilgiler yerine zarar getirecek bilgiler peşinde koştukları ifade edilmek suretiyle sihre inanmanın, yapmanın ve yaptırmanın dinî bakımdan ne kadar sakıncalı olduğu bir defa daha ortaya konmuştur.
    NoYaN_06 Bunu beğendi

  14. #14
    NoYaN_06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderator
    Durumu
    Çevrimiçi

    Mesajlar
    388
    Tecrübe Puanı
    23
    Rep Derecesi: **
    @adem44 dostum zaten bak yazanları okursan sihir den bahseder ve unutulan ve bilinmeyen gizli bir ilimi dünya üzerine iki melek getirir ve onlarında hikayesi anlatılır
    demek istediğim sihir vardır insana etkisi vardır
    ben demşiyorum ki illaki sihir tutacak tabiki de ALLAH müsade ederse tutacak ama burası sınav yeri sınavında belki bu vardır???
    ayrıca bakara suresinin 102. ayetinin tesfirinide okumanı isterim daha iyi anlarsın bu olayı

    burada amacım sadece yanlıs konusmayı düzeltmekti rencide edici bir sözüm olmadıgını düşünüyorum hakkını helal et hayırlı geceler
    FE EYNE TEZHEBUN...???
    Kamhi Leonard, uçmuş Bunu beğendi

  15. #15
    Kamhi Leonard - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Operatör
    Durumu
    Çevrimiçi

    Mesajlar
    2.643
    Tecrübe Puanı
    223
    Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: **
    Sihir diye büyü diye birşey var midir evet vardır ...
    Yanlız buyu yapmak dinimizce kabul edilmemiştir
    Ve çok büyük günahtır
    Ve hatta büyü melekleri HARUT & MARUT hikayesini daha önce paylasmistim sanırım ki bunu söylememe gerek yok sanirsam herkes
    Bilir hikayesini dinlerseniz bir takım cevaplar bula bilirsiniz


    NoYaN_06 Bunu beğendi

Sayfa 1/2 12 Son

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş