1. #1
    GERMO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimiçi

    Mesajlar
    1.434
    Tecrübe Puanı
    19
    Rep Derecesi: **

    Nuhun gemisi ve Nuh tufanı

    @sef_er @Gönül_Eri ve diger sevgi dolu taklacı olmayan yigit ustalarım baktım yetim kalmissiniz sitede yeni bir internet çekene kadar idare edin.

    Selâmünaleyküm yüreği gönlü güzel kardeşlerim, biliyorsunuz konulara yazamıyorum,


    öskedim sizleri valla şakasız, dedim konularda yazamasamda demeyesiniz @GERMO bizi unuttu. Dedikoducular sizi gidi, Bilinki her beğeni sizlere bol dua dır, abi ve kardeş olmak kolaymı sanıyorsunuz.

    NUH'UN GEMİSİ

    Bir saat ilim öğrenmek, gece sabaha kadar ibadet etmekten, bir gün ilim öğrenmek, üç ay oruç tutmaktan kıymetlidir.
    (Hadis-i Şerif)
    Allahu teala, kuranda akıl sahiplerine ve düşünenlere hitap eder.
    İslam alemi, ilimden uzaklaştırılıp tembelliğe, ilmi terk etmeye, itildikden sonra batı hayranlığı aşılandı.
    Yıllarca batılıların dediklerine ilim diye uydurduklarına inandık.
    Bazı uydurma batı teorileri o kadar komik ki bizlere hala derslerde okutuluyor, gerçekten okutuyorlar.

    Mesela,

    Amerika kıtasında, Avrupanın rüyasında bile görmeye gücünün yetmeyeceği medeniyetler var iken, güya kristof kolomb tarafından keşfedilmiş.
    Ateşin keşfi de yalan ilk Ademler zamanında yüzlerce yanardağ, devamlı yanmakta olan doğalgaz kuyuları var idi.
    Batılı, “Dünya tepsi gibidir” düşüncesine sahipken, Amerika kıtasının medeniyetleri astronomide zirvedeydiler.
    Newtonun kafasına elma düşmeseydi yer çekiminden de haberimiz yokmuş.
    Arşimed, hamama gitmeseydi suyun kaldırma kuvvetinden mahrum olarak gemi icat edilmeyecekti güya. Oysa Arşimed den binlerce yıl evvelinde denizlerde kayıklar ve gemiler yüzüyordu.
    Hatta göklerde ve uzayda bile gemiler vardı. Biz bu teknoloji ile yaklaşık yüz yıldan beri tanışığız düşünün.
    İşte biz bu aldatmaca bilgilerle hz Nuh zamanında taş devrinde yaşanıldığını sanıyoruz, buna göre de Nuh’un gemisini tahta dan sanıyoruz.
    Nuh tufanının dünyanın çok büyük bir bölümünü etkilediği bilinmektedir.
    Dünyada günümüzde yaklaşık bir milyon tür hayvan var. Bunlara böcekleri, kuşları ve balıkları da dahil edersek 20 milyon hayvan türü var.
    Nuh as gemiye kuşları, böcekleri almadı varsayalım. Unutmayın ki Nuh as zamanında yaşayan birçok hayvanın zamanımızda nesli tükenmiştir Geriye kalan bir milyon hayvanı ya da yarısını Nuh as nasıl bir gemiye yükledi? Hem de her hayvandan birer çift. Gemi günlerce aylarca kara yüzü görmedi öyleyse gemide hayvanlar için tonlarca et ve ot olması gerekirdi.
    Bu kadar yükü alacak bir gemi binlerce stadyum büyüklüğüne ulaşır.
    Ve anlatıldığı gibi tahtadan ve çividen yapıldıysa Nuh as ahşap ve çivi fabrikalarımı kurmuştu?

    Nuh’un gemisi nasıl bir yapıya sahipti?
    “Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.”
    Kamer-13 (TDV meali)
    Kuranın meali günümüz arapcasıyla tercüme edilmiştir. Haliyle kamer suresinin 13. ayetide yukarıdaki gibi manalandırılmış.

    “Ve hamelnahu ala zati elvahıv ve dusur” Kamer-13
    “hamelnahu” “biz yükledik” manasındadır. Yani Allahu teala, “hayvanları ve insanları gemiye biz yükledik” diyor. “Biz” kelimesi allahu tealanın birçok isminin kudretlerini anlatmaktadır.
    “elvahıv” levhalar anlamındadır. Hud suresinde geçen Nuh as ile ilgili manalara göre bu levhalar, tahta dan değil erimiş madenlerden yapılmıştır. Ayetin arapcasında tahta kelimesi yoktur.
    “dusur” kelimesinin günümüzdeki anlamı, tahtaların rabıtalarının bağlantıları ve perçin mealindedir ancak “dusur” aniden iz bırakmadan gözden kaybolan anlamınada gelir. bu manlara göre Kamer-13 ayetinin meali şu şekildedir.

    “biz onları, madeni levhalardan yapılmış ve aniden gözden kaybolan bir gemiye bindirdik” Kamer-13

    “Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: (Canlı çeşitlerinin) her birinden birer çift ile -(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!» Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.”
    Hud suresi-40 (TDV meali)

    Ayetin orijinalinde, “sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: (Canlı çeşitlerinin)” “-(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında” cümleleri yoktur. Bu cümleler ayetin mana akışına göre mealciler tarafından verilmiştir.
    Bu ayeti açalım.
    “Hatta iza cae emruna ve farat tennuru kulnahmil fiha min küllin zevceyniseyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlü ve men amen ve ma amene meahu illa kalıl” Hud-40
    “Hatta iza cae emruna” = emrim geldi
    “farat tennuru” = farat, ıssız yerlere konan nişan anlamına gelir. tennur, tandır anlamındadır tandır ısı enerjisi üretir ancak ayette Nuhun gemisinin enerji kaynağıdır.
    “kulnahmil”= içinden ses gelen manasındadır nahme kelimesidir.
    “min küllin zevceyniseyni ve ehleke” = “tüm çiftleri ve ehlini” anlamındadır.
    “men sebeka”= “men” o kimse, o varlık demektir. “sebeka” kalıba dökülmüş maden, yarış, süratli anlamındadır. “men sebeka”o gemi, madenden yapılmış süratli anlamınada gelir.
    “amen” mukim olmak, yerleşmek, yani o gemide mukim olmak tır.
    “ma” yayılıp yerleşmek.
    Bu anlamlara göre ayetin yakın orijinal anlamı şöyledir.
    “emrim geldiğinde, (nuh), kalıba dökülmüş madenden yapılma gövdesinden ses çıkaran ve süratle ıssız yerlere (göklere) gidebilen gemiye ehlini ve hayvanlardan çiftleri yerleştirdi” Hud-40
    Arapcada gemi, sefine dir.
    Ayette gemi değil “fülke” kelimesi geçer. Fülke, zamanımızda kayık anlamındadır. İbrahim suresinin 79. ayetinde, Allahu teala denizde yüzen gemiler için “sefine” tabirini söyler. Kefh suresi, Hud suresi gibi sırlar yüklü surelerde ise “fülke” tabirini kullanır. Aralarındaki fark nedir?

    Nuhun gemisine kaç çift hayvan sığabildi?
    Her peygamberin bir mesleği vardır.
    Nuh as nin meslek konusu mücerret alemler dir. Mücerret alemler gözle görülemeyen mikrobiyoloji, hücreler, atom altı yapılarıda içerir. Kısaca nano teknoloji, Nuh as nin ilim sahasıdır. Gen ilminin ilk öncüsüdür, Nuh as den sonra bu ilimler Sümerler gibi medeniyetlere intikal etmiştir.
    Sümerlerden sonra dünya ilim karanlığına girmiştir Peygamber efendimizle gelen kuran ve İslam bu saklı ilimleri teşvik etmiş bu günün ilminin temelleri islamla atılmıştır.

    Süleyman as sebe melikesinin tahtını binlerce kilometreden ışınlayabilen yardımcılara sahipti.

    İsa as ölüleri diriltme gücüne sahipti.

    Peygamber efendimiz (sav) miracı ile kainatın sonsuzluğunda seyahat ederdi.
    İşte Nuh as da GEN lere DNA lara hükmedebilen ve madenleri eriterek çeşitli alaşımları elde edip ışık hızıyla gidebilen ve gemileri çekim gücü enerjileriyle çalıştıran ilimlere sahipti.

    Nuh Aleyhisela ma verilen verilen tüm yeteneklerin sırrı, hud suresinin 41. ayetinde geçen FİHİBİSMİLLAHİ kelimesinde saklıdır.
    “(Nuh) dedi ki: «Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”
    Hud-41 (TDV meali)

    Yukarıdaki meal pek yakın mana vermiyor Hud-41. ayete şöyle bakabiliriz.

    “Ve kalerkebu fıha bismillahi mecraha ve mürsaha inne rabbi leğafuru rahıym” Hud-41

    “fıha bismillahi”= Bismillah kelimesinin varlığında olan ilahi gücün anlatımıdır. Tüm yaradılış ve kainatın kuruluşu Bismillah ile başlamıştır. Allahu teala sayısız isminin kudretini Bismillah ismine tecelli ettirmiştir.
    “mecraha”= bir varlığın kaynadığı çıktığı yer, suyun kaynağı mücerred kaynak, çok ince hat, yani canlıların ürediği en küçük kaynak yapı GEN anlamınada gelir.

    “mürsaha” bu kelimenin kökü, İrsa kelimesidir. İrsa, ince uçlu yani iğne gibi bir şeyle itelemek, yerleştirmek anlamındadır. İrsal kelimesi de bu kökten gelir, göndermek anlamındadır.
    Şimdi Hud-41 şu anlama gelir.

    “(Nuh), Ğafur ve rahim olan Allahın izniyle, Fiha Bismillahi (isminin sırrındaki İlahi kudretle) (hayvanları) türedikleri mecralarına (Hücrelerine, Genlerine) yerleştirdi. Hud-41

    İşte günümüzde genlerin kopyalanması, saklanması aslında bir kuran mucizesidir.
    Nuh as Gen ilmi ve Fihibismillahi kelamının sırrı ile milyonlarca hayvanı, ışık hızıyla gidebilen ve bir tür enerji ile çalışan ve çalışırken de gövdesinden hafif bir ses çıkaran aynı zamanda Nuh’’un laboratuarı olan gemiye bu şekilde sığdırmıştır ve kuranın deyimiyle “amen” yerleştirmiştir. Yani Nuh as gemiye hayvanları almamış, onların genlerini almış, tabiri caizse, gemiye bir avuç Gen yüklemiştir.
    Ahir zamanda çıkacak olan Dabbe’tül arz, yine kadim zamanda yaşayan dinozorların ve başka hayvanların Gen lerinin bir araya getirilmesiyle oluşacak olabilir.

    Nuh’un gemisi nerede?
    “(Nihayet) «Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!» denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: «O zalimler topluluğunun canı cehenneme!» denildi.”
    Hud-44 (TDV meali)
    Günümüz arapcası ile yukardaki mana çıkabilir ama ayete mana eklemeleri var. “Su çekildi; iş bitirildi”, “: «O zalimler topluluğunun canı cehenneme!» cümleleri ayette yoktur bu cümleler meal verenin düşünceleridir.
    Tarihte, belkısın tahtı, insanlar, hatta ordular dahi bir yerden başka yere ışınlanmıştır. Bu gerçeği Kuran ayetlerinden açıkca görüyoruz. O ayetler Allahu tealanın sözleridir. Ondan üstün inanılacak başka varlık yoktur. Nuh’un gemisi de, yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı gibi yeryüzünden göklere ışınlanmış ve tufandan sonra tekrar yeryüzüne bir ışın demeti halinde ip gibi süzülerek eski halini almıştır. Hud-44 ayetinde geminin ışınlanmasına işaret vardır.

    “Ve kıyle ya erdubleıy maeki ve ya semaü akliıy ve ğıdal maü ve kudıyel emru vestevet alel cudiyyi ve kıyle bu’del lil kavmiz zalimın”
    Hud -44

    “kıyle”= düz alan, boş yer, boş alan (gökyüzü)
    “erduble” ağırlı, yük.
    “maek” yayılmak (ışınlanan varlığın cismi uzay boşluğuna yayılır genişler, süratlenince ip gibi uzar anında gözden kaybolur)
    “semaü”= gökyüzü, uzay
    “akl” = sürmek, ipe bağlamak
    “vestevet” kapalı yer, kapalı kutu (uzay gemisi de, uçaklarda kapalı mekan gibidir.)
    “bud”= uzaklaşmak
    “cudi”= cudi dağı, lütfeden, lütufkar.
    Ayette geçen kelimelerin bu manaları ile aşağıdaki meal verilebilir.

    “gemi yüküyle beraber gökyüzünün boşluğuna doğru Allahın lütfuyla zalimlerden uzaklaştı” Hud-44

    Nuh’un gemisinin, tufandan sonra dünyaya dönüşünü kamer süresinin 14,15. ayetleri açıklıyor.
    “İnkâr edilmiş olana (Nuh'a) bir mükâfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.” Kamer-14 (TDV meali)

    “ Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?”
    Kamer-15 (TDV meali)

    “Tecri bi a’yunina cezael li men kane kufir” Kamer-14
    “kafirlerin gözleri önünde akıyordu” Kamer-14
    Akma ile yüzme arasındaki farkı düşünmek size bir ufuk açacaktır,

    “Ve le kad teraknaha ayeten fe hel mim mudekkir” Kamer-15

    “kad”= yakınlık
    “tereknaha”= miras, bırakıt,
    “mim” = içinde sırlar olan, şerh gerektiren.
    “müdekkir” düşünen, derinlemesine düşünen.

    “ düşünenler için bir ayet olarak bıraktık” Kamer-15
    Kamer 15 deki “mim” kelimesi bizi düşünmeye sevk ediyor. Acaba bizlere ibret yada miras olarak bırakılan Nuh’un gemisi bir gün dönermi?
    Nuh’un mirası olan GEN ilmi, ahir zamanda ortaya çıktı. Sıra uzay gemisi teknolojisinde… yakındır…
    Allah ilmi isteyene ve çalışana verir.
    Aklınıza, neden bu ilimler İslam alimlerine verilmiyor sorusu gelebilir.
    Allahu teala buyuruyor ki; “ilmi isteyene, zenginliği istediğime veririm.”
    İnsanlar arasında ayrım yapmıyor.


    Nuh’un Gemisi Nerede?
    Dünyanın dört bir yanında geçmiş farklı birçok kültürde tufan efsanesi yer alır. Jeolojik ve fosil bulgulara göre dünyanın en az bir döneminde sular altında kaldığı kabul edilmektedir. Bağdat’ın 160 km güneyindeki Nippur kasabası yakınlarında bulunan 60 bin tabletten oluşan bir Sümer kitaplığı tabletlerinde, Dicle kıyısındaki Asur başkenti Ninova’da bulunan Asur tabletlerindeki Gılgameş Destanında tufan olayı kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi anlatılmakta ancak Nuhun gemisinin konduğu dağ belirtilmemektedir. Gılgameşteki tufanın MÖ 4250 de olduğu sanılıyor. Buradaki Hz. Nuh pozisyonunda olan kahraman Sümer bilgesi Utnapiştim.Nuh’un Gemisi Nuh Tufanından sonra nereye oturmuştur, kalıntıları hala varsa nerededir? Kur’an ve Tevrat’da bu konuda ne yazıyor tekrar bakalım:Kur’an’a göre:“Ve su çekildi. İş bitirilmişti. Gemi, Cudi üzerine oturdu ve haykırıldı: ‘O zalimler topluluğu geri gelmez olsun!‘” HÛD 44.Cudi Arapça’da yüksek dağ anlamına gelmekte olup Kur’an’da herhangi bir dağa, tepeye gönderme yapılmış olabilir. Peki Kur’an’da gönderme yapılan Cudi hangi Cudi’dir neyin nesidir ve nerededir.

    Cudi Dağı
    Kur’an tefsirlerinde Cudi’nin Musul’a yakın bir yerde olduğundan bahsedilir. Zemahşeri, Keşşaf, Celaleyn, Beydavi ve daha bir çok tefsirlerde Cudi’nin Cezire’de mübarek ve kutsal bir dağ olduğunu belirtildiği iddia ediliyor. Arapça yazılmış Al-Muncitte lügat ve ansiklopedide de Cudi Cizre şehrinin (bugünkü Cizre ilçesi) kuzey doğusunda Cizre’ye 45 km mesafede bir dağ olarak belirtilir. Bahsedilen dağ, bugün Cizre sınırları içinde bulunan dağ, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin Şırnak ili sınırları içine düşmektedir. Şırnak ismi, “Şehr-i Nuh” anlamında çok eski bir isimdir. Cudi Dağı’nın eteğinde ismi “seksenler” anlamına gelen Heştan Köyü bulunmaktadır. Heştan köyünün Nuh tarafından kurulduğuna inanılır, ve köyün ismi Nuh’un Gemisi’nde bulunduğuna inanılan seksen kişiye atfen böyle anılmaktadır. Tarih boyunca bölge halkı Şırnak merkez, Silopi ve Cizre ilçesi ve köyleri birlikte her yıl yaz aylarında Cudi dağına ziyaretler düzenler ve çeşitli etkinlikler yaparlar.Tevrat’a göre:“Gemi yedinci ayın on yedinci günü Ağrı dağlarına oturdu.“Yaradılış 8:4

    Ağrı Dağı
    Ancak Türkçeye Ağrı Dağları olarak geçirilen kelimenin aslının yazılışı r r t dir. Ünlü (sesli) harfler orijinal metinde yer almaz, okunurken ve günümüz dillerine çevrilirken konulur. Bu da Ararat olarak yapılmıştır. Halbuki kelime Urartu olarak da geçirilebilirdi. Gerçekten de Tevrat’ta Urartu Ararat olarak geçer. Yani Tevrat’taki Ararat “Ararat Diyarı” anlamındadır. Günümüzün Ağrı Dağı İncil’deki masoretik ünlüleştirmeden ötürü, Urartu adının “r r t” ünsüzleriyle yazılması sonucu “Ararat” adını almıştır. Demek ki gemi Urartu’da bir yere oturmuştur. Peki neresidir bu Urartu?Urartu devletinin yerleşim bölgesinin sınırlarını, batıda Karasu-Fırat, kuzeyde Kuzey Ermenistan dağları, doğuda İran Azerbaycanı’ndaki Savalan Dağları, güneyde ise Zagros Dağları’yla birleşen Doğu Torosların dış kenarı oluşturur. Urartu devletinin başkenti bugünkü Van’dır. Urartu Devletinin sınırlarında Ağrı dağı bulunur. Ağrı Dağı’na yabancılar Ararat derler. Ararat daha önce belirttiğimiz gibi Urartu demektir.Geminin yeri konusundaki tahminler:· Cudi Dağında Güney Doğu Anadolu’da Cizre-Şırnak arasında – Boylamı: 42.5 Enlemi: 37.38· Ağrı Dağında· Güney Doğu Anadolu’da Harran ovasında Urfa yakınlarında – Boylamı: 38.85 Enlemi: 36.959· Durupınar tepesinde· Ağrı dağında Cudi adı verilen bir zirvede· Suudi Arabistan’daki El Judy (Cudi) DağındaDurupınar Doğubeyazıt’ın 16 km güney doğusunda. Ağrı Dağı’nın karşısında Tendürük Dağları

    Durupınar
    eteğinde, Aşağı Süphan ile Yukarı Süphan köyleri arasında. Adını Harita Mühendisi Yüzbaşı İlhan Durupınar’dan alır. İlhan Durupınar 1959 da Harita genel Müdürlüğünde hava fotoğraflarını incelerken Nuhun gemisinin kalıntısına benzer 135 m uzunluğunda, 50 m. genişliğinde, 6 m. derinliğinde bir oluşum görmüştür. Soldaki resme bakınız. Ara Güler de 1960 da bir tepeye çıkıp aynı yerin fotoğrafını çekmişti. Güler bunu şöyle anlatıyor: “...Bir gün ‘Hayat’ dergisine yüzbaşı Durupınar geldi. Askeri haritalar için uçakla fotoğraf çekerken Ağrı Dağı civarında tıpkı bir gemiye benzer bir çukur görmüşler. Fotoğrafa baktım, gerçekten çok benziyor. Hemen Erzurum’a gittim, 3. Ordu Komutanı rahmetli Gümüşpala… ‘Paşam’ dedim. ‘Bu, çok müthiş bir şey… Bu fotoğrafı ben çekeyim, dünyaya yayalım…’ Paşa, bana bir uçak verdi, elimdeki fotoğraf ve haritaya göre yerini bulduk. Uçaktan bakınca, gerçekten sanki Nuh’un gemisinin kalıbı çıkmış, öyle bir çukur. Sular çekilince gemi çamura oturmuş, sonra da tahta olduğundan çürüyüp gitmiş, çukur öylece donup kalmış.…” 1986’da, “Jeomorfoloji Dergisi”nde Yılmaz Güner imzasıyla yayımlanan bir makalede; bir gemiye çok benzetilen sözkonusu kabartının, jeolojide “yer akması” (“earthflow”) adıyla anılan ve buzulların kaymasıyla ortaya çıkmış, son derece doğal bir oluşum olduğu öne sürülmüştü. Ancak yanda göreceğiniz bir başka fotoğraf ve şekiller Ara Güler’in dediğini doğrular nitelikte.

    Ara Güler'in Fotoğrafı
    Tevrata göre geminin 40 gün 40 gece süren yolculuğu sonrasında Nuh’un karaya gönderdiği kuşun, ağzında bir zeytin dalıyla geri dönmesi de Cudi görüşünü oldukça destekliyor. Çünkü Ağrı Dağı’nda hiç zeytin ağacı yok, o yükseklikte olması da zaten mümkün değil. Oysa Cudi Dağı’nın güney kesimleri zeytinliklerle dolu. Ayrıca uzmanlara göre gerek yükseklik gerekse konum açısından Cudi Dağı karaya oturma açısından daha elverişli. Cudi dağı 2090 m. Ağrı dağı ise 5165 m. Bu yükseklik su altında kaldıysa neredeyse tüm dünya su altında kalmış demektir. Öyleyse ondan sonra sadece Nuh’un gemisindekilerle mi yeryüzünde tüm canlılar üremiş? Bu sorunun yanıtını geçen yazımızda vermiştik. Yani Nuh Tufanı yöresel bir cezalandırma. Halbuki gemi Ağrı dağına oturduysa tufan küresel bir cezalandırma haline dönüşür. Demek ki gemi Ağrı dağı zirvesine oturmamış.1953 de Alman Jeolog Friedrich Bender’in Cudi tepesinde 1. m derinlikte bulduğu katranlı bir tahtanın yaşı 1971 de yapılan karbon deneyiyle 6500 yıl olarak bulunmuştur. Eğer bu parça gerçekten tufandan kalma ise tufan MÖ 4530 da olmuştur demek gerekir. Bu da maksimum 300 yıllık hata payıyla Irak’ta yapılan kazı kalınlıklarına göre tufan yılı olarak tahmin edilen MÖ 4250 yılına denk düşmektedir.Cudi Dağı, Tufan’ın geçtiği Gılgameş destanının yaşandığı Mezopotamya’ya Ağrı dağından çok daha yakın.Ağrı dağının tepesi buzul ve oksijeni çok az. Gemiden çıkanlar için yaşam uygun değil.On ikinci yüzyılın sonunda ve onüçüncü yüzyılın başında yaşamış olan coğrafyacı, seyyah Yakut el-Hamevi, bu konuda Arapça’ya çevrilen bir Tevrat metnini kaydetmiştir: “… Yağmur suyu yeryüzünde 150 gün kaldı. Gemi, tufanın 7. ayının 17. gününde Cudi’ye oturdu. Nuh’un ömrü 601 yılına varınca 1. ayın 1. gününde su yeryüzünde azalmaya başladı. 2. ayın 27. gününde de yer kurudu. Nuh ve beraberindekiler gemiden çıktılar. Nuh bir mescit ve Allah için kurban yeri yaptı ve kurban takdim etti” (M. Strech İslâm Ansiklopedisi Cudi Dağı maddesi). Yakut’un vefat tarihi miladi 1229’dur. Demek ki miladi onüçüncü yüzyıla kadar geminin Cudi’ye oturduğunu söyleyen Tevrat nüshası vardı. İslâm Ansiklopedisi’nin yazdığına göre onuncu yüzyıla kadar birçok Ermeni yazarının ve daha başkalarının eserleri, Ararat’ın tufanla ilgisi olmadığını gösterir. Eski Tevrat tefsirine göre geminin, Cudi yahut Hıristiyan yazarlarına göre Gordyene, (Süryanice Fardu, Ermenice Kordukh) denilen dağlara oturduğu kabul edilirdi. Geminin Cudi (Kardu veya Kordukh) üzerine oturduğu, Tevrat’ın Arami dilindeki tefsirinde (Targumlar) görülmektedir.Sonuç: Kur’an’ın yanlış, Tevrat ve Eski Ahit’li İncil’in doğru olduğunu kanıtlamak için Ağrı dağında Batılılarca “GÜYA” yapılan sayısız araştırmalardan sonuç alınamamıştır. Arada bulduk diyenlerden sonra ne bir ses ne bir kanıt çıkmıştır. Ancak propagandalarında başarılı olmuşlardır. Onların sayesinde ülkemizde bile neredeyse herkes Nuh’un gemisinin Ağrı Dağında olduğuna inanır olmuştur.Yukarıda bahsettiğimiz gibi Kur’an’da geçen Cudi kelimesi ille de bugünkü Cudi Dağı olmayabilir. Yüksek bir dağ, tepe olabilir. Cudi Dağı da olabilir. Ama Ağrı Dağının tepesi olamaz. Nuh’un gemisinin konduğu yer artık Ağrı dağı değil Cudi Dağı da dahil olmak üzere başka yörelerde de nisbeten daha düşük yüksekliklerde aranmalıdır. Tabii kalıntılar 6500 yılda kaldıysa

    Alıntıdır. ?...
    ?....................

    Konu GERMO tarafından (10.01.19 Saat 12:31 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Gönül_Eri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.477
    Tecrübe Puanı
    18
    Rep Derecesi: **
    Abi iyi yapmışın açmışında Allah razı olsun. Bilmezmisin bizim memleketimizde herkes hoca ? İşi ehline bırakmak gerekiyor ama dinlemiyolar anında fakih kesiliyorlar hatta daha cüretkar davranıp içtihat yapıyolar. İçtihat nedir desen bilmez ama yapıyor işte Sözlerim sana değil ustam başka bi konuda kızdırdılar beni biraz. "GİRDİM İLİM MECLİSİNE, EYLEDİM KILDIM TALEP, DEDİLER İLİM GERİDE, İLLA EDEP İLLA EDEP." Yunus Emre k.s
    GERMO, Mal bulanındır Bunu beğendi

  3. #3
    sef_er - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Operatör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.647
    Tecrübe Puanı
    40
    Rep Derecesi: **
    @GERMO tesekkurler, guzel bir yazı, belki bende bir arif zatin yazilarini eklerim, ama bu konu fazla okunamayacagindan zira çok uzun gören kaçacaktır, konu eklemesiz kapanır gibi geliyir bana
    GERMO Bunu beğendi

  4. #4
    Gönül_Eri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Editör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.477
    Tecrübe Puanı
    18
    Rep Derecesi: **
    Ve aleyküm selam @GERMO ustam baş tacısın her zaman bekleriz. Bizlerde senin gibi renkli bi abimizden günlerdir yoksun olduğumuzdan dolayı üzgünüz. Ayrıca hakkımızda beslediğim hüsni zandan dolayı teşekkür ederiz
    GERMO Bunu beğendi

  5. #5
    sef_er - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Operatör
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    1.647
    Tecrübe Puanı
    40
    Rep Derecesi: **
    Nuh; Süryani lisanında sudan çıkan demek. Kavmine aman etmeyin, aman gitmeyin… Nuh’u taşladılar. “Ya Rabbi sen bunları mahveyle” dedi. İnsanlar… Hazreti Lut; kavmi böyle… Ya Rabbi Sen bunları mahveyle… Hazreti Hud; “Ya Rabbi Sen bunları mahveyle” Hazreti Musa; Ya Rabbi bunları mahveyle” Peygamber bedduası! Hepsi helak olmuşlardır. Yalnız Sallahu Aleyhi Vessellem Efendimiz beddua buyurmamıştır. Uhud Harbinde mübarek dişleri kanıyor, ordu Resulullah yüz elli-iki yüz kişi paramparça olmuş, Hazreti Hamza’yı yetmiş parçaya ayırmışlar. Sahabeler orada şehit olmuş yatıyor, mübarek ağzından kan akıyor… Ellerini kaldırmış “Ya Rabbi bunlar ne yaptığını bilmiyorlar, Sen bunları affeyle” diyor. Mahvet dese derhal mahvolacaklar!!! Onun içi ayeti kerime iniyor Resulullah’a “Sen en güzel ahlak ile gönderildin”. “Vema erselnake illa rahmeten lil alemin (Enbiya, 107)” Bütün alemlere bunun yüzünden sen rahmet için gönderildin diyor. Onun için Resulullah’ın edebine girmek… “Ve ma erselnake illa rahmeten lil alemin” kazanına girmek demektir; kazanında aşure olursan, aşurenin içindeki her şey güzeldir. Onun için Nuh çıktı şeye… Gemiye… Nuh’un ne dediğini millet aramıyor da gemisi nerdedir diye arıyor şimdikiler, ulan ne dedi bu onunla uğraş. Geminin direklerini bulacakmış. Cudi Dağı’nda Ağrı Dağı’nda… Fransızlar, Almanlar… Ne yapacaksın Nuh’un gemisini? Gel ben sana içinin kamaralarının kaç tane olduğunu söyleyeyim. Ne yapacaksın? Çıkıyor… Ya Rabbi artık inelim diyor. Ayeti Kerime; Allah Emrediyor: “Ve kile ya ard eblai mâek” Ey ard (yer) suyunu yut! Eblai, bel’â yutmak demek Arapçada… “Ve kile ya ard eblai mâek” “Suyunu yut ya ard!” “Ve Ya Semai aklai ğayzil ma” “Ey Sema! Sen de suyunu tut” emri çıkıyor. Arzdan sular çekiliyor Ötekisi de duruyor… (Hud,44)

    Alintidir
    Allah dostu operatör Dr Münir Derman hazretler (ben on küsur yildir yazilarini okur ve ses kayitlarini dinler tefekkür ederim)

    @GERMO ustam guzel konu acmis, çorbada tuzumuz olsun istedim. Munir Derman hazretlerinin ruhuna bir fatihayi çok görmeyin lütfen, Allah'ın rahmeti ve bereketi bütün din kardeşlerimin üzerine olsun
    Konu sef_er tarafından (10.01.19 Saat 13:48 ) değiştirilmiştir.
    GERMO Bunu beğendi

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş