1. #1
    Kafkaslı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Super Moderator
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    2.923
    Tecrübe Puanı
    44
    Rep Derecesi: **

    buyrun cenaze namazına

    selamünaleyküm
    Durun canım cenaze namazı deyince hemen canınız sıkılmasın. Hele şu hikayeyi bir dinleyin bakalım.
    Eski günlerde köyün birinde, köyün ileri gelenlerinden biri ölmüş. Köylüler pek alışık değilmiş ölüm haberine, dağ havasından mıdır ne, Allah uzun ömür verirmiş bu köyün insanlarına. Köylüler haber alır almaz cenaze evine koşuşmuşlar, feryatlar ağıtlar başlamış. Biraz sakin olanlar övüyorlarmış meziyetlerini merhumun. Saatler ilerledikçe, insanların aklı başına gelmiş, "hadi başlayalım defin işine" demişler. Demişler demesine de köyün hocası yıllar önce gidince, kimsenin aklına gelmemiş yeni bir hoca bulmak köye. Hoş bu köyde kimsenin gözü namazda olmayınca, ezanın da çoktandır okunmadığını fark edememişler.
    Derken bir telaş başlamış cenaze evinde, köyün en güngörmüşüne baş vurmuşlar. Umutla bakmışlar gözünün içine güngörmüş köylünün, bir çok dini hikaye bilirmiş, anlatırmış Hayber Kalesinin fethini, Zaloğlu Rüstemin kıssalarını, çokça nasihat verirmiş cömertlikten, mertlikten. Güngörmüş köylü sıvazlamış çenesini, birazda mahcup edayla konuşmuş:
    - "Kıldırırım kıldırmasına cenaze namazını da, hani bir hoca olsa daha iyi olurdu, ben pek bilmem gömülmüş ölüyle konuşmasını" demiş.
    Umutları sönmüşken köylünün, dışardan tanıdık bir ses duyulmuş. Bu, köylerine sıkça gelen çerçicinin sesi değil mi? Hemen buyur etmişler içeriye. Çerçici muzip bir sesle:
    - "Hayrola ağalar cenaze evi mi burası" demiş.
    O da bu köyde birisinin ölmesine alışık değilmiş. Bakmış herkes somurtuyor, anlamış ki iş ciddi o da asmış suratını.
    - "Bak Allah'ın işine iyi ki gelmişim. Çok ekmeğini yedim rahmetlinin, yetişemeseydim cenazesine dert olurdu içime vallahi" demiş.
    Oturmuş gösterilen baş köşeye çerçici, okumuş üç ihlas bir fatiha, olmuş o anda köylünün gözünde bir evliya. Umutla parlamış gözleri köylünün, gökte ararken yanlarında bulmuşlar hocayı. Güngörmüş köylü başlamış övmeye çerçiciyi, anlatmış bu mübarek insanın asıl mesleğinin çerçicilik olmadığını. Dönmüş çerçiciye:
    - "Şimdi tam sırasıdır rahmetlinin yedirdiği ekmeğin hakkını ödemenin" demiş.
    Çerçici uyanık, anlamış üzerinde bir hesap yapılıyor, bozuntuya vermeden tastik etmiş başıyla hemen. Cenazenin sahibi atılmış:
    - "Başlıyalım hocam defin işine, acele etmek gerekir derler cenazeye".
    Bakmış çerçici adı hocaya çıktı, yoklamış hafızasını; ölü nasıl yıkanır, kefenlenir, ya cenaze namazı kaç rekattı, sırt üstümü yüz üstümü gömülürdü ölü. Sıralamış peş peşe soruları, kafasından bulmaya çalışmış cevaplarını. Allah'tan hoca torunu imiş de görmüş küçükken birkaç cenaze yıkanışını, toplamış cesaretini, başlamış işe.
    Bir güzel yıkamış ölüyü üzerlik otuyla, aklına gelmemiş hatmi otu. Gönül rahatlığı ile guslünü de yaptırmış, en iyi bildiği de buymuş zaten. Sıra kefenlemeye gelmiş, istemiş dört arşın bez bilgiç edayla, o da bir atasözünden aklında kalmış. Sarmalamış ölüyü bir çarşafa yaprak dolması gibi, artık hazırmış ölü cenaze namazı için.
    Konmuş kapısı açılmayan caminin avlusuna cenaze, hoca geçmiş köylünün önüne, tam başlayacakmış ki namaza, bir köylü arkasından seslenmiş:
    - "Hocam şu cenaze namazını bir anlatsan, çoğumuz kılmayalı uzun zaman oldu".
    - "Demek içinizde cenaze namazını bilmeyenler de var" demiş hoca kınayarak. Başlamış cenaze namazını tarif etmeye:
    - "Ey cemaat, cenaze namazı iki rekattır, okunur her rekatında fatiha, bir rüku iki secde var bu namazda" diye fasih bir dille açıklamış.
    Derken köylüler kılmışlar huşu içinde namazı, taklit ederek hocayı. Gömmüşler ölüyü sırt üstü mezara, beklemişler hocanın ölüyle konuşmasını. Hoca bakmış köylüler bekliyorlar, sıralamış mısraları, vermiş ölüye telkini:

    Ey fani sorarlarsa rabbini
    Sen söyle dünyadaki halini
    Onlar sormazlar bir dah
    Ne peygamberini ne dinini

    Olur mezarın nur-u pür
    Balyozlar gelir gümbür gümbür
    Kimse duymasa da sesini
    Sen bağırırsın gür gür

    Çerçici pek sevmiş yeni mesleğini, vaat etmiş köylülere her cenazede köylerine gelmeyi.
    Anlattığım bu hikaye, kim dinlese pek hoşuna gitti. Hele çerçicinin cenaze namazını iki rekat kıldırmasına epey güldüler. Tesadüf bu ya telefon çaldı, bir de ne duyayım? Ferit beyin kardeşi trafik kazasından vefat etmiş. Tam hikayenin üzerine buz gibi bir haberdi.
    Bizim dairede âdettir, birisinin cenazesi olduğunda bay-bayan tüm arkadaşlar cenaze merasimine katılır. Cenaze namazının öğlen namazını müteakip kılınacağını duyunca bizi bir telaş aldı. Kimimiz cenaze namazına gitmek için taşıt ayarlarken, kimimiz de çelenk için bilmem ne eğitim derneğini arıyordu. Hep birlikte doluşup, gittik büyük camiye, bekledik cemaatin öğlen namazını kılmasını. Bu arada trafik canavarından konuşuyorduk, ne canlar gitmişti genç ihtiyar demeden. Ferit bey de çok üzgündü, ağlıyordu genç yaşta giden kardeşine. Arkadaşlarından öğrendik ki koyu Galatasaraylıymış rahmetli.
    Derken cemaat camiden çıkarken biz de avluda yerimizi çoktan almıştık. Kamil bey yanımda biraz huzursuz beklerken, birden kulağıma eğildi:
    - “Yahu cenaze namazı için abdest almak gerekir miydi acaba?”
    Ben de şaşkınlıkla:
    - “Abdestsiz namaz olur mu Kamil bey” dedim.
    Kamil bey biraz yüzü kızararak:
    - “Ne bileyim canım, televizyonda devlet ekranının cenaze namazına hep birden durduğunu görünce sandım ki!”
    Yanımızdaki bey: - “Hişt! Hoca cenaze namazını tarif ediyor kardeşim, sessiz olun lütfen” dedi.
    Hoca cenaze namazını tarif ederken aklıma çerçici geldi hemen, içimden kendi kendime güldüm. Gerçi hoca doğru tarif ediyordu namazı, ama cemaat pek değişmemişti.
    Cenaze namazını kılınca hep birlikte tabuta hücum edip, cenaze arabasına yerleştirdik. Baktık Ferit bey telaşla sağa sola koşturuyor. Hemen vardık yanına adamcağızın yardım edelim diye. Kendi kendine söyleniyordu:
    - “Nasıl da unuttuk Galatasaray bayrağını!”
    Arkadaşlarla hep birlikte caminin yanındaki dükkanlara dağıldık. Derken birisi buldu getirdi Galatasaray bayrağını. Bayrağı tabutun üstündeki yeşil örtünün üstüne örttüler.
    Dedim ki kendi kendime: “ Din âdet haline geldikten sonra, zaman geçse de pek bir şey değişmiyor. Allah’tan geldik ve Allah’a döneceğiz.” Vesselâm.

    selametle inşallah

    Yüzü dost,özü düşmandan usandım.
    Dili mü'min kalbi şeytandan usandım.
    Dostum, herkesin kahrı çekilir de ;
    Ben DAVASIZ MÜSLÜMANDAN Usandım..!

  2. #2
    avır - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kıdemli Üye
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    182
    Tecrübe Puanı
    14
    Rep Derecesi: **
    Allah taksiratını affetsin
    Kafkaslı, ÖMER HATTAB Bunu beğendi

  3. #3
    Kafkaslı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Super Moderator
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    2.923
    Tecrübe Puanı
    44
    Rep Derecesi: **
    Taksi Şoförü ve Dul Kadın...!!!
    Yaşanmış Bir Öykü
    Bir kadın İran - Irak Savaşında
    kaybettiği kocasının , biriktirmiş olduğu imkanları da çoktan tüketmiş, bir gün aç, bir gün tok yaşar hale gelmişlerdi. Kendi neyse de geride kalan üç çocuk yokluk bilmiyor, acıkınca feryadı basıyorlardı.
    Kerkük'ün sokaklarında ise sefalet kol geziyordu. Kim kime yardım edecek, destek olacaktı?..
    İşsizlik yaygındı. Çevresi de perişandı. Bir yanı yıkılmaya yüz tutmuş evceğizinin camından yola doğru ümitsizce bakarken bir taksinin kapının önünde durduğunu, içinden de bir yolcunun indiğini gördü. Demek ki taksi şoföründe az çok para olacaktı. Çünkü müşteri indirmişti. Bütün cesaretini ve ümidini toplayarak evden çıkıp yola koştu. Yaklaşıp direksiyon başında arabasını hareket ettirmek üzere olan şoföre seslendi:
    – Sakın beni dilenci falan zannetmeyin. Üç çocuğumla üç gündür aç beklemekteyim. Bu gidişle namusumun lekelenmesinden korkmaya başladım. Allah rızası için yardımda bulunun. Ben açlıktan ölmeye razıyım. Fakat çocuklarımın çığlıklarına tahammül edemiyorum...
    Beklenmedik bir anda gelen bu Allah rızası için yardım talebi zaten kıt kanaat geçinen şoförü şaşırtmıştı. Düşünmeye başladı,
    Cebinde bir miktar parası vardı var olmasına. Ancak bu parayı aylardır biriktiriyordu. Çünkü taksisinin dört lastiği de eskimişti. Onları değiştirmek için çırpınıyordu. Zaten akşamları eve gelince hanım da devamlı ikaz etmekten geri kalmıyordu:
    - Ne zaman değiştireceksin bu lastikleri? Birazcık geç kalsan aklıma kötü şeyler geliyor. Acaba bir kaza mı yaptı kabak lastiklerle? diye korku içinde bekliyorum. O an için nefsi ve şeytanı birlik olup vesvese vermeye başladılar:
    - Sen zaten zor geçinen kimsesin. Yardım edecek durumda değilsin. Bas gaza, git yoluna. Fakat imanı ve vicdanı da sesleniyorlardı:
    - Para dediğin şey böyle gün için lazım olur. Belli olmaz. Allah'ın rızasının nerede olduğu. Biriktirdiğin parayı bu muhtaç hanıma vermelisin. Tam yeridir!
    Nihayet nefsini ve şeytanını yenmiş, cebindeki parayı tümüyle uzatarak:
    - Al bacım, sen namusunla yaşa. Bu para bir müddet idare eder. Sonrasına da Allah başka sebepler yaratır demiş, minnet etmemek için de hemen gaza basıp oradan uzaklaşırken, kadının:
    - Sen benim ihtiyacımı karşıladın, Allah da senin ihti*yacını karşılasın., duasını duymuş, gün boyunca kulaklarında çınlayan bu duaya hep (amin) deyip durmuştu. Akşam eve gelince beklediği soruya yine muhatap oldu:
    - Hâlâ değiştirmemişsin arabanın lastiklerini? Adam, hiçbir şey hissettirmeden:
    - Bir lastikçiyle anlaştım. Yeni lastikler gelince hemen değiştirecek., diyerek geçiştirdi.
    Bu geçiştirme işi birkaç gün devam ettiği için bir akşam yine eve gelirken iyice sıkılmış, bu defa ne diyeceğim diye düşünürken hiç beklenmedik bir durumla karşılaşmıştı.
    Hanım bu defa kendisine adres yazılı bir kağıt uzatmış, sonra da şöyle demişti:
    - Bugün lastikçi geldi, şu adresi verdi. Yarın bana gelsin lastiklerini değiştireceğim, deyip gitti. Al bu adresi, dedi.
    Belli etmemişse de bunun izahını yapamamıştı. Çünkü böyle bir lastikçi ile konuşmamıştı. Merakla sabahı bekledi.
    ilk işi kağıttaki adrese gitmek oldu. Garipliğe bakın ki tamirciyi hayatında hiç görmemiş, buraya hiç gelmemişti. Elindeki kağıdı uzatınca bir şaşkınlık iki tarafta da yaşandı. Adam:
    - Sen o musun, deyip boynuna sarıldı, başladı hıçkıra hıçkıra ağlamaya. Sonra da şöyle devam etti:
    - Tam üç gündür Resûlullah Aleyhisselam rüyama giriyor ve bana,
    " şu adresteki şoförün lastiklerini değiştir ,
    ücret olarak da benim şefaatime nail ol" buyuruyor. Allah için söyle. Sen ne türlü bir İyilik ettin, nasıl bir hayır dua aldın ki, Resûlullah Aleyhisselam üç gündür beni İkaz ediyor, senin lastiğini değiştirmem için beni vazifelendiriyor ?
    BEĞENDİYSEN PAYLAŞ Kİ
    ÜMİDİN MERHAMETİN ARTSIN...
    Yüzü dost,özü düşmandan usandım.
    Dili mü'min kalbi şeytandan usandım.
    Dostum, herkesin kahrı çekilir de ;
    Ben DAVASIZ MÜSLÜMANDAN Usandım..!
    avır, erkan1969, mayhem, meratan Bunu beğendi

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş