1. #1
    Lejyoner - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Bilgili Üye
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    244
    Tecrübe Puanı
    10
    Rep Derecesi: **

    Roma Heykel Sanatı

    Romalılar bu alanda yaratıcılık gösterememişlerdir. Yunanistan'dan heykeller getirtmişler ve bunları kopyalayarak çoğaltmışlardır. Buna karşılık portrecilikte başarı göstemişlerdir. Bu durum dini geleneklerle bağlantılıdır. Roma geleneklerine göre ölen bir kişinin yüzünün balmumundan kalıbı alınır ve cenazeden sonra evin bir köşesinde saklanırdı. Özellikle cumhuriyet döneminde portrecilik çok gelişmiştir. Bu dönemde oldukça gerçekçi bir üslupla yapılan portrelerde her türlü yüz ifadesi ve şahsi özellikler başarıyla işlenmiştir.

    Romalılar zaferle döndükleri seferler sonrasında, kazandıkları başarıları simgeleyen anıtlar dikmeyi adet edinmişlerdir. Belirli zaman ve yerde gerçekleşen olayları anlatan kabartmalarla üslü bu anıtların en önemlileri Augustos döneminde Roma’da yapılmış olan barış sunağında bulunur. Bir diğer önemli anıtsa İstanbul Sultanahmet meydanındaki Teodesius obeliskidir (m.ö. 4yy.). Bu anıtın kaide kısmında imparator, maiyetiyle beraber hipodrom locasında görülür. Kabartmanın merkezinde imparator bulunurken, diğer figürler imparatora yakınlıklarına derecelerine göre yerleştirilmiştir


  2. #2
    Lejyoner - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Bilgili Üye
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    244
    Tecrübe Puanı
    10
    Rep Derecesi: **
    Roma Heykelciliği
    Taş, bronz veya pişmiş topraktan yapılmış anıtsal heykel, mimari kalıntılarda da görüldüğü gibi hem iç, hem de dış mekânlarda kullanılmıştır. Pişmiş topraktan heykellere özellikle en eski tapınaklarda rastlanmaktadır; bu çalışmalar kaplama levhaları üzerine yapılmış figüratif veya bezemeye dayalı kabartmalar ya da çatıların kenarlarına, binaların alınlıklarına yerleştirilmiş büyük heykellerdir.

    Bronz. En masraflı madde olan bronz, siyaset adamlarının veya seçkin yurttaşların onuruna dikilen heykellerin yapımında kullanılmış ve yaldızla boyanmıştır. Genellikle ihram giymiş, bazen at sırtında ve zırhlı ya da Yunan tarzında çıplak veya yarı çıplak olarak temsil edilmiştir. Tapınaklarda yer alan tanrıların kutsal heykelleri çoğu kez bronzdan yapılmıştır. En ünlü Yunan eserlerinin bronz kopyaları da özenle yapılmış çalışmalardır. Antikçağ’ın sonundaki çalışmaların büyük çoğunluğu pahalı döküm çalışmalarıdır. Bu dönemden günümüze ulaşan bronz çalışmaların sayısı çok azsa da bronz heykellerin mermer kopyaları hayli fazladır.



    Mermer. Etrüsk-İtalik mezar geleneğindeki ortak heykellerin kökeni taş heykele dayanır. Yunan sanatına ilgi arttıkça Romalı zenginler konutlarını süslemek için Yunan tarzında yontulmuş heykellerin yanı sıra Yunan şaheserlerinin mermer kopyalarını da ısmarlamaktadır. Bir kopyalama sanayii ortaya çıkar ve bu sanayi İtalya’da olduğu kadar doğudaki Yunan topraklarında da gelişir; bu alanda çoğunlukla, süslemeye dayalı çok sayıda ürün de veren Yunan sanatçılar kullanılır.

    Portre heykeller. Romalıların heykele en büyük katkıları portre sanatıdır; bunun kökeninde atalarının masklarını (imagines majorum) evlerinde saklama ve halka açık yerlerde ünlü kişilerin onuruna heykeller dikme alışkanlığı yatar. Etrüsk ve Helen portre sanatı da Roma’da portrenin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Günümüze ulaşan portreler özellikle mermer kopyalar, daha çok da Cumhuriyet döneminin sonunda revaçta olan tümüyle Roma’ya ait bir çalışma olan büstlerdir. Bu portreler ayrıca bronz ve pişmiş toprak gibi maddelerden de yapılmaktadır. M.Ö. 1. yy bu alanda büyük bir yaratı dönemidir.

    Romalı, normal günlük yaşantısı içinde görünen yüz ve vücut hareketlerinin tasvirinde, bir sakınca görmüyordu. Bu yüzden, Romalı kendi portresini ya da kıralları olan Pompeius Magnus ya da Sezar’ı biçimlendirirken, onların bütün normal günlük hallerini benimsiyor ve bütün yüz kırışıklıklarına, iri ve çirkin burunlarıyla iç dünyalarına kadar her ayrıntıyı yansıtıyordu. Bu yüzden, Yunanlının kendine hakim ideal insan tipini, Romalı sevmedi. Ne saray geleneği, ne de yaşayışları yüzünden, muhteşem ve ideal yüzlü kral ifadelerine, Roma sanatında gidilmediğini görüyoruz. "



    "Fakat Romalı, ideal ifadeleri de ihmal etmemiş ve Grek klasik heykellerinin kopyalarını, Yunanlı sanatçılara yaptırmıştır. Bu ideal ifadeler ile, Romalıların natüralist görüşü arasında, zaman zaman çatışmalar bile olmuştur. Böylece Yunanın ebedi vücut formu ile Roma natüralizmi halledilmemiş ve ayrı ayrı yerlerde değerlendirilmiştir. Ancak Roma, bu ideal heykeli, resmi gücü için kullanmıştır. Bu yüzden de zaman zaman, Yunan’ın IV. ya da V. yüzyıl klasisizmasının Roma’ya aktarıldığına tanık olunulur."

    Yurttaş portreleri bu dönemde öylesine gerçekçi yontulmuştur ki adeta canlı gibi görünürler. Bu gelenek her ne kadar fazla yankı getirmese de İmparatorluk dönemine kadar sürüp gider. Augustus döneminde Yunan normları üzerine temellenen yeni bir portre üslubu gelişir. MS II. yy’ın başlarına doğru klasik kurallara dayanan tek tip bir üslup ortaya çıkar, fakat Roma sanatında portrecilik en parlak dönemini aynı yüzyılın ikinci yarısının ortalarında yaşar. Bu alanda ikinci bir önemli atılımın yaşandığı 200-250 yılları arasında bir başka portre üslubunun geliştiği görülür: Antikçağ’da ilk kez olarak portrelerde modeller son derece dışavurumcu bir üslupla işlenir ve onların karmaşık coşkuları yansıtılır. Yüzyılın sonunda bu eğilim hızla ortadan kalkar ve yerini Antikçağ’ın geç döneminin habercisi olan sert ve kendini beğenmiş hatlara sahip, alabildiğine formel bir portre anlayışına bırakır.

    "Romalıların meydan savaşlarını gösteren rölyefler vardır. Bunlarda, kayzer, at üzerinde ve çevresi düşmanlarla çevrili olarak derinliğine bir perspektif içinde gösterilir ve kayzerin bu rölyeflerde ilk kez kahramanlaştırıldığı görülür. Roma ordusunun kahramanca hareketleri konu olur. "



    "Fakat bu anlatımda başlar ve ayaklar, yer yer, rölyefin sathından dışarı üç boyutlu olarak çıkarlar ve heykel zemininde sert gölgeler ve konturlar yaparlar. Bu yüzden rölyefte, üç boyutlu heykelde olduğu gibi, figürün mekân içindeki ifadesinden meydana gelmiş, sert desenli bir şekillendirme ortaya çıkar. İşte bu ifade şekli içinde, bir savaşın oluşunu, cereyanını anlatan Trajan sütunu, Roma’da dikilen ve Trajan’ın Daçia savaşını anlatan rölyeflerle, helezoni bir şekilde yukarı doğru, dönerek yükselen bir şerit içinde anlatıldığı, yüksek bir anı taşıdır. Bu, 3.80 çapında, 40 m. yüksekliğinde bir dikili taştır ve içinde, yukarı doğru taşın üstüne çıkmak için merdiven vardır. Bu taşın tepesinde vaktiyle Trajan’ın bir heykeli varmış. Dikili taşın açılış tarihi 114 olarak gösterilmekle birlikte kati değildir. Bu şekilde bir anı taşının bu çağa kadar bir benzeri yoktur. "



    "At üzerinde kral heykeli motifi de dünya yüzünde ilk kez Romalılarda görülmektedir."

  3. #3
    Lejyoner - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Bilgili Üye
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    244
    Tecrübe Puanı
    10
    Rep Derecesi: **
    Alçak kabartma. Cumhuriyet döneminde kabartma figüratif heykel, özellikle mezar taşlarında kullanılmaktaydı; eyaletlerde olduğu gibi Roma’da da imparatorluk kabartmalarının çok büyük bir bölümü bu gruba girer. Yunan kabartma anlayışını izleyen tamamen zarif çok sayıda yerel üslup vardır. Kimi zaman, ölen kişiyi hayattayken yaptığı işi yansıtan giysiler içinde veya dünyevi faaliyetlerini gerçekleştirirken gösteren fresk veya panoların da mezarları süslediği görülür. Mezar sanatının en yaygın kaynakları Yunan mitolojisinden sahnelerdir ve bunlar büyük anıt mezarlarda olduğu gibi küçük mezar nişlerinde de betimlenmekteydi.



    Ayrıca ölen kişinin yaşamından alınmış önemli sahnelerin ve savaş sahnelerinin işlendiği alçak kabartmalara da rastlanır. Mitolojik konuların işlendiği mermer mezar kabartmasının üretimi Hadrianus döneminde başlar, daha sonra da hızla gelişir.



    Cumhuriyet döneminin son yıllarında tarihi olayları anmak için yaygın bir biçimde kabartma heykel yapımına başvurulmuştur: tarihi konuları işleyen alçak kabartmanın en parlak dönemi Augustus döneminde başlar ve iki yüzyıl sürer.



    Tipik olarak Roma’ya özgü olan bu yeni sanat biçimi İmparatorluğun propagandası açısından çok etkin bir araç olmuştur. Zafer takları, sunaklar (Ara Pacis Augustae, M.Ö 13-9) gibi büyük anıtları ve heykel kaidelerini gerçek olayları olduğu kadar soyut kavramları da anlatımcı ve alegorik bir şekilde işleyen kabartmalar süslemektedir. Bu kabartmalar çoğu zaman resmi hatırlatan hareketli, yaşam dolu kompozisyonlar içerir; öte yandan tek başına figürler ise heykele yakındır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş