1. #1
    arda_umut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Bilgili Üye
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    457
    Tecrübe Puanı
    28
    Rep Derecesi: **

    Kabakçi salih efe ( alabardali gabakçi salih)

    KABAKÇI SALİH EFE EFSANESi



    Bin sekizyüzlü yılların sonlarına doğru Osmanlı İmparatorluğunun

    parçalanma dönemi başlamıştır.Yönetim dağılmış ve halk yoksulluk içerisinde geçim derdine

    düşmüştür.Cepheler de savaşlar başlamış ve dış ülke güçleri vatanımızı dört bir taraftan

    tehdide ve işgale başlamıştır.İşte böyle bir durum içerisinde Kabakçı Salih Efe dünyaya

    gözlerini açmış.Daha üç veya dört yaşlarındayken babası askere alınmış.Belki babasını hiç

    görmemiş veya hiç bilememiştir.Annesi, ablası,kardeşleri,dedesi ve babaannesi Kütahya’nın

    Simav ilçesinden yokluk nedeni ile ayrılıp,köy köy geçim sınırlarını aşmak için dolaşmaya

    başlamışlar.O köy,bu köy derken Tavşanlıya bağlı Alabarda (Çamalan) köyüne kadar

    gelmişler.Burası on-on beş haneden oluşmuş,temelini Anadolu Yörüklerinin

    oluşturduğu,geçimlerini hayvancılık ve biraz da topraktan sağlayan küçük bir köydür.Dört bir

    tarafı yüksek ormanlarla çevrili olduğundan dolayı tarım arazisi sınırlıdır.Kabakçı Salih Efe

    ve ailesi bu köyde dinlenmek üzere mola verirler.Burada köylülerin sıcak ilgi ve alakasını

    görürler.Köylüler bu fakir aileye yardımda bulunurlar.aile bu köyün hayvanlarını otlatmak

    için köylülerden gelen çobanlık teklifini kabul ederler.Artık geçinme sıkıntısını biraz da olsa

    aşmanın sevincini yaşamaya başlarlar.











    Aradan birkaç yıl geçmiş ve küçük Salih 10-12 yaşlarında küçük bir

    delikanlı olmaya başlamıştır.Annesine hep babasını sorarmış.Annesi de onun anlayabileceği

    bir dilden,babasının çok uzaklarda olduğunu ve bir gün onları arayıp bulacağını anlatırmış.O

    ise hep babasının yollarını gözlermiş,bir gün ona kavuşma hayalleriyle çocukluk yılları geçip

    gitmekteymiş.Ama annesi,babasının bir daha dönmeyeceği sanki içine doğmuş gibi hep

    hüzünlü ve üzgünmüş.Dedesi ve babaannesi iyice yaşlanmışlardır.Tüm ailenin yükü Salih’e

    kalmıştır.O sıralarda köyün yakınlarında bulunan yer altı krom işletmesinde iş bulur ve

    çalışmaya başlar.Bir süre sonra dedesini ve babaannesini kaybeder.Artık annesi,abası ve kız

    kardeşlerinin geçimini sağlamaya başlamıştır.Kardeşleri onun iş çıkışı köye geliş yolu

    üzerinde beklerlermiş,ağabeyimiz gelecek diye.O ise evde kardeşlerine tembih edermiş beni

    yol üzerlerinde beklemeyin,siz yetişkin oldunuz,ben utanıyorum diye.Bu arada ablası yine bu

    köyden evlendirilmiş.Aynı dönemde bölgede yerli eşkıyalar türemeye başlamış.Kabakçı Salih

    artık genç delikanlı olmuştur.Annesi artık çocuğunun evlenip bir yuva kurma zamanının

    geldiğini düşünüyormuş.Salih ise çoktan köyün en zengini ve ağası olan Selam ağanın

    güzeller güzeli kızı Meryem’e abayı yakmıştır.Meryem kız da ona karşı boş değilmiş.Kabakçı

    Salih dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla tüm köy halkı tarafından sevilip sayılmaktaymış.Böylesine

    yiğit ve mert delikanlıyı kim beğenmezdi ki.











    Kısa bir süre sonra Meryem kızla gizli,gizli buluşmaya ve konuşmaya başlarlar.Tabi

    İkisinin de korkuları varmış.Meryem’in iki tane abisi varmış,hele babası…. Kızını çok

    severmiş ama böyle bir ağa kızının fakir bir ameleyle olan ilişkisine ne derdi.En sonunda

    Salih dayanamayıp konuyu annesine açar.Annesi ise şaşırır kalır.Oğlum,yavrum onlar bu

    Köyün en zenginleri,ağaları bize kız falan vermezler diye konuyu kapatmak ister.Ama Salih

    tuttuğunu koparan bir kişiliğe sahip olduğundan dolayı;Ne yapar,eder annesini razı etmeyi

    başarır.Kabakçı Salih sevdiğini herkesten çok kıskanmaktadır.Bu nedenle köyde diğer

    akranlarıyla sürekli kavga edermiş,sevdiğine hiç laf söyletmezmiş.hep gelecek planları

    yapar,güzel hayaller kurarmış.Her buluşmalarında kurduğu bu hayalleri sevdiğine

    anlatırmış.Meryem ise babasının çok sert ve gaddar olduğunu bildiği için ona fazla ümit

    vermek istemezmiş.Gene böyle gizlice buluştukları bir günde Kabakçı; seni isteteceğim

    ailenden,telli duvaklı gelin olacaksın der.Meryem ise böyle bir şeyin mümkün olamayacağını

    ama yinede istetmesini söyler.Vermezlerse de kaçır beni der.

    Günün birinde annesini alıp Selam Ağanın kapısına varırlar.Orada iyi karşılanırlar.

    Bir süre oturup sohbet ettikten sonra konu ortaya konulur.Meryem kız da kapı aralığından

    olanı biteni anlamaya çalışmaktadır.Kabakçının annesi kızı oğluna isteyince,Selam ağa

    beklenen ters tepkiyi vermemiş.Aksine son derece olumlu yaklaşıp,aileyi tanıdığını,yıllardır

    bu köyde yaşadıklarını ve zararlı insanlar olmadıklarını söyler.



    Meğer Selam Ağa bu genç delikanlıyı yakından izliyormuş.Dürüstlüğünü,mertliğini ve

    çalışkanlığını beğeniyormuş.Bu nedenle biz biraz düşünelim,aile içinde konuşalım

    der.Kabakçı Salih ve annesini yolcu ederler.Sonra kızını,eşini ve çocuklarını çağırıp

    konuşurlar.Sonunda kızını vermeyi uygun görür.Ama Selam ağanın bir şartı vardır.Eğer

    Kabakçı Salih iç güveyliğini kabul ederse kızını vereceğini söyler.İlerleyen günlerde Ağa,

    Kabakçının annesini evine çağırtır ve şartını söyler. Annesi olanı biteni sabırsızlıkla bekleyen

    oğluna anlatır.Uzunca kendi aralarında bu konuyu konuşurlar.Kabakçı Salih sevdiği kızın

    hatırına iç güveyliğini kabul eder.Kabakçı Salih sonunda Selam ağanın damadı

    olmuştur.Selam ağa damadını sevmekte ve güvenmekteymiş.Bu nedenle onlara tarlalarından

    ve mallarından geçimlerini sağlayacak kadar verir.Ayrıca onlara birde ev verir.İşte bu

    dönemde bölgede türeyen,astığı astık kestiği kestik bir eşkıya olan Alagöz(Ahmet) adında biri

    Alabarda köyünde kendine uygunsuz bir iki kadın bulur.Alabarda’ya adamlarıyla birlikte sık

    sık gelip gitmektedir.Bu kadınlar aynı zamanda Kabakçı Salih’i de beğenmektedirler.Bir kaç

    kez önünü kesip bulaşmak isteseler de Kabakçı kötü niyetli olmadığı için onları reddeder.Bu

    nedenle kadınlar Kabakçı’ya çok kızmaktadırlar.Bu kötü niyetli kadınlar kendi aralarında söz

    birliği yapıp Kabakçı’yı Alagöz’e şikayet ederler.Seni öldürecekmiş,bizi tehdit ediyor,bu köye

    gelmeni istemiyor gibi yalan yanlış bir şeyler uydurup Alagözü sinirlendirmeyi

    başarırlar.Alagöz bu kadınların sözleriyle hiddetlenir ve Kabakçı Salih’i yok etmeyi

    düşünmeye başlar.Olan bitenin farkında olan Selam Ağa damadına dikkatli olmasını ve boş

    gezmemesini tembihler.Kabakçı da bunun üzerine tüfeğini kurşun dolu olarak taşımaya

    başlar.Bir gün yine avlanmak üzere ormanda yalnız gezerken Alagöz ve adamları tarafından
    etrafı çevrilir.Alagöz derki: tüfeğini açıp bakacağız,eğer içinden kurşun çıkarsa seni

    öldüreceğim…Kabakçı ise ürkerek ağam ben dağda bayırda geziyorum,içinden kurşun da

    çıkar,saçma da der.Sonra tüfek zorlada olsa boşaltılır…beklendiği gibi tüfeğin içinden kurşun

    değil,saçmalar yere boşalır.bu olaya hem Alagöz,hem de Kabakçı çok şaşırırlar.Oysa ki

    Kabakçı tüfeğini kendi elleriyle kurşunla doldurmuştur.Alagöz bu olay karşısında sözünde

    durur ve Kabakçı’yı bırakır.Kabakçı eve gelir ve olan biteni ailesine anlatır.Bu sırada kayın

    biraderi söze karışır ve kuş avlamak için eniştesinin tüfeğini aldığını,kurşunları boşaltıp yerine

    saçma doldurduğunu söyler.Bilmeden de olsa eniştesinin hayatını kurtarmış olur.İşte bu

    olaydan sonra Kabakçı Salih adımlarını daha dikkatli atmaya başlar.Alagöz ise gariban halka

    eziyete devam etmektedir.Tavşanlı Jandarma güçleri ise sürekli Alagözü takip etmekteler ama

    bir türlü ele geçirememektedirler.Yine bir gün Alagöz adamları ile birlikte Alabarda köyünde

    iken istihbarat alan Jandarma köyü kuşatır.Alagöz yakalanacağını anlayınca genç yaşlı,çoluk

    çocuk demeden herkesi köy camisine zorla doldurur.Çatışma başlamıştır…Bu çatışmada

    askerlerden birkaçı ve bir çavuş Alagöz ve adamlarının ateşiyle vurularak şehit edilirler.Tabi

    Alagöz’ün de adamları Jandarma tarafından vurulur.Alagöz çemberi yarmak için Kabakçı

    Salih’in yakın arkadaşlarından Yörük Mustafa’nın kardeşi Halil’i kendisine siper ederek

    kaçmaya başlar.Halil ise direnmektedir eşkıyaya…Sonunda olan olur ve Alagöz Halil’i

    vurarak öldürür ve çemberi aşar.Halil’in öldürülmesinden dolayı köyü bir hüzün

    kaplamıştır.Ağıtlar yakılır ve Halil toprağa verilir.Bu olay sırasında Kabakçı köyde

    değildir.Tarlalarda çalıştırmak için işçi bulmaya başka bir köye gitmiştir.Olayları öğrenince

    Alagöze kin gütmeye başlar ve Halil’in kanını yerde bırakmayacağını söyler.
    İşte bu günlerde Çanakkale savaşı başlar…askerlik çağına gelmiş ve eli silah tutan tün

    erkekler vatan savunması için askere alınmaya başlar.Tabiki Kabakçı Salih ve yakın arkadaşı

    Yörük Mustafa da Çanakkale cephesine asker olarak giderler.Orada her Türk evladı gibi

    düşman güçleriyle olağan üstü güç harcayarak vatanı müdafa ederler.Günlerce uykusuz ve aç

    bir halde cepheyi müdafa ederler ve Çanakkale geçilmez dedirtirler.Ama ne yazıkki cephede

    kanımızla kazandığımız zaferi,masa da kaybededince cephe kapatılır ve askeri gücümüz Doğu

    yani Trablusgarp cephesine kaydırılır.Kabakçı ve Yörük Mustafa Halil’in öldürülüşünü ve

    Alagöz’ün yaptıklarını hala içlerine sindirememektedirler.Bozüyük yakınlarında Trenden

    atlayarak askerden kaçarlar ve bir gece vakti Alabarda’ya gelirler.Artık firari birer kaçak

    olmuşlardır…Bu olay Tavşanlı Jandarma karakol komutanı Hurşit bey tarafından yakından

    takip edilmektedir.Komutan ise işgali fırsat bilen ve gücünü arttırıp halka zulüm

    eden,tutuğunun kulağını kasen,kundaktaki çocukları bile diri diri ateşe atıp yakan bu azılı

    eşkıya ile uğraşmaktan,asker kaçakları ile uğraşmamaktadır.

    Bu zamanda alagöz kadrosunu güçlendirmiş ve başka eşkıyalarla iş birliği yapıp,halkı

    yağmalamaya devam etmektedir.Bu nedenle Alagöz Değirmisaz bölgesinde bulunan eşkıya

    Ahmet’i ve bölgede onun gibi faaliyet gösteren diğer eşkıyaları etrafında toplar.Jandarma

    kumandanı Hurşit bey Kabakçı Salih ve Yörük Mustafa’ya haber gönderip,kendileriyle

    görüşmek istediğini söyler.Bunun üzerine bu iki firari delikanlı buluşmayı kabul eder ve

    gizlice Kumandan ile görüşürler.Jandarma kumandanı Hurşit bey bu görüşmede gençlerden

    yardım ister ve bununda vatan savunması gibi kutsal bir görev olduğunu söyler.Onlara


    Alagöz’e yaklaşmalarını ve güvenini kazanıp Alagöz’ü ölü veya diri olarak getirmelerini

    ister.karşılığında ise askerliklerinin geri kalan kısmını Tavşanlı’da jandarma olarak

    tamamlatacağını söyler.Plan şöyledir…Kabakçı ve Yörük Mustafa jandarmalar tarafından

    yakalanacak ve hapse atılacaktır,bir süre sonra gizlice serbest bırakılacaklar ve dağlara

    çıkacaklardır.Plan aynen uygulanır.Bir gece gizlice tutsaklar serbest bırakılır ve haber çabuk

    yayılır.Kabakçı ve Yörük Mustafa damı delip kaçmışlardır.Bu haberi öğrenen Alagöz ekibini

    daha da kuvvetlendirmek için bu iki kaçağı ekibine almak istemektedir.Ama bir yandan da

    Yörük Mustafa’dan çekinmektedir.Çünkü kardeşi Halil’i öldürmüştür.Bir gün ormanlık

    arazide Kabakçı Salih ve Yörük Mustafa ile karşılaşırlar.Alagöz bu iki kaçağın sığınacak

    başka bir yarleri olmadığını bilmektedir.Omlara iş birliği teklif eder.Kabakçı ile ayrıca

    görüşür ve korkularını anlatır.Yörük Mustafa’dan çekindiğini ve korktuğunu söyler.Kabakçı

    Salih ise plana bağlı kalarak Alagöz’e ağam senden başka gidecek yerimiz yok,bu durumda

    Yörük Mustafa’nın bunları düşünecek hali yok der ve Alagözü ikna etmeyi başarır.Artık

    birlikte hareket etmeye başlarlar…Alagöz bu iki genci zaman zaman denemekte ve kendine

    sadık olup olmadıklarını ölçermiş.Baze yağma ve talan işlerinde onları kullanmaktadır.Yine

    böyle bir soygun sonrasında Alabarda ile dereli köyü arasında ormanda istirahat halindeyken

    yanlarına derli köyünden Şerife isimli bir kadın gelir.Bu adın aslında Alagözün dost edindiği

    kadınlardan birisidir.Ama bir taraftan da alagöze karşı bilinmedik bir kini varmış.Yanın da

    gözleme,ayran gibi yiyecek bir şeylerle gelir ve eşkıyalara ikram eder.O günlerde Alagöz

    biraz rahatsızdır.Şerife’nin getirdiklerini yedikten sonra Alagöz Değirmisazlı Ahmet’e kadını

    köyüne kadar götürmesini söyler ve ikindi sırası uykuya dalarlar.Yörük Mustafa ise sürekli

    ölen kardeşinin intikamını düşünmekte ve fırsat kollamaktadır.Bir ara gözünü açar ve herkes

    uykudadır.Tabancasına davranmasıyla alagözü göğsünden tek kurşunla vurması bir

    olur.Hemen kaçmaya başlar,Kabakçı Salih ise orada kalıp alagözün öldüğüne şahit

    olur.Ormanda koşa koşa Yörük Mustafa’yı bulmayı başarır.Alagözün öldüğünü söyler ama

    Yörük Mustafa buna inanmamaktadır.Ölmemiştir,iyi baktın mı der.En sonunda ikna olur ve

    birlikte Jandarma komutanının yanına giderler.Hurşit bey bu hikayeye inanmamıştır.Omları

    tekrardan nezarete atar.Alagöz’ün cesedi Alabarda köylüleri tarafından köye getirilir ve Halil’i

    vurduğu yerde tekmelenir ve intikam alınmış olur.Ardından şahsi eşyaları,tüfeği ve silahları

    köy muhtarı tarafından Jandarma komutanı Hurşit beye getirilir.Cesedi ise bir atın arkasına

    bağlanıp Tavşanlı sokaklarında teşhir için gezdirilir.Komutan bunun üzerine Kabakçı Salih ve

    Yörük Mustafa’yı nezaretten çıkarır ve onlara jandarma elbisesi verilmesini emreder.Hurşit

    bey tüm bu olan biteni üst amirlerine rapor etmektedir ve onların emirlerine göre hareket

    etmektedir.Alagöz belasından kurtardıkları için onları ödüllendirir.Kabakçı’ya Alagöz’ün

    gümüş kösteğini veri ve bu senin der.Jandarmalık görevine devam ettikleri sürede tüm halk

    onları parmakla gösterir olmuştur.İşte alagözden bizleri kurtaran yiğitler diye söz

    ederlermiş.Tüm halk onlardan çekinir ve iyi geçinmek istermiş.İlçede bulunan yerli Rumlar da

    onlarla iyi geçinmek için ikramlarda bulunuyorlarmış.Artık ilçede asayiş Kabakçı Salih ve

    Yörük Mustafa tarafından sağlanır olmuştur.Tam bu günlerde artık tüm yurt işgal edilmeye

    başlamıştır.Yunan askerleri Kütahya ve Manisa üzerinden Tavşanlı’ya gelirler.Karargahlarını

    kurarlar.Başlarında Zamanist (Tazılı kumandan) bulunmaktadır.İlçedeki yerli Rumlar Yunan

    askerlerini alkış ve çiçeklerle karşılarlar.Onlara ikramlarda bulunurlar.Yunan komutanına

    Kabakçı Salih ve Yörük Mustafa ile işbirliği yaparsa ilçeyi sorunsuz olarak ele

    geçirebileceğini söylerler…Yunan komutanı da onların söylediği gibi bölgede sevilen,sayılan

    ve sözü geçen Kabakçı Salih ile işbirliği için görüşür.Ya güzellikle birlik olursun ya da çok

    kanlar akacak der.Kabakçı Salih her ne kadar bu durumu kabullenmemek istemese de,masum

    halkın zarar görmemesi için bu teklifi kabullenmiş gibi görünür.Bir taraftan da Kuvayı milliye

    teşkilatı için çalışmalar yapmaktadır.İstanbul ve Bursa’dan gelen istihbaratın Ankara’ya

    ulaştırmak konusunda Türk subaylar ve Paşalar arasında köprü görevi yapmaktadır.Bir süre

    sonra Yunan komutanların istekleri artık çizmeyi aşmaya başlamıştır.Her gün içki

    alemi,ziyafetler arkası bitmeyen istekler…Ama en önemlisi bir akşam içki alemindeyken

    Yunan komutanı Zamanist ilçede ki Müslüman,Türk kızlarından ve gelinlerinden kendisi ve

    adamları için getirilmesini ister.Kabakçı bu sırada alabarda’da bulunmaktadır.İlçenin ileri

    gelenleri aralarında konuşurlar ve Kabakçıdan yardım istemek için Alabarda’ya haber

    gönderirler.Bu haberi alan Kabakçı Salih atına atladığı gibi yunan karargahının yolunu

    tutar.Arkasından Yeğeni Alabarda’lı Kara Mehmet yetişir,Kabakçı hiddetle Zamanist’in

    bulunduğu odaya dalar ve tartışma başlar.Kara Mehmet kapıda nöbetçiler tarafından

    tutulur.Kısa süre sonra tartışma kavgaya dönüşür,Kabakçı Salih,Zamanist’i altına aldığı gibi

    merdivenlerden aşağı yuvarlanırlar.Zamanist can havliyle kaçmaya başlar.Kabakçı da

    arkasından..Kavgada Kabakçı’dan düşen malzemeleri Kara Mehmet topladığı gibi

    arkalarından gider.Bölge Yunan askerleri tarafından çevrilir.Kabakçı yakınlarda bulunan

    Yörük Veli’nin çadırına sığınır.Yörük Veli ona yardımcı olur ve her zaman yardıma hazır
    olduğunu söyler.Orada yemin eder,Zamanist’in ölümü benim elimden olacak der.

    Artık efelik yolunda ilk adımı atmış olur.Yakın çevresinde bulunan Alabarda köyünden

    Kara Ahmet,Kara Mehmet,Şapçı köyünden Şükrü,Kıran ışıklar köyünden Sadettin ve Akalan

    köyünden Canip,İnegöl Ede bey köyünden İzzet efeleri toplayıp,silahlanırlar ve dağlara

    çıkarlar.Kabakçı Salih artık Kabakçı Efe olmuştur.Zaman içinde efenin gücünü ve

    büyüklüğünü duyan birçok insan Yunan esaretinden kurtulmak için efenin kurduğu müfrezede

    yer almak için yanına gelirler ve ona katılırlar.Kabakçı Efenin yanında dört,beş yüz kadar

    vatansever toplanmıştır.Kabakçı Salih Efe bir taraftan da üst düzey subaylarla temas

    halindedir.Yunanlılara karşı çeşitli baskınlar yapıp,vur kaç taktiği uygulayıp Yunan ordusunun

    hızını kesmekte ve milli mücadeleye destek vermektedirler.Bir gün efeye bir istihbarat

    gelir…Emet ilçe merkezinde Yunan askerleri halkı camiye doldurup yakacaklardır.Kabakçı

    hemen adamlarını alır ve Emet’i kuşatır.Plan yapıp kalka zarar vermeden nasıl

    kurtaracaklarını adamlarına anlatır.Gizlice camiye kadar yaklaşır ve işaretiyle çatışma

    başlar.Bu sırada hainler camiyi ateşe verir.Kabakçı ölümü pahasına da olsa alevlerin arasında

    camiye girerek çoğunluğunu kadın ve çocuklardan oluşan tutsakları kurtarır.Yunan

    askerlerinin tamamı öldürülür.Bu olaydan sonra Kabakçı’nın kendine güveni gelmiştir.Artık

    milli mücadele başlamıştır.Halk da ona olan güvenini ve sevgisini göstermek için her türlü

    gıda,giyim ve silah teminini sağlamaktadır.Bölgede artık Kabakçı Salih Efe’ye aşırı derecede

    güven ve sevgi duyulmaktadır.Günün birinde Kabakçı’ya bir kadın gelir,kocasının askerde

    olduğunu ve Balı köy beldesinden Şevki isminde birinin kendisini rahatsız ettiğini

    söyler.Bunun üzerine Kabakçı adamlarına emir verir ve Şevki’yi getirmelerini ister.Şevki
    yakalanıp getirilir ve ormanda sorguya çekilir.Şevki aksine ters konuşmaktadır.Kabakçı ona

    bir ders verir ki akıllara zarar..Adamın her tarafı kan toplar ve morarır.Bir daha böyle bir şey

    yapmayacağına söz verir.Kara Mehmet efe adamın kan toplayan yerlerini kamasıyla

    deler…Adam kan revan içinde için de kalır,bu sırada adamın hanımı da oraya gelir.Kocasının

    yaptıklarından haberdardır.Bu nedenle efeden aman diler ve kocasını sırtına attığı gibi

    köyünün yolunu tutar.kara Mehmet’in kamasıyla şişen morlukları delmesi faydalı

    olmuştur.Yoksa adam kan gren olup ölecekmiş…Kabakçının bu arada Meryem’le olan

    evliliğinden bir kızı ve bir oğlu olmuştur.Kızına Havva,Oğluna ise Talip ismini koyar.Arada

    sırada geceleri ailesini görmeye gitmektedir.Ailesi de tehdit altındadır.Bu nedenle sürekli aklı

    onlardadır.Bu nedenle yaşlı annesini,hanımını ve çocuklarını kendisine Yunandan kaçarken

    yardımcı olan ve her zaman yardımcı olacağını söyleyen Yörük beyi kel Velinin çadırına

    yerleştirmeye karar verir.Yörükler sürekli yer değiştirdiği için çadırda dikkat

    çekmeyeceklerini ve orada güvende olacaklarını düşündüğü için ailesini Kel veli’ye emanet

    eder.Bu arada işgali ve halkın yoksulluğunu fırsat bilen Çerkezlerden oluşmuş elli kadar yerli

    eşkıya Keles Ağaç hisar köyünü mesken tutmuştur.Halka zulüm ve eziyet

    etmektedirler.Köylüler buna daha fazla dayanamayıp kabakçıya haber salarlar.Kabakçı

    Ağaç hisar’ı çevirir ve Çerkezleri kursundan geçirir ve ele başları Çerkez Şaban’ı yaralı olarak

    yakalar.Şaban,Kabakçı’ya derki efelikte iki şey vardır;ya çekip vuracaksın,ya da iyi

    bakacaksın.Kabakçı da zaten yaralı olan eşkıyaya iyi bakılmasını söyler köylülere ve oradan

    ayrılır.O gittikten sonra köylüler Çerkez Şaban’ı zehirli yiyecek vererek öldürürler.Kabakçı

    adamlarıyla birlikte Asar dağında iken kendisine bir ulak gelir ve bir pusula verir.Pusula

    Mustafa Kemal Paşanın ağzından İsmet Paşa tarafından gönderilmiştir.Buna göre

    Eskişehir’den bir subay ve bir manga asker trenle yola çıkacaktır.İlerleyen Yunan taburu

    pusulanıp,ilerleyişi durdurulmalıdır.Kabakçı’nın trenle gelen askerlerle buluşması

    istenir.Kabakçı Emirler istasyonunda belirtilen saatte subay ve askerlerle buluşur.Pusu için en

    uygun olan Sülye Ceviz deresi seçilir.Burada mevzilenilir ve Yunan taburu beklenmeye

    başlanır.Kabakçı’nın yanında en güvendiği üç adamı vardır.Kara Mehmet,Kara Ahmet ve

    Şapçılı Şükrü efeler…Yunan taburu karşıdan görünür.Kabakçı dürbünle bakar ve en önde

    katır üstünde galen makineliyi saf dışı bırakmak için adamlarına katırın çevresindeki dört

    Yunan askerini paylaştırır.İşaret vermeden kimse ateş etmeyecek der.Yunan taburu menzile

    girdiğinde işaretini verir ve hepsi aynı anda ateş eder.katır başı boş kalmıştır,makineliyi ele

    geçirirler ama bir türlü seri atış yaptıramazlar.Saatler süren çatışmada koskoca bir Yunan

    taburu bu kuru derede yok edilmiştir.Bu çatışmada askerlerimizden biri ağır

    yaralanmıştır.Kabakçı,Makineliyi ve yaralı askeri alıp Gökçe dağ nahiye müdürüne

    gider,ondan askerin tedavisi için ne gerekli ise yapmasını ister ve makineliyi Orhaneli Kınık

    köyündeki arkadaşına teslim edeceğini söyler.Nahiye müdürü yaralı Türk askerini Yunanlılara

    teslim eder ve Kabakçının makineli tüfeği götürdüğü yeri söyler.Yunanlılar bu yaralı askeri

    öldürür ve Kınık köyünü basarak Kabakçının arkadaşını öldürürler,evini ateşe verirler ve

    makineliyi geriye alırlar.Bunu öğrenen Kabakçı nahiye müdürüne gider ve bu hainliği ona

    canıyla ödetir.Yunanlılar Kabakçı Salih Efe’yi yakalamak veya yerini öğrenmek için sık sık

    köylere baskınlar yaparlar ve köyleri ateşe verirler.Yine bir gün Merkez Yeniköy’de,köy

    halkını,köy meydanında toplarlar ve tam kurşuna dizecekleri sırada Kabakçı ve adamları

    aniden ortaya çıkar ve köylüleri son anda Yunanın elinden kurtarırlar.Aynı dönemde

    Manisa’da Türk subayları’nın esir oldukları haberi Kabakçı’ya ulaşır.Bu istihbarat üst düzey

    paşalardan gelmiştir.Subayları kurtarması için emir gelir ve Kabakçı yanına en sağlam

    adamlarını alarak yola çıkar.Yunanlıların elinde esir tutulan subayları kurtarır.Bu subayların

    biri Kabakçı’yı cesur ve yürekli olduğu için çok sever ve bir gün can borcunu mutlaka ödemek

    istediğini söyler.Kabakçı ise son derece mütevazı bir şekilde komutanım biz bunu bir karşılık

    için yapmadık vatan sağ olsun der.Kabakçı Kuvayı Milliye teşkilatı ile birlikte hareket

    etmektedir.Tavşanlı’da bulunan Yunan taburunun Derbent köyü üzerinden Keles ve Bursa’ya

    gireceği haberi gelir.Kabakçı tüm ekibiyle Derbent ve Eşen köyleri arasında pusu kurar.Bunu

    öğrenen köylülerden biri,köyümüzü yakarlar,zarar verirler diye Yunan taburunun önüne geçer

    ve daha kısa bir yol var der,taburu oradan yönlendirir.Yunan askerleri geçer.Komutanlar ise

    epeyce arkadan gelmektedir ve askerlerin başka bir yoldan gittiğinden haberleri yoktur.Bu

    sırada Kabakçı Salih ve adamları pusudan kalkar,Eşen köyünde kahvenin önüne otururlar.Tam

    o anda köylülerden biri Kabakçı’ya bak karşıdan size yardıma gelenler var der.Kabakçı

    dürbünüyle gelenlere bakar ve Tazılı kumandan geliyor davranın der.Köye yaklaşırlar ve pusu

    olduğunu anlarlar ama iş işten geçmiştir artık…Çatışma başlar.Kendilerini yolun kenarındaki

    yara atarlar.Kabakçı Derbent köyünden Bilmemin Eyüp’e bir el bombası verir ve biz seni

    koruyoruz git bombayı at der.Yaylım ateşe başlarlar ve Eyüp bombayı atar ama hedefe

    varmamıştır.Ardından ikinci bombayı verir,Eyüp yine yaklaşır ve bombayı atar,bu defa hedefe

    varmıştır.Hemen etrafları kuşatılır,gene de ölmedikleri görülür ve derenin içinde

    kurşunlanarak öldürülürler.Kabakçı Salih Efe sözünü yerine getirmiştir,artık Tazılı kumandan

    Zamanist temizlenmiştir.Kabakçı bölgede sayısız baskın ve pusuda bulunarak bir çok

    kahramanlıklar sergilemiştir.Deyim yerindeyse Yunanlılara adeta kan kusturmuştur.Aynı

    zamanda İstanbul ve Bursa’dan,Ankara’ya uzanan istihbarat ağında aktif rol

    oynamıştır.Teleferik semtinde bulunan Muhallebici Mustafa dayı Bursa’da ki yazılı evrak ve

    belgeleri Uludağ üstünden Keles’e Sadettin efe’ye,Sadettin efe ise Tavşanlı’da Kabkçı’ya

    ulaştırmakta ve Kabakçı’ Kütahya ve Eskişehir üzerinden İsmet paşa vasıtasıyla Ankara’ya

    ulaştırmaktadır.Derken kuvayı milliye güçleri bölgede kuvvetini arttırmış ve Yunanlı’lar geri

    çekilmeye başlamışlardır.Tabi ki geçtikleri köyleri ateşe verip yakarak ve

    yağmalayarak…Kabakçı’ya bir gün büyük görev gelir,bölge temizlene temizlene Bursa’ya

    yürümesi söylenir.Tavşanlı,Keles,Harmancık ve Orhaneli üzerinden Bursa’ya doğru Yunan

    askerleri temizlenerek Bursa’ya gelinir.10 Eylül 1922 günü akşam saatlerinde Pınarbaşı

    semtinden Kabakçı Salih Efe ve emrindeki Dağ Müfrezesi,Işıklar semtinden de Püskülsüz

    İsmail Efe çetesi Bursa’ya girer.Bütün gece çatışmalar sürer ve ertesi gün sabah saatlerinde

    Türk ordusu İnegöl üstünden Bursa’ya giriş yapar ve Bursa düşman işgalinden

    kurtulmuştur.Bursa’da bulunan Paşalardan birisi Kabakçı sev adamlarınla Mudanya’ya kadar

    bunların arkalarından git der.Mudanya’nın Tirilye (zeytin bağı) köyünde eskiden kalma iki

    Rum işgal döneminde halka çok eziyet etmiştir.Köylüler bunu Kabakçı’ya anlatırlar.Birisi

    imam ezan okurken minareye çıkıp onu taklit edermiş.Kabakçı çık bakalım minareye der ve

    aşağıdan mavzeriyle yek atışta onu yere indirir.Diğerini ise atına ezdirerek

    öldürtür.Mudanya’da düşman denize döküldükten sonra,Çekirge semtinde öncü adamlarıyla

    birlikte bir hatıra fotoğrafı çektirirler.Bursa’nın ileri gelenleri,kurtuluş sevinciyle ve

    coşkusuyla bu kahraman Efe başı Kabakçı’ya ödül olarak kapalı çarşıdan dükkanlar ve çeşitli

    bölgelerden arazi hibe etmek isterler.Kabakçı gözü tok bir insan olduğu için,bunları bir

    karşılık için yapmadık der ve hediyeleri geriye çevirir.Adamlarına da tembih eder,kesinlikle

    hiçbir yağma ve talan edilmeyecektir.Bir kaç gün kaldıktan sonra geriye dönerler.Bu sırada

    Kabakçı daha önceden Ayşe isminde bir kızla kısa süreli bir ilişki yaşamı ve onu da eş olarak

    almıştır.Bu ikinci eşinden de bir oğlu olmuştur.İkinci hanımı Ayşe, Kabakçı’ya haber gönderir

    ve gelip oğlunu görmesin ve adını vermesini ister.Kabakçı Salih Efe doğan çocuğunu görmek

    ve ismini vermek için Tavşanlı’ya gelir.Burada oğluna babasının adı olan Mehmet ismini

    koyar.Birkaç gün orada kalır.Artık ülkede sükunet hakimdir.Savaş bitmiş Cumhuriyet ilan

    edilmiştir.Cumhuriyet ilan edildikten sonra Efeler af çıkmış ve hepsi bağışlanmıştır.O

    dönemde,Çerkez olan Kütahya valisi Kabakçıya aşırı kin gütmektedir.Emir verir ve

    Jandarmadan Kabakçıyı yakalayıp Kütahya’ya getirmeden öldürün der.Kabakçı’nın evi

    kuşatılur.Atı ise ahırda sol ayağı ile adeta yeri oyacak şekilde eşinmektedir.hanımı Ayşe’ye

    atına bakmasını ve hangi ayağı ile eşindiğini sorar.o ise üstünkörü ahıra bakıp,hayvana

    yiyecek verir ve karnı acıkmış ondan yapıyor der.Halbuki ne zaman Kabakçı’nın başına bir

    şey gelecek olsa atı huysuzlanır ve haber verirmiş.kabakçı kıskıvrak yakalanır

    Jandarmaya…Buradan askeri bir araçla Kütahya’ya doğru yola çıkarılır.Köprüören köyüne

    gelindiğinde araçtan indirilir ve kaçması söylenir.Artık öldürüleceğini anlar ve

    Jandarmalardan orada iki rekat namaz kılmasına müsaade etmelerini ister.Namazını bitirdiği

    anda vurulur ve oraya vurulduğu yere gömülür.birkaç yıl sonra Manisa’da Yunanlıların

    elinden kurtardığı subaylardan birisi Kabakçı’ya olan vefa borcunu ödemek için Tavşanlıya

    gelir,sorar soruşturur ve olanı biteni öğrenir.Anlatılanlara inanamaz ve Çerkez valiye giderek

    makamında durumu sorar.Vali Kabakçı Efe için ileri geri konuşmaya başlar.Kendini vatan

    savunmasına adamış bu yiğit,mert Türk kahramanına yapılanları kabullenemez ve valiyi

    makamında tabancasıyla vurarak öldürür.Artık Kabakçı Salih Efe efsanesi sona ermiştir.Yıllar

    sonra Tavşanlı Kütahya karayolu yapılırken,Köprüören köyünde iş makineleri bir mezara

    rastlar.Mezardan üstü giyimli,cephaneleri çapraz şekilde,silahı belinde ve bedeni gömüldüğü

    gün ki gibi hiç bozulmamış bir ceset çıkar.Bu cesedin Kabakçı Salih Efeye ait olabileceği

    düşünülür ve köyüne haber verilir.Bunun üzerine silah arkadaşı ve yeğeni olan Kara Mehmet

    Efe Köprüören köyüne gider.Gördüklerine kendisi bile şaşırır,Kabakçı Salih Efe öldüğü gün

    ki gibi hiç bozulmadan karşısında durmaktadır.Cesedin Kabakçı’ya ait olduğunu

    doğrular.Buradan ceset alınıp Kütahya şehitliğine kaldırılır.Vatanı için en zor şartlarda bile

    mücadeleyi bırakmayan,vatanını ailesinden ve her şeyden üstün tutan bu insan artık

    ŞEHİT’tir.Şu anda bu topraklar üzerinde özgürce yaşayıp,nefes alıp veriyorsak herhalde

    Kabakçı gibi aziz vatan evlatlarına bir vefa borcumuz vardır.Geçmişimizin ne kadar sağlam

    temeller üstüne kurulduğunu bilirsek,geleceğimize o kadar iyi yön verebiliriz.Tüm

    şehitlerimizin ruhları şad olsun.


  2. #2
    arda_umut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Bilgili Üye
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    457
    Tecrübe Puanı
    28
    Rep Derecesi: **
    İsim:  hqdefault.jpg
Görüntüleme: 529
Büyüklük:  15.6 KB (Kilobyte) İsim:  cete1.jpg
Görüntüleme: 843
Büyüklük:  66.6 KB (Kilobyte)

    not: Yunani cevizli derede durduran salih efe ilk olarak bölgede bulunan farli bir boğazda pusu atmiştir beklemekte olduklari sirada yaşli bir kadin yaklaşir ve salih efe ile görüşmek ister bunun üzere salih efe ksdini dinler ve kadin : Buraya pusu atma öncü birlikler sizi burada kirar cevizdere ye git oğul der ve bunun üzerine pusu cevizdereye kaydirilir..

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş