1. #1
    nik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    nik
    Super Moderator
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    3.477
    Tecrübe Puanı
    54
    Rep Derecesi: **

    çalinan türk tarihi

    ÇALINAN TÜRK TARİHİ

    A M İ D; {A M E D}

    Diyarbakır İlimizin eski adı AMİD idi. Bazı kaynaklarda AMİDİ, şeklinde kayıtlıdır. Bu bölgede en eski yöneticiler ise Hurri-Mitanniler olarak söyleniyor. AMİD adı hakkında epeyce yorumlar yapılmıştır. Hatta bazı söylencelere göre Hz. Yunus {sav} Efendimiz, burada hüküm süren bir KIRALİÇE’YE; BİKR, yani BEKÂR, el değmemiş anlamına gelen bir ad koyduğu şeklinde bir de söylence vardır. Diyarbakır bölgesine, bir süre Asurlular, daha sonraları da URARTULAR egemen oldular. AMİD veya AMİDİ adı ise Ön Türklerden kalma öz Türkçe bir sözdür. AMİD sözünü HAMİD şeklinde söylemek, doğru değildir.
    Hz. Yunus {sav}ile ilgi söylence, Arapları ana soy sayan Arap hayranlarınca söylemiş bir sözdür. Bu söz ile Peygamberlerin güya Arap oldukları şeklinde koyu bir Arapçılık propagandası yapıldığı görülüyor. Peygamberlerin soy kütüklerini hazırladım. {Şimdilik Hz. Süleyman {sav} Efendimiz www.bilgeata.com yayındadır. Tıklayınız.}
    Türklerin bölgedeki varlıklarını Selçuklu ve Osmanlı çağlarına bağlama çabaları, Türk Milletinin kadim; {eskiden eski} tarihini bilmeyenlerce yapılmış sığ çalışmalardan başka bir şey değildir. M.Ö. 7. Yüzyıldan itibaren Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu Bölgesine Türk İskitlerin egemen olduklarını biliyoruz. Büyük Türk KANI=HANI, KA’ANI ALPERTONGA’NIN Büyük Oğlu BARSKAN=BARS-KAN=BARS-HAN- BARSHAN =BARZAN’IN yaklaşık üç bin yıl önce Bölgeye egemen olduğunu eski tarihçiler açıklıyorlar. Anadolu’nun Doğu ve Güney’indeki, Türk varlığını, M.Ö. üç bin yıl ile sınırlandırmak, tarih hırsızlığıdır.{BARSHAN, BARZAN için www.bilgeata.com Barzaniler, Asenat Barzan TIKLAYINIZ.}
    KAYA ve MAĞARA DAMGALARI okundukça, Türklerin Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Asya, Avrupa, Ortadoğu’ Mısır’daki varlıkları, gün yüzüne çıkmaktadır. Avrupa’daki ön Türklerin varlıkları da KAYA ve MAĞARA DAMGALARI okundukça binlerce yıl önce buralar, Türklerin yurtları olduğu kesinleşmektedir. İrlanda, İskoçya, İskandinavya, İngiltere, İsveç, Almanya, Fransa, Balkanlar, İstanbul, Diyarbakır, Van, Çölemerik, Şemdinli, Urfa, Tunceli, Attika, Kafkasya ve daha nice bölgelerdeki Ön Türk varlığının başlangıcı, M.Ö. 15 binli yıllara, Milat ile birlikte 17 bin yıl öncelere dayandığını, bu Ön Türk DAMGALARINDAN öğreniyoruz. Bu uğurda çalışmalar yapan değerli Üstadımız Kâzım Mirşan Hocamıza nice hayır ve bereket dolu yıllar dilerim. Muhterem Hocamızın eserlerini bizlere ulaştıran sayın Haluk Tarcan’a da aynı dileklerimi sunarım.

    “TÜRK İSKİTLER {SAKALAR}”

    “İSKİTLERİN {SAKALARIN} ÇİN SEDDİNDEN TUNA IRMAĞINA KADAR YAYILMALARININ YANINDA, ÖN ASAYA’YA YÖNELMELERİNİN SEBEBİ, KİMMERLERİ TAKİP ETME DÜŞÜNCESİDİR.
    KİMMERLERİ yurtlarından çıkartan İSKİTLER, {Sakalar}, bunların ardından, Kafkasları doğudan dolaşarak Hazar Denizi kıyısını takiben Derbent-Demirkapı-geçitleri üzerinden Azerbaycan’a ve daha güneye {Heredots lV:12} -Ön Asya’ya dalgalar halinde akmaya başladılar. Urartu Kıralı 2. RUSA’NIN, KİMMERLERLE olduğu gibi akıllıca bir siyaset izleyerek, İSKİTLERLE anlaşma yaptığı görülür. İskit {Saka} akınları Asur’a yöneldi. {Tarhan1983:113} Kimmerleri kovalayarak gelen Türk İskitler, {Sakalar}, MEDLERİN EGEMENLİKLERİNE SON VERDİLER. BÜTÜN KÜÇÜK ASYA’YA YAYILDILAR. {Heredots IV:1}
    İskitlerin çok istekli bir şekilde güneyde bulunan Ülkelere gittikleri, birçok tarihî vesikalardan anlaşılmaktadır. Akamenit döneminde İskitleri Arkosya ve Drangiana {Dırangiyana} olarak söylenen yerlerde buluyoruz. Onlar, Anadolu’nun içlerine kadar da yayılmış ve orada hâkimiyetlerinin izlerini bırakmışlardı. Aynı İskitler, Dicle Irmağı çevrelerinde hüküm sürmüş ve dillerine ait ipuçları bırakmışlardı. {Mordt Man: 1877-49, 50} M.Ö. 4. yüzyıl başlarında dahi Doğu Anadolu’ya hâkim olduklarını bize Ksenofon {Ksenophon} bildirmektedir. Ksenophon on binlerin dört plethorn Harpasos {Çoruh} Irmağına kadar ilerleyerek, buradan da İskitlerin Memleketlerine girdiklerini ve bir arada dört günde yirmi parasang {bir fersah yaklaşık olarak 5.5 km} gittiklerini {Ksenophon} lV: 7: 18} bildiriyor. İskitlerin Suriye’ye girdikleri zaman Mısır Kıralı Psammadikos karşılarına çıkmış, İskitlere armağanlar vermiş ve daha ileri yürümekten onları alıkoymuştur. {Heredots 1: 105} İskitlerin bir kısmı Anadolu’ya dönmüş, bir kısmı, Suriye ve Mısır yörelerinde kalmıştır. Tevrat’taki {BET-SEAN, adındaki Kent daha sonra- SKYTHE POLİS; İSKİT KENTİ, olarak anılmaktadır.} {Kretschemmer 1921: 940.}
    “İskitlerin ÖN ASYA’YA; {ANADOLU, DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU’YA} yayılmaları sırasında Filistin’e kadar ilerlemelerine rağmen onların asıl izleri Doğu Anadolu’dadır. Artık yazılı kaynaklar yanında son kazılarda “çıkartılmış olan arkeolojik malzemeler de bu görüşü kuvvetlendirmektedir. 1
    ………………………………………………..
    1} İskitler / Sakalar Dr. İlhami Durmuş Türk Kültürünü Araş. Ens. 141. Seri 3. Say 13-8. S=35, 37. 1993 Ankara

    Fanatik Kürtçüler, internet sitelerinde Ksenofon’un 2.400 yıl önce Güneydoğu’da; “Kürtleri gördüğünü, hatta Yunanlılarla tarihte ilk kez Kürtlerin antlaşma yaptıklarını” yazmaktadırlar. Bunu da Ksenofon’un KARDUKLARI gördüğünü söylemesine bağlamaya çalışmaktadırlar. Oysa Ksenofon’un, on binlerin Ric’ati, Kaçışı {Anabasis} adlı eserinde bir tek cümlecik Kürt sözü geçmediği halde, fanatik Kürtçüler, KARDUK sözünü KÜRT sözü olarak, yaymaya çalışıyorlar. KARDUKLAR hakkında etimologi, soyoloji ve askeri alandaki araştırmamız inşallah yakın bir gelecekte www.bilgeata.com web sitemizde yayına sunulacaktır.}
    Yukarıya aldığımız Heredot ve Ksenophon’a ait belgeleri dikkatle inceleyenler, gerçekleri en yalın halde göreceklerdir. “Türkler, Anadolu’ya 1071 yılında Malazgirt Savaşı ile geldiler” diyenlere, Malazgirt ile gelenlerin, OĞUZ TÜRKLERİ olduklarını belletmemiz gerekir. OĞUZ TÜRKLERİ Alparslan’ın komutasında 24 Ağustos 1071 Çarşamba günü Malazgirt’e intikal ettiklerinde, bütün Ovanın Romanos Diogenes’in ordusunca kaplanmış olduğunu gördüler. Askerler, atlar yorgundu. Dinlenecek zamanları yoktu. Alparslan, zaman kazanmak için bir elçi tertip etti. Elçi Diogenes’e ulaştığında, Diogenes Barış teklifini reddetti. Bunun üzerine toplantıdaki komutanlardan bazıları hoşnut olmadılar. Bunlar 24 Ağustos’u 25 Ağustosa bağlayan gece yarısı Alparslan’a bir heyet gönderdiler. Heyet Alaparslan’a şu notu götürdü. “SULTANIMIZ HUZURUNU BOZMASIN, BİZ GEREĞİNİ YAPACAĞIZ.” Perşembe sabahı Diyogenes’in ordusundan kitleler halinde kopmalar başladı. Bunlar Hıristiyan Türkler, Becenler, “Peçenekler”, Uzlar, Kumanlar idi. Dinleri Hıristiyan, dilleri Türkçe idi. Ülkemizde her önüne gelen 1071 de şu oldu bu oldu diyor. 1071 de bunlar oldu. Diyogenes’in ordusunun bel kemiğini Türkler oluşturuyordu. Ötekiler paralı askerlerdi. Türkler Anadolu, Rumeli, Balkanlardaydı. Doğu Roma’nın kurucularının en kalabalık hanedanları da Türk Kommenoslar Hanedanlığı idi..
    {Doğu Roma’nın askeri terimleri Türkçedir. SUMELA MANASTIRINI da Kommenos Türkleri kurdular.www.bilgeata.com Barak, SUMELA Tıklayınız.}
    Gerçekte Anadolu, Balkanlar, Avrupa o devirlerde Türklerle dolup taşıyordu. Türkler ön devirlerden beri Anadolu’daydılar. Heredots; Türk İskitlerin, {Sakaların}, M.Ö. 7. Yüzyılda Doğu, Güneydoğu Anadolu, Irak’ın Kuzey’i, Suriye, Filistin, Mısır’a kitleler halinde aktıklarını, buralarda Milat’ın başlangıcına kadar egemenliklerini sürdürdüklerini açıklıyor. Türk İskitlerin, {Sakaların}, “MEDLER'İN EGEMENLİKLERİNE SON VERDİKLERİNİ” {Heredots lV:1} bildiriyor. Medlerin egemenliğine son veren Türk İskitler, {Sakalar}, Güneydoğu Anadolu’ya, Anadolu’nun içlerine ve Irak’ın Kuzey’ine kadar olan bölgelere yerleştiklerini Heredot’tan öğreniyoruz. Ayrıca İskitlerin sürüp çıkardıkları KİMMERLER de MEDLER de Türk soylulardır. VAN Bölgesinde kurulmuş olan URARTU Devletinin konuştukları dil; {SONDAN EKLEMELİ} bir dil olduğu, elde edilen çivi yazılı tabletlerden öğrenilmiştir. Urartuların başkenti VAN İLİMİZ idi. VAN sözü de, URARTU sözleri de öz be öz Türkçedir. İnşallah yakında URARTU yayına sunulacaktır.

    ASYA, AVRUPA ve GÜNEYDOĞU’DA TÜRK DAMGALARI

    [IMG]file:///C:\Users\BILGEA~1\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\ 01\clip_image001.jpg[/IMG]

    GÜNEYDOĞU’NUN DAĞLARINA, TAŞLARINA, 17 BİN YIL ÖNCE DAMGALARINI KAZIYAN TÜRKLERİN ANADOLU’DAKİ VARLIĞINI, 1071 İLE SINIRLANDIRMAK, EN BÜYÜK TARİH HIRSIZLIĞIDIR.

    DAĞ KEÇİSİ:

    “Boynu tasmalı, başının üstü doğrultusunda kolları birbirine eşit, Batıda Malta HAÇ'I denen şekilde bir HAÇ yani PQ damgası var. Bu damga, açık-seçik bir şekilde OQ damgasıdır. Kamalı HAÇ ta Türk Damgasıdır.
    LATİN ALFABESİNDE {Kİ; bu alfabe Ön-Türk Etrüsk alfabesidir.} siteril harf halinde B ve K. ÖK TAMGASIDIR. QARA-TAU da, {Orta Asya’da KARADAĞ}da, dağ keçisinin gelişmesinden doğmuştur.
    Anadolu’da ilk kez M.Ö: 8 binlerde Milat ile 10 binlerde Doğu Anadolu’da SAT dağında ortaya çıkar. QUTYAK’ ta: {Avrupa’nın Ön-Türkçe adı QUTYAK-TIR. KUTLU YAKA ANLAMINADIR. Avusturya Alplerinde, Kârnten’de Glozel yazıtlarında görülür. İsviçre’de ise, bu keçi MARAL adıyla aynen Orta Asya’da olduğu gibi MARAL adıyla anılır.”
    {AVRUPA ADI TÜRKÇEDİR.www.bilgeata.com Kıta adları: Avrupa TIKLAYINIZ.}












    Yukarıda Avrupa, Asya, Anadolu’daki UÇ TAMGALARI görülüyor.

    “YILAN”

    “Doğu Anadolu’da, VAN’DA BAŞET YAZITINDA, Yılan somut şekliyle görülmektedir. Gövdesinin kıvrımlarıyla UW- BU OZ TAMGASINI oluşturmaktadır.=YÜCE, KUTSAL DEĞERLERE GEÇİŞ.” Anlamınadır.
    TİR-İ ŞİN YAYLASINDA M.Ö 7 BİN, MİLAT İLE BİRLİKTE 9 BİN YIL ÖNCE TÜRKLERİN KAYALARA, DAĞLARA, MAĞARALARA ÇİZDİKLERİ OĞ ALTI DAMGALARI GÖRÜLMEKTEDİR. OĞ ALTI DAMAGALARI SADECE TİR-İ ŞİN YAYLASINDA DEĞİL, SÜMER TÜRKLERİNDE VE BABİL TÜRKLERİNDE DE AYNI ŞEKİLDE ÇİZİLMEKTEYDİ. DAMGALARI SAYARSANIZ 6 ADET ÇİZİLMİŞ DAMGA GÖRÜLMEKTEDİR. BU BELGEDE ADI GEÇEN TİR-İ ŞİN SÖZÜ İLE BABİL SÖZLERİNİ, TÜRKÇE OKUYABİLİYORUZ. TİR-İ ŞİN SÖZÜNDEKİ ŞİN SÖZÜ HAKKINDA {www.bilgeata.com WEB SİTEMDE NORŞİN DOSYASINDA GENİŞ AÇIKLAMA YAPILDI. TIKLAYINIZ.}









    VAN KİLİMLERİ AYNI TAMGALARI TAŞIYOR..

    M.Ö: 13 binlerde M.S. da 2 bin eklendiğinde 15 bin yıl önce, Doğu Anadolu’ya yerleşmiş olan Ön-Türklerin getirdikleri UÇ-UÇU damgasını Doğu Anadolu’da VAN kiliminde gördüğümüz gibi, gene göçlerle Alplere yerleşmiş olan Qamunlarda da görmekteyiz. “ 2
    ......................................
    2} Kökeninde Ön-Türk Kültürü olan Batı. Haluk TARCAN 2. Baskı 2006 İstanbul Baskı Ebru Grafik Basım San: A.Ş: 17, 44, 54, 63, 64, 68, 105





    “Doğu Anadolu’da, M.Ö: 15 binden itibaren kaya resimleri, Milat ile 17 bin yıl önce kaya resimleri, 7 bin yıl öncelerde, Milat ile 9 bin yıl önce yazılar görülür. Güneybatı Anadolu’da, Antalya Beldibi’nde de yazıtlar aynı tarihi verirler. İstanbul’da, Fikirtepe kazılarında çıkmış olan, 6. bin tarihini gösteren toprak kaplardan ikisinin üzerinde: Oq ve Oz Tamgaları ile cisimlenmişler- betimlenmişlerdir.
    “Bir-Oy Bil’in kuruluş tarihi için M.Ö: 9000’ lerin öncesine inilmektedir. Milat ile birlikte 11 bin yıl eder. Türkistan’da ilk tarihi araştırmaları yapmış olan R. Pumpelly “Explaration in Türkistan” adlı 1908 de yayınladığı makalesinde, Aşkabat’ta M.Ö: 9000’ lerde, Milat ile birlikte 11 bin yıl önce yerleşik bir kültürün varlığını kabul etmiştir. Bu yerleşik kültürün adı ANAU>ANAV’DIR.” “Buzul döneminin sonunda buz kütlelerinin erimesiyle milyonlarca hektar araziyi su altında bırakan su baskınları sonucunda dağlara ve vadilere sığınmışlardır. Örneğin: MÖ: 13 binlerde, Milat ile birlikte 15 bin yıl önce, Doğu Anadolu Yüksek Yaylasına göç ve oradan Anadolu ve Mezopotamya’ya yayılma.
    VAL CAMONİCA {QAMUNLAR VADİSİ}’nde M.Ö: 5 bin, Milat ile 7 bin yıl önce görülen bu DAMGAYI, pek çok bin yıl önceleri ULUKEM’DE YUKARI ASYA’DA buluruz. {KM} 3
    .............................................
    3} Ön-Türk Tarihi Haluk TARCAN Kaynak yay. 1998 İstanbul 2. Baskı S: 56

    Aşağıda Türk Milletinin M.Ö. 15 bin, Milat ile 17 bin yıl önceden başlayarak kayalara, mağaralara çizmiş oldukları kaya resimleri, DAMGALAR görülmektedir. Tarihte Türkler at sırtında savaşmış başka hiçbir şey yapmamış, sadece yoğurdu uyutmuşlar, diyen şom ağızlı densiz Türk düşmanları görsünler de ibret alsınlar. Atı evcilleştiren, boğayı burup öküz elde eden, tekerleği, arabayı bulan, öküzün müthiş gücünü tekerleğe, tekerleği arabaya, uygulayan, dört tekerlekli yük arabasıyla iki tekerli savaş arabasını bulan, atların hızını arabalara uygulayan, karasabanı icat ederek tarımı kuran bu Milletin hakkını ebediyen ödeyemezler.
    Doğu ve Güneydoğu Anadolu dağlarında, mağaralarında 17 bin yıldan daha önceki bin yıllarda varlıklarının belgelerini DAMGALAR ve YAZI karakterleriyle bu dağlara ve mağaralara kazımış olan Türkleri, Anadolu’ya 1071 yılında gelerek işgal etmiş sayan zihniyet, gerçekten ilim ve irfandan nasip almamış çürük bir zihniyettir. M.Ö. 15 bin yıl, Milat ile birlikte 17 bin yıl önce bu Medeniyet eserlerini kayalara kazıyan Türklerin, böyle bir medeniyet düzeyine ulaşabilmeleri için beş-altı bin yıllık birikimlerinin olması gerekirdi. Bu da 20 ila 30 bin yıldan aşağı etmez. Kamunlar Vadisi Avrupa'dadır. Kamunlar Vadisindeki yazıtlar ile İsveç, İsviçre, Hollanda, İngiltere İskandinavya, Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Van, Hakkari, Erzurum, Orta Asya Damgalı Say yazıtlarının aynı cinsten yazıtlar olması, bu yazıtların aynı soyun eseri olduğunun en açık belgesidir. Bu yazıtlar Üstat Kâzım Mirşan Hocamız tarafından okunmuştur. Sümer Türk yazıtlarını Avrupalılar okudukları için hiç kimse gıkını çıkaramadı. Bizden olan Kâzım Mirşan, Damgaları okuyunca Avrupalılarla bizdeki işbirlikçilerin yüzleri gerildi. Her şeyin Avrupalıdan geleceğine inandırılmış, köküne köksüz bakan kimseler ne yüzsüz kimslerdir.

    LACUX: M.Ö: 8 BİN =10 BİN
    V. COMANİCA: M.Ö: 7 BİN =9 BİN
    AÇIKTAŞ: M.Ö: 6 BİN =8 BİN
    CUNNİ MAĞARASI:M.Ö: 5 BİN =7 BİN
    BAŞET: M.Ö: 6 BİN =8 BİN

    [IMG]file:///C:\Users\BILGEA~1\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\ 01\clip_image013.jpg[/IMG]


    “Aynı şemayı içeren OĞ damgalarını, Doğu Anadolu’da VAN’DA, KIZLARIN MAĞARASI’NDA görürüz. {KM}
    AYNI DAMGALARI, HİTİT KÜLTÜRÜNDE DE BULURUZ. ÖRNEK: EFLATUN PINAR’DA DAHA SONRALARI KARKAMIŞ VE KARATEPE’DE DE KARŞIMIZA ÇIKAR. {KM}”
    {DAMGALARLA ilgili daha geniş bilgi için:www.bilgeata.com SUMELA, AYASOFYA, AKDAMAR ADASI dosyalarını Tıklayınız.}

    AMİD

    AMİD sözü, Dede Korkut’ta HAMİD şeklinde yazılıdır. Hz. İbrahim {sav} Atamızın oğlu AMİD BİN BÜLENDİ den geldiği rivayeti de var. Hz. İbrahim {sav} Atamızın son eşi KANTURA’NIN oğlu MEDYA’NIN oğlu AMED’İN adından geldiğini söyleyenler de var.
    Ermeni tarihçi Moses, milattan bir süre önce bir ARİ topluluğundan AMET adlı bir bölük, Güneydoğu Anadolu’ya yerleşmiş, Bu topluluğun yerleştiği kentin adı AHMEDAN imiş. Bunlar AMADUNİ soyunu oluşturmuşlar. Şeklinde sözler de var.
    Ermeni tarihçi Moses’in, ARİ dediği topluluğa şimdi ARYANİ deniliyor. AHMED sözü ise Sami Arapçadır. MOSES sözü de MİS Türklerinden gelir bir sözdür. Adana’da MİSİS, Kızılderili Kıtasında MİSİS-İPİ Irmağı bu adı taşır. M:ö 6 bin, Milat ile 8 bin yıl önce Mis Türkleri Doğu ve Güney doğu Anadolu, Balkanlar, Çukurova ve Kızılderili Kıtasında idiler. ARİ saf, temiz, katışıksız anlamına Türkçedir.
    Rusya Ermeni diyasporası, Diyarbakır üzerinde hak iddia etmektedir.

    AMED, AMİD=AMA, AMA-İD=AMİD

    AMİD sözü, iki sözden oluşmuş bileşik bir sözdür. Birinci söz A-M-e sözüdür. A-M-e sözü, kadının dişilik organın adıdır. Bu adlandırma kadına da ad olmuştur. Türkler, bu adlandırmayı perdelemek için, A-M-e sözünün ardına bir dişil eki getirmişler. İşte ilk insanın konuştuğu dil, sondan eklemeli bir dil olarak doğmuştur. Söz AM-A şekline sokulmuştur. AM-A AMA sözü bu haliyle de söylenmesinde utanıldığı için M harfi N harfine çevrilerek, ANA şeklinde perdeli olarak söylenmeye başlanmıştır. AM-A sözündeki A son eki, zamiri, dil gruplarında Türk dilinden kalma dişil ekidir. AM-İD sözünün ilk sözü bu ANA sözüdür. ANA KIRALİÇE anlamınadır. AM-İD teki ID, İD bölümü, Tanrı, İlâh, tapınılan Ma’bûd anlamına gelir bir sözdür. ID, İD, IT, İT, IS, İSsözlerinin anlamı, Tek, Tanrı, mabud, ilâh anlamınadır. Tek Tanrılı inançların bozulmasıyla, çok ilahlı inanç hareketleri de buna dâhil olmuştur. Totemler erkek-kadın ilâheler, kıral-kıraliçe ilâheler de buna eklenmiştir.

    AMİD=REKTÖR

    Arap dilinde AMİD=DİREK, ANA DİREK, ANA KOLON, YÜKÜ TAŞIYAN, anlamına gelir bir sözdür. Arapça üniversite: CAMİA’DIR. Topluluk, toplam, bütün, gibi anlamlara gelir. CAMİA’NIN, yani üniversitenin asıl yöneticisine Araplar: “AMİD” derler ki, bizim Avrupalıdan alarak “REKTÖR” dediğimizdir. Bizler hem “ÜNİVERSİTE”, hem “REKTÖR”, hem “DEKAN” sözlerini hep Avrupa’dan almaktayız. Bugün ÜNİVERSİTE, REKTÖR, DEKAN diyen ağızlar, dün Osmanlıların Araplardan aldıkları: “MEDRESE, MÜDERRİS,” sözlerine bütün hınçlarıyla yükleniyorlar; atalarımızın Türkçeyi katlettiğini söylüyorlardı. Oysa bu iddiada bulunan kimseler şimdi, Avrupa’dan devşirdiğimiz terimleri kullanmaksızın konuşamıyorlar. Dünkü atalarımız, güzel dilimizde terim yapmayı unutmuşlar, becerememişlerse, “Türkçe ile bilim yapılamaz, bilim dili Arapça, edebiyat dili Farsça olsun” demişlerse, şimdiki çağdaş Aydıncıklar-uytuncuklar- da Türkçe ile bilim yapılamaz, ilkokuldan son okula dek, eğitimi İngilizce yapalım demekteler. Sizi gidi uytunlar, uydunlar. Sizler aydın değil, ancak ellerin uytunları olabilirsiniz. Bir süre önce de bugünkü çağdaş kuşakların, bugünkü İngilizce uytunlarının fikir dedeleri, okulları baştan sona kadar Fransızca yapalım, Türkçe ile bilim yapılamaz demekteydiler. Bütün bunlara rağmen ön atalarımız bal gibi TERİMLER, DEYİMLER üretmişler, şimdi bizim koşa koşa TERİM, DEYİM kapma yarışına girdiğimiz Arap’ın da, Acem’in de, Avrupalının da pek çok TERİMLERİ, Ön Türklerden kalmadır. Arapların AMİD terimiyle, Avrupalıların kullandıkları, ID, İD, IS, İS TERİMLERİ Ön Türk atalarımızın ürettikleri Türkçe TERİMLERDİR.

    ID, İD, IT, İT, IS, İS

    ID, İD, IT, İT sözleri, TEK, BİR, YEGÂNE demektir. Bu sözlerin hepsi TEK TANRI’YI anlatmak için üretilmişlerdir. Yukarıda açıklandığı üzere bu terimler, Avrupalı uluslar henüz uluslaşmadan önce, GENETİK ŞİFRELERİNİN değişmesinden önce inmekte oldukları ana soydan, Türk soyundan getirdikleri sözlerdendir.
    {Konu hakkında www.bilgeata.com –Y- Kromozomu TIKLAYINIZ.}
    ID ve İD terimleri halen Avrupalı dillerde capcanlı ve Türkçe olarak kullanılmaktadır. Şu anda Türk aydınları, Türk kızları, Türk gençleri, Avrupa’dan ithal ettikleri, kendi öz atalarının öz Türkçe ürünlerini, Avrupa malı sanarak vefasızca kullanmakta olduklarını esefle izliyorum.
    ID ile İD terimlerini Avrupa malı sanan Türk gençleri bu sözleri bakınız nasıl hararetle, çığlıklarla kullanıyorlar. Bu iki Türkçe terim, daha çok müzik, sinema, tiyatro ve benzeri alanlarda ünü artan kişiler için kullanılmaktadır. Ünü artan kişilere Türk gençleri bu sözlerle bağlanıyorlar. Onları İD-OL=İDOL, ID-OL=IDOL ve bir H harfi eklemesiyle HİT sayıyorlar. Yani Ön Türk atalarımızın Yüce Allah’a, Ulu Tanrıya tapınmak için ürettikleri bu terimleri, yeni kuşak Türk gençleri, ulus ayırımı yapmadan ünlenen her bir artist, topçu, ses sanatçısı farkı gözetmeden hepsini HİT ve İDOL yapıyor, ilâhlaştırıyor, putlaştırıyorlar.

    IS, İS

    Ön Türk atalarımız, IS ile İS terimlerini, Yüce Allah, Ulu Tanrı anlamında kullanmaktaydılar. IS ile İS sözleri= TANRI, İLÂH, SAHİP, SAHİP OLAN, SAHİP ÇIKAN, SAHİP ÇIKILAN anlamlarında kullanmaktaydılar. Bu terimler, ezoterik=İlâhi, Tanrısal terimlerdir. Hz. İsa {sav} Efendimizin adı da budur. O konuyu başlı başlına bir dosyada ele almaktayım. Allah Zülcelâl nasip ederse yayına sunulacaktır.
    “Udjat veya “Horus'un gözü”. Eski Mısırlılar için özellikle etkin bir semboldü. Bu motifin örnekleri tapınakların duvarlarında, Pramitlerin yazıtlarında bulunsalar da, daha çok yaşayanların üzerlerinde taşıdıkları, ölülerin ise, mumyalarının sargılarına iliştirilen muskalar olarak kullanılmış. İlginç mitolojik kökenleri var. İlah Horus'un, babası OSİRİS'İN katili rakip ilah Seth ile {ilginç bir şekilde bu durum Horus'u “dul kadının oğlu” yapıyor, böylece sorudaki dul da, {İLÂHE İSİS oluyor} savaşı sırasında bir gözünü kaybettiği söylenir.” 4
    ……………………………………………………………
    4} Dan Brown Süleyman'ın anahtarı ve Şifresi Greg Taylor. Mia Bas.Yay..Tan. Hiz. Tic. Ltd. Şti. İstanbul Çeviren Zeynep Dinçerler. 2005 S=9

    Yukarıdaki alıntıda tespit ettiğimiz ISİS sözü hakkında kısa bir not düşeceğim: Bu ISİS sözü, Tanrı demektir. Türkçe de IS, ID sözleri Tanrı anlamınadır. ID, TEK anlamınadır. Bu TEK, hem SAYIDA TEK, hem de VARLIKTA TEK, yani sayılamayan, sıraya gelmeyen ASAL SAYI demektir. IS, ID, IT sözleri, Sami Arapçada korunup kalırken başına bir H harfi alarak EHAD şekline dönüşmüştür ki, Allah {c.c} hakkında söylendiği zaman, ALLAH EHAD denilir ki, İhlas Suresinin ilk ayeti:

    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
    قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ
    ” De ki: O ALLAH’TIR, BİR-DİR, TEK-DİR.” İhlas 112/1

    Bu Sûredeki: EHAD sözü, Bir demektir. Bir ise asal sayıdır. Bölünme, kısımlara ayrılma kabul etmez.

    ”EDU TEK” 5
    ………………………………………………..
    5} Sümer Dili ve Grameri Prof. Dr. Mebrure Tosun, Prof Dr. Kadriye yalvaç 1. Cilt 1981. Ankara TTK Bas. S=67

    Sümer Türk'leri “EDU” sözünü hem sayılarda TEK anlamında ve hem de TANRI, TENRİ, TENGRİ=DİNGİR, yani TEK TANRI, TEK ALLAH olarak kullanmakta idiler. Bu söz Sami Arapların uluslaşmalarından sonra onlarda eski ataları olan uluslaştıkları soydan kalmadır. Bu konularda yaptığımız çalışmalar zaman içinde ömrümüz olursa, bir de Yüce ve Tek Olan “EDU, ID, = EHAD “ olan Tanrım izin verirse, bunları ve daha nicelerini ortaya koyacağız.
    AMİD sözü, apaçık Türkçedir. Ön Türkçe: ANA KIRALİÇE, ANA İLÂHE anlamına Türkçedir. Arapçadaki AMİD, Rektör, Avrupalıdaki, İD-İDOL, HİT, Mısırdaki İSİS, Hz. İSA {sav} Efendimizin kutlu adındaki İS, IS sözlerinin hepsi Ön Türkçedir.

    KARA AMİD= DİYARBAKIR KALASININ ADI}

    Türklerin, Diyarbakır kalasının taşlarının karalığından dolayı bu kalaya; “KARA AMİD “ demeleri de oldukça uygun olmuştur. Türkler, AMİD sözünü uzun yüz yıllar boyunca kullanmışlardır. Binlerce yıl önce Ön Türk atalarım, şimdiki Diyarbakır’ın yerinde kurdukları Kent’e AMİD, yani ANA KIRLAİÇE, ANA İLÂHE anlamına AMİD dediler. ANA KIRALİÇEYE, ANA İLÂHEYE UNVAN olan AMİD adını koyarak yöreye on binlerce yıl önce TÜRKLÜĞÜN SİLİNMEZ İMZASINIİ, DAMAGASINI KAZIMIŞLARDIR.

    HAYATTA EN DEĞERLİ HAZİNE SEVGİDIR.

  2. #2
    nik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    nik
    Super Moderator
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    3.477
    Tecrübe Puanı
    54
    Rep Derecesi: **
    ÇALINAN TÜRK TARİHİ

    AHTAMARA, AKDAMAR, AGDAMAR ADASI

    KİLİSE, MANASTIR BURGACINDAKİ TÜRKİYE



    …………………………………………………
    1} Vikipedi Özgür Ansiklopedi {alıntı}


    ……………………………
    ……… 3} Vikipedi özgür Ansiklopedi

    Akdamar Kilisesi onarılmaya başlandığında iş bununla bitmeyecekmiş gibi görünüyordu, öyle de oldu. Arkasından SUMELA Manastırı Rum patrikliğine altın tepsi içinde sunuldu. {SUMELA Bilgeata TIKLAYINIZ.}Şimdi sıra Ayasofya, arkasından Heybeliada Ruhban Okulu, Kostantinopol, derken sıra çakma Bizans adlı Doğu Roma’nın ihyasına doğru mu geliyor? Onlar, şu yapılanların ardından çakma Bizans adlı Doğu Roma’yı istemeyecekler mi? Kapı kındırılmış> aralanmıştır.
    “Efendim! Yunanlılar da bir jest yapsınlar, Atina’da bir cami açsınlar.”
    Çeşnisinden ucuz lafazanlıklar yapanları görüyoruz. Yunanistan Atina’da bir cami değil, bin cami açsa ne yazar? Yunan’ın hedefi, Anadolu’yu yeniden ele geçirmektir. SUMELA Manastırının ele geçirilmesi, bunun ardından da Çakma Tırabzon Rum İmparatorluğu ile Pontus Rum İmparatorlukları adlı Hıristiyan Türklerin öz eserleri olan devletleri sahiplenmektir. Yunan’ın kafası Bizans, Ermeni’nin kafası da Bati Ermenistan bulamacıyla kaynıyorken bizim sak durmamız, Ülkemizde çıkartılmakta olan kışkırtmalara karşı ayakta olmamız en doğal haklarımızdandır. Yunan’ın çakma adı Bizans olan Doğu Roma Devleti ile hukuki yönden hiçbir bağı olmadığı bir yana, onların Doğu Roma ile en ufak bir etnik bağı da bulunmamaktadır. Kilise, Manastır açarken ileride başımızı kayalara toslayabileceğimiz gerçeğini Hükümet ya görmüyor, ya görmemezlikten geliyor. Akdamar Adasının AYK, HAYK’LARLA, yani Ermeni kökeniyle en ufak bir ilgisi yoktur. Bu Kilise Gregoryan Mezhebine girerek Hıristiyan olmuş Kıpçak Türklerinin eseridir. Türklerin Anadolu’ya 1071 de geldiklerini sanan insanlar, aşağıdaki belgeleri gördükten sonra da aynı yalanın peşine düşerlerse, “pes doğrusu” demeliyiz

    PAPA VE KAMLAR/KAMANLAR

    “Romalılar sur, kale, mabet, köprü inşa etmeyi Etrüsklerden öğrenmişlerdir. Etrüsklerin dini, dünya işlerine ait bilgileri de içine alıyordu. Meselâ, köprü inşasına ait sanat, usul ve teknik ancak KAMLARIN/KAMANLARIN bildiği birer sırdı. Onun için KAMLARIN/KAMANLARIN bir adı da köprü yapan idi. Romalılar bunu tercüme ederek, “PONTİFEX” şeklinde kendi rahiplerine de unvan yapmışlar ve söz Romalılardan Hıristiyan Kilisesine geçmiştir. Bugün PAPA’NIN taşıdığı başlıca unvan Latince olarak “PONTİFEX MAXİMUS”, Fransızca olarak ”PONTİFE SUPRéME”dir. Anlamı: “BÜYÜK KÖPRÜ MİMARI’ demektir.”4
    .....................................
    4} Etrüskler Türk mü idi? Adile AYDA Türk Kültürünü Araştırma Ens. 1974 Ankara S: 19S: H.V. Morton. “A. Traveller in Ome”, Methuen and Co. London 1966, S: 358. naklen

    TÜRKLER 17 BİN YIL ÖNCE GÜNEYDOĞU’DAYDI

    “Doğu Anadolu’da, M.Ö: 15 binden itibaren kaya resimleri, 7 binlerde yazılar görülür. Güneybatı Anadolu’da, Antalya Beldibi’nde de yazıtlar aynı tarihi verirler. İstanbul’da, Fikirtepe kazılarında çıkmış olan, M.Ö. 6. bin tarihini gösteren toprak kaplardan ikisinin üzerinde: OQ ve OZ Tamgaları ile cisimlenmişler, betimlenmişlerdir.
    “Türkler, buzul döneminin sonunda buz kütlelerinin erimesiyle milyonlarca hektar araziyi su altında bırakan su baskınları sonucunda dağlara, vadilere sığınmışlardır. Örneğin: MÖ: 13 binlerde DOĞU ANADOLU YÜKSEK YAYLASINA GÖÇ, ORADAN DA ANADOLU ve MEZOPOTAMYA’YA YAYILMIŞLARDIR.
    VAL CAMONİCA’DA {QAMUNLAR VADİSİ}’NDE M.Ö: 5 bin yılında görülen bu damgayı, pek çok bin yıl önceleri ULUKEM’de üst Asya’da buluruz. Aynı şemayı içeren OĞ damgalarını, Doğu Anadolu’da VAN’DA KIZLARIN MAĞARASI’NDA görürüz. {K.M} {Kâzım Mirşan} 6
    .............................................
    6} Ön-Türk Tarihi Haluk TARCAN Kaynak yay. 1998 İstanbul 2. Baskı S: 56





    DOĞU ANADOLU’da, VAN’DA BAŞET YAZITINDA, Yılan somut şekliyle görülmektedir, gövdesinin kıvrımlarıyla UW-BU- OZTamgasını oluşturmaktadır.= YÜCE KUTSAL DEĞERLERE GEÇİŞ



    “Aynı TAMGALARI, Hitit kültüründe de buluruz. Örneğin: Eflatun Pınar’da daha sonraları Kargamış ve Karatepe’de karşımıza çıkar.
    “QUT” sözü bugün dilimizde “KUT” şeklinde var olan yukarıda gördüğümüz “QUT” kelimesi “değişmeyen hal”, emniyet, mutluluk, mükemmellik demektir.





    YAPTIRDIKLARI DÖVMELERDEN BİRİSİ DE YUKARIDAKİ TAMGADA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ {ED}={X} TAMGASIDIR. Bu {ED}={X} TAMAGASIYLA ilgili olarak yaptığımız araştırmaları İnşallah ayrı bir dosya halinde sitemizde yayınlayacağız. Güneydoğulu kadınların çenelerine yaptırmakta oldukları {ED}={X} TAMGALARI, 17. BİN YIL ÖNCE ANADOLU’YU YURT TUTAN Ön-Türk Atalarımızın Güneydoğu Anadolu’nun dağlarına, taşlarına, mağaralarına kazıdıkları 24 binden daha fazla TÜRK TAMGALARINDAN günümüze kadar korunup gelmekte olduğunu da ortaya koymaktadır. {ED}={X} TAMGALARININ Orta Asya, Mısır, Balkanlar, Kafkaslar, Avrupa ve Afrika ile Kızılderili Kıtasında bulunmakta oluşu, Türklerin dünyaya yayılışlarının da haritasını çizmektedir. {ED}={X} TAMGALARININ Anadolu’da 17 bin yıl önce var olduğu bu belgelerle kesin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ayrıca bütün Arap,, İbrani, Çin, Tibet, Hint, Japon, İngiltere, İskandinavya, İrlanda, Alpler’e kadar dünyanın 4 bucağına yayılmıştır. {İES/AYS>İzlanda Bilgeata TIKLAYINIZ.}
    “MÖ: 13 binlerde Doğu Anadolu’ya yerleşmiş olan Ön-Türklerin UÇ-UÇU damgasını Doğu Anadolu’da VAN kiliminde gördüğümüz gibi, gene Alplere yerleşmiş olan QAMUNLRDA da görmekteyiz. “ 7
    ......................................
    7} Kökeninde Ön-Türk Kültürü olan Batı. Haluk TARCAN 2. Baskı 2006 İstanbul Baskı Ebru Grafik Basım San: A.Ş: 17, 44, 54, 63, 64, 68, 105

    Bu Tamgaları Üstadımız Kâzım Mirşan okumuş ve çözümlemiştir. Pumpellinin yaptığı kazı çalışmalarında Türkmenistan’ın Başkenti Aşkabat dolaylarında ANAV, adlı bir yerleşke bulunmuş, bu Kent’in tarihi Milad ile birlikte bundan 11 bin yıldan daha önce kurulmuş olduğu bilimsel yöntemlerle tespit edilmiştir. Bu ANAV, ANAU sözü, Ermeni kenti sanılan ANİ Kenti ile aynı sözdür. Bu iki söz aslında tek sözdür. Anlamı ise ANA demektir. ANA sözü ise Türkçedir. Ana sözü hakkında Sitemizde şimdilik bazı bilgiler yer alıyor. Kapsamlı çalışmamız ilerde inşallah yayınlanacaktır. Ön Türklerin ANA adıyla kurmuş oldukları yerleşkeler, Doğudan Batıya doğru yayılmaktadır. Bunlar hakkında özet bilgi sunacağız. Ön Türklerin kurdukları üçüncü yerleşke Adana’da ANAVARZA’ dır. Ön Türklerin ANA adıyla kurmuş oldukları Dördüncü yerleşke ise Anadolu’nun en Batısında Çanakkale’de ANAFARTA kentidir. Dikkatli bakanlar ANAVARZA ile ANAFARTA sözünün aynı söz olduğunu hemen göreceklerdir.
    Türklerin Anadolu’daki varlıklarını 1071 Malazgirt Savaşına bağlamaya çabalayan zihniyetin sahipleri, şu tarihi belgeler karşısında özür dileme erdemini gösterebilecekler mi? Türklerin Anadolu’daki varlıkları şimdilik kaydı ile 17.000 yıl olarak bilimsel kayda geçirilmiştir. Gerçekte Türklerin Anadolu’daki varlıklarının tarihi, arkeolojik çalışmalardan sonra 17.000-yıldan çok daha gerilere götürülecektir.
    Türkler 17. bin yıl önce Doğu, Güneydoğu Anadolu’da Van, Hakkari, Erzurum, İstanbul, Antalya’da kaya resimleri yapmışlardır. Bunlar bilimsel olarak okunmuştur. Bu kaya resimlerinden 7000 yıl sonra yani M. 9000 den Önce de OQ ve OZ Tamgaları yapmışlardır.
    Ön Türklerin 17 bin yıl önce Turkomanya> Güneydoğu Anadolu’yu Yurt tuttukları devirlerde, bu günkü milletler henüz uluslaşma dönemine bile girmemişlerdi. En eski ulus olarak bilinen Çin Ulus’unun tarihi bile en iyimser rakam ile 6 bin yıl öncesine kadar götürülebilmektedir. Kendilerini en eski ulus sanan Germenlerin ortaya çıkışları ise M.Ö. iki yüz yıldır. Toplam tarihleri 2.200 yıldan daha gerilere götürülemez. Hele şu dünyayı Great Britania armasıyla kasıp kavuran, şimdi de Angleş-İnglish adıyla ABD’li YANKE saldırılarıyla caka satanların kendi sözlükleri olan Redhouse Sözlüğü s: 29 Cermen kabilesi olan Anglolarla kaynaşarak Anglesh> İnglish> İngilizleşme tarihleri M.S. 5. Yıldan itibaren başlamıştır. Toplam tarihleri 1500 yıldan bir santim geriye götürülememektedir. {Britanlar BilgeataTIKLAYINIZ}Dünya’nın en eski Ulus’u sanılan Latinlerin, Greklerin ortaya çıkışları ise; M.Ö. En çok bin yılından daha gerilere götürülemiyor.. Roma’yı kuranlar da Etrüsklerdir. Latinler, Etrüsklerin mirasına konmuş, kendilerine öğretmenlik yapmış Etrüsklere akla hayâle gelmedik zulümler yaparak köklerini kurutmuşlardır.

    Özde-tehcir-sözde-soykırım”

    “Bazi yazarlar Ermeni ve Yahudi soykirimlarini mukayese ederler. Dogrudur, yahudiler rakkam olarak bizden fazla sehit vermislerdir. Fakat onlar kendileri icin belki de yabanci bir ulkede yasamalarinin bedelini odediler. Fakat biz ermeniler kendi oz yurdumuzda ve en uzucusu, Devletin himayesinde oldugumuz halde, devletin eliyle soykirima tabi olusumuzdur. Ermeniler binlerce yillik anayurtlarindan sokulup atilmislardir. Geride o topraklarda yalniz kanlarini degil, evlerini barklarini tarlalarini, dini mabetlerini, sarkilarini, oyunlarini, sanat ve kulturlerini yani herseylerini birakip gitmislerdir. Bugün o nimetleri paylasanlar bunlarin hepsini midelerine indirdikden sonra, maalesef simdi o topraklar icin "BATİ ERMENİSTAN" denmesine bile tahammul etmiyorlar...” 8
    ………………………………………………….
    7} “Kevork BüyükAgopyan www.İktidarsiz.com”

    Kevork Büyük Agopyan 64 yaşındadır. ABD’nin Kaliforniya Eyaleti Montebello Kentinde yaşar, Basın konseyinin 2119 bireysel üyesi, Ermeni diyasporasının da etkili elemanıdır.

    ERMENİ DİYASPORA’SI;

    ”TURKOMANAYA, GÜNEYDOĞU’YA; BATI ERMENİSTAN” diyor.”

    Şimdi hükümet; büyük tantanalarla Akdamar Kilisesi, Sumela Manstırı açıyorken Ermeni Diasporası ile Rum Patrikliği ve koruyucuları ABD ve AB liler, başımıza örecekleri çorapların ilmiklerini tamamlamaya çalışmıyorlarsa başka ne dileyebilirim. 19 Eylül 2010 Pazar günü Akdamar Kilisesinde açılış âyini yapılırken bile diaspora toprak talebini gündeme getiriyordu. Turkomanya’nın/Güneydoğu Anadolu’nun BATI ERMENİSTAN toprakları olduğunu iddia eden, Akdamar Adasındaki KİLİSENİN açılmasıyla Ermeni diasporasının, SUMELA MANASTIRININ açılmasıyla da Patrikliğin ne mühim birer köşe taşları diktiklerinin tarihi sorumluluğundan nasıl kurtulacaksınız? Güneydoğu’da> Turkomanya’da ve Karadeniz’de yaşayan insanlar, ileride başlarına gelebilecek belalara karşı uyarılmışlar mıdır? Bu gün Kilise açılıyor, yarın başka neler açılacak, bunları elbette yaşayanlar görecekler. Aziz Milletimizin de bu tür aykırı ve bir o kadar da tehlikeli olabilecek planlardan haberdar edilmesi, Hükümranlık haklarından değil midir? Vekiller, Milletimizden vekâlet isterken açıklık yönetimini en üst seviyeye çıkaracaklarına dair söz vermediler mi?
    Güneydoğu’nun Turkomanya’nın Ermenilerin Anayurtları olduğunu söyleyen Kevork Büyük Agopyan, boşuna mı Ermenistan hayalleri kurmaktaymış? Kevorkların boş konuşmadıkları artık gün gibi ortaya çıkmaya başlamıştır. Ermeni diasporası, tıpkı Rum Patrikliği gibi çok önemli bir köşetaşı elde etmiştir. Bu iki unsurun elde ettikleri köşe taşlarının stratejik boyutu oldukça ürkütücüdür. Elin oğlu taş atmadan nice kuşlar vuruyor.

    TÜRK MİLLETİNİN; MASA BAŞINDA YENDİRMEYECEK YÖNETİCİ ÖZLEMİ, NE ZAMANA KADAR SÜRECEKTİR?

    Yunanlıların kazanımları Pontus’un kalbi olduğu gibi, Ermeni diasporasının kazanımları da HAYK’LARIN kalbi mesabesinde değil midir? Bu iki unsurun kazanımları ters açılarda olsa idi, yani Yunanlılar Akdamar’ı, Ermeniler de Sumelayı alsalardı bu iki kazanım yok sayılabilirdi. Adamlar vuracakları yeri ve zamanı da, duracakları yeri ve zamanı da iyi biliyorlar. Gel de şu Yunan’ın, Ermeni’nin diplomasisinin, etkin gücünden, elde ettikleri kazanımlardan Türk Milletinin geleceği açısından ürküntü duyma! Biz ne yapıyoruz? Daha oyuna girmeden ütülüyoruz. Karadenizlilerle Kürtlerin başına musallat edilebilecek belalardan önemli bir köşetaşı, Akdamar Adası ile Sumela’da kendi elimizle dikilmeye başlandı, desek abartmış mı oluruz? 19/Eylül/2010 günü Ermenilerin Akdamar Adasındaki âyin görüntülerini veren bazı t.v sunucularının zevkten dört köşe olduklarını da kahrolarak, ibretle seyrettik...

    “GREGORYAN TÜRKLERİN STRATEJİK BOYUTU”

    “Ermeni Ulusunun kimliği, onu oluşturan unsurlar itibariyle muhtelif vesilelerle bir şekilde gündeme gelmiş ve fakat ilgili bütün yönleriyle ele alınıp Türk Ulusal kimliği açısından irdelenmesine yeterince gidilememiştir.
    Biz bu yazımızda, “Ermeni” ulus kimliği ile karşımıza çıkarılan toplumun, etnik kimlik olarak mitolojik HAY/HAYK KAVMİNE bağlanması, Hay Kavminin Kafkasya’da yaşamakta bulunduğu HYISTAN’IN çok daha kuzeyindeki YÜKSEK ÜLKE ANLAMINA GELEN Ermenistan adı ile yurt anlamında bütünleştirilmesi, sonunda Hıristiyanlığın mezheplerinden bir mezhep olan Gregoryanlığın Ermeniliğe nasıl milli mezhep haline getirildiği üzerinde fazla durmayacağız.
    Ermenilerin tarihin muhtelif devirlerinde farklı coğrafyalarda küçük adacıklar halinde sahneye çıkışları, Gregoryan mezhebi ile izah edilebilir. Zira Ermeniler büyük bir ırk’ın kolu olmadıkları gibi, göçmen bir ırk ta değillerdir. Ermenilerin birbirlerini çürüten iddialar şeklinde; Urartular, Hititler, Eriklerle, Tıraklarla bağlantılandırılmalarının izahı da burada yatmaktadır. Ermeniler Gregoryan mezhebini tamamen ve sadece kendilerine mahsusmuççasına sahiplendikleri nispette ve sürece bu inanca mensup olan halkları Ermeni’den saymışlar, bu geçmişlerini de Ermeni geçmişi olarak algılayıp yansıtmışlardır. Ermeni ulus inşası zihniyetinde var olan bu husus ALBAN Ermeni kültürel miras ilişkileri itibariyle de görülmektedir. Gregoryan kilisesinin ilk kurucusu ve Kafkasya’da Hıristiyanlığın ilk banisi olma adına, bu kavim Türkistan KÖKENLİ bir halk olan ALBANLARIN da kültür mirasını sahiplenmek istemişlerdir. {Y. kalafat M.N. sezgin. ag.m; Yaşar Kalafat, Albanlar Tarihi ve Ermeni Kültür Stratejisi” Siyasi ve Kültürel Boyutları ile Ermeni sorunu, İki bin yir mi üç dergisi S=1,2, S=16-26.}
    Konumuzu doğrudan ilgilendirmemekle birlikte, üzerinde durduğumuz inşası süren Ermeni ulus kimliğinin mitolojik boyutu ile Batı Türklüğünün Ulus kimliği ve Anadolu’da var olma mücadelesinin bağlantılı bir yakası da, ARZ-I MEV’UD-VAAT EDİLMİŞ TOPRAKLAR İNANCI MESELESİDİR. Ermeniler kendilerini Tanrı tarafından seçilmiş bir halk, aynı zamanda Nuh Peygamberin gemisinin Ağrı Dağına oturması ve Nuh’un Torunu HAYK’IN ataları olduğunu iddia ederlerken, İncil’de geçen cenneti sulayan dört ırmağı KÜR, ARAZ, DİCLE ile FIRAT olarak algılarlar. Bu Irmakların geçtiği toprakların Tanrı tarafından kendilerine vaat edilmiş olduğuna inanırlar. {Rouben Torrossian, The Contemporay Armenian Nationalist Movement, S:25,26, Aktaran M.N sezgin,a.g.m.}
    Bu topraklar, SALTUKNAME’NİN; “Raviler aydur, Peygamber buyurdu ki: “Cennette Tuba ağacının altından akan dört Irmak vardır. Bunlar; Seyhun, Ceyhun, Fırat, Dicle ve Nil‘dir.” diye belirttikleri topraklardır. Böylece Batı Türklüğü Anadolu müştemilatı ile Azerbaycan ve müştemilatı, ulusal kimliğinde vaat edilmiş topraklar mitolojik inancı yer almış olan İsrail’in güneyden ve Ermenistan’ın kuzeyden kıskacı altında olup, pençenin veya kıskacın kolları ABD’nin elindedir. {Kuzeyden Ermenistan Güneyden İsrail Tehdidi altında” İkibin yirmiüç Dergisi, 15 Kasım 2003, S:3, S:14-18 Büyük Ortadoğu projesi, İsrail Özne Türkiye nesine” İkibin yirmi üç Dergisi Mart 2004 S=30, S=42-46} Yaşar Kalafat, “Türkiye

    Bu itibar ile ABD’lilerin hakimiyetinde bölgesel aktörlerden birisi Gregoryanlık ise, şüphe yok ki, gregoryan Türkleri bu nokta itibariyle de ayrıca önem arz eden faktördürler. {Yaşar kalafat , “Misyonerlik-Azınlık okulları Gergefinde Gregoryen Türkler” Türk Dünyasına Bakışlar, Prof. Dr Mehmet Saraya’a Armağan, Derleyen Halil Bal, Muhammet Erat, İstanbul, 2003 S:377-385}
    Günümüzde saldırganlığı ile varlığını sürdürmeğe çalışan 200 değişik etnik unsurdan oluşan {I. M. Diakonoft, The Pre-History of Armenian People, New York 1984, S.101-130, aktaran , M.N. Sezgin, ag.m.} bu kimlikte Ermenice olarak bilinen dilin oluşması da, bu kültür ortamının bir üründür. {Kegam Kevorpyan, mitolojik evrim Tarihi, İstanbul 2000. M.N. Sezginden . a.g.m.} 8
    ……………………………………………………………….
    8} Dr. Yaşar KALAFAT Gregoryan Türklerin Stratejik Boyutu

    HAY, HAYK SÖZLERİNİN KÖKENBİLGİSİ

    HAY, HAYK sözlerinin anlamına ve köken bilgisine bakalım: Türkçe sesli harflerle başlayan sözler Sami ve Avrupalı dillerde korunup kaldığı zaman bu sözler genellikle başına bir –H- harfi alır. HAY ve HAYK sözlerinin kökeni AY ve AYK tır. AY sözü; AY-MAKTAN, yukarı çıkmaktan buyruk kipidir. AY>YUKARI ÇIK. Demektir. AYK sözü de Aymış, yukarı çıkmış anlamınadır. AY sözü –AB, AĞ, AV, şekillerine girebilir. AB, AĞ, AV, AY sözleri yukarı çıkmak, yükselmek, yüce olmak, yücede bulunmak gibi anlamlara gelir Türkçe bir sözdür. Ermenilerin kendilerini Hz. Nuh {sav} Atamızın torunu HAY’DAN, HAYK’TAN geldiklerini söylemeleri hakkında şu tespitleri yapabiliriz. Eğer Hz. Nuh {sav}’in HAY, HAYK adlı bir torunu varsa, bu çocuğun adı da öz be öz Türkçedir. Aşağıda 11. Sûre olan Hud Sûresinin 43. âyetinde görüleceği üzere Nuh {av}’in oğullarından birisi: “Ben dağa AVACAĞIM” demiş, sonra da suda boğulmuştur. Ermenilerin Hz. Nuh {sav} Atamızın torunu HAY veya HAYK’TAN geldiklerini söyledikleri torun, suda boğulan bu oğulun oğlu olmalıdır. Kur’an-ı Kerim’in 11. Hud Sûresinin 43. ayetinde AVMA, AĞMA, AYMA sözünü kullanan Hz. Nuh’un suda boğulan oğludur. O, inkârcılardan, putperestlerden olduğu için bu AĞ-MA, AV-MA, AY-MA sözünü kullandığı sırada suda boğulmuştu. Bundan dolayı da bunun adı AYK, yani AYIK olarak söylenmiştir. AYIK sözü, AĞMIŞ, AVMIŞ, AYMIŞ, yukarı çıkmış olarak biraz da alay konusu edilerek anılmış olmalıdır. Bu kişi AY’A-MADAN, AĞA’A-MADAN, AV’A-MADAN suda boğulduğu için sanki AY’MIŞ gibi, yani yukarı, DAĞA çıkmış gibi adı AYIK, HAYIK olarak söylenmiş olmalıdır. Ermeniler, kendilerini Hz. Nuh {sav}’un bu oğlunun oğlundan gelmiş sanıyorlar. Eğer Hz. Nuh {sav}’in HAY, HAYK adlı oğlu bu suda boğulan oğul olmalıdır. O takdirde bu oğlanın adının da Türkçe olduğu belgelenince Ermenilerin HAY, HAYK adlı toruna sahip çıkmaları, oldukça renklenecek demektir. Hem ARMEN, ERMEN sözü, hem de AY ve HAYK sözleri Türkçe olduğuna, Ermenilerin ALBANLARLA ilişkileri de dikkate alınacağına göre, ALBANLARIN ve Ermeni Yurdunun YÜKSEK, YÜCE anlamına geldiğine, bütün bu anlam ve kavramların da Türkçe olduğuna göre Ermeni’yi dikkatle incelememiz gerekiyor. Şu tespitlerin ışığındaki çözüm, ulusların belli bir tarih sürecinde GEN Fırlamaları, DNA kaymaları, sonucunda yeni birer ulus şeklinde var edildikleridir. Bu dönemden sonra yeni bir dil, yeni bir kimlik kazanarak GEN ve DNA değişimlerine uğratılarak yeni bir ulusa dönüştürüldüklerini anlamaya başlıyoruz.
    Dünya uluslarından bir kısmının ulus adlarının Türkçe olması şaşırtıcıdır. Bunlara örnekler çoksa da şimdilik bir kaç örnekle yetinelim. RUS Ulus’unun adı Türkçedir, KIZIL demektir. İngiliz Ulus’unun adı BRİTAN’dır Türkçedir, Birinci, öncü, aristokrat demektir. {Britanlar BilgeataTIKLAYINIZ} MISIR Ulus’unun adı Türkçedir, SINIR demektir. İrlanda Uus’unun adı Türkçedir, Mağara Ülkesi demektir. İzlanda Ulus’unun adı Türkçedir, Soğuk Ülke demektir. {İzlanda, Ais, Ayaz, Ayas BilgeataTIKLAYINIZ}

    AĞMA, AVMA, AYMA

    Dünyada ilk insanın yaptığı ilk barınak, ilk ev, ilk yurt: AĞMA>, AVMA> AYMA olarak adlandırılabilir. Bunlar direkler bir birine çatılarak, yapılır. Bunların hem içinde, hem üstünde yatılabilirdi. Bunlar sahibini güvende tutar. Kurdun-kuşun, yılanın-çıyanın ulaşamayacağı bu yere çıkmaya: “Ağma, Avma, Ayma denir. Bunun ettirgen hali: AĞMA-LAMA, AVMA-LAMA, AYMA-LAMA dır. Bu sözler tek sözdür. Anlamı: Yükselmek, yücelmek, yukarı çıkmak anlamına Türkçedir. Arapların HAYMESİ, Almanların “HEİMAT ve HEİM “ HAYIM şeklinde Yurt, ev-bark, Vatan dedikleri söz de bundan başka bir söz değildir.

    AYMA-ANA, HAYMA-ANA> HAYMANA

    AYMA ANA olarak bilinen HAYMA HATUN, HAYME-ANA; Ertuğrul Gazi’nin Anası, Osman Gazinin Nenesidir. Gündüz Alp Ayma/Hayme Ana’nın kocası, Ertuğrul Gazinin de babasıdır. Gündüz Alp’in Ankara dolaylarındaki bir savaşta şehit olduğu düşünülüyor. Gündüz Alp’in şehit düşmesinin üzerine, AYMA ANA Kayı Boy’unun/Karakeçililerin başına geçti. Hayma Ana Kayı Boy’unu bu günkü HAYMANA {AYMA-ANA} İlçesinin bulunduğu güzel yöremize yerleştirdi. Burada kurulan Kent’in adı: AYMA ANA; AYMANA, sonraları HAYMANA şekline dönüştü. Şahsen kendi Oymağım olan Soysalı Oymağı ve KOCADURMUŞOĞULLARI Kahraman Maraş’ın Ekinözü İlçesi Soysallı Köyünün Karkeçili/Kayı Boyu listesine dahil edilmesiyle Ceyhan’ın Soysalı Köyünden ayrılan bu kardeş köy ile Develinin Soysallı Köyü, Erzin Fakihler, Gökler, kadirli Kocadurmuşlar, Fekenin Koca’ları, Kocadurmuşları, Tomarzanın Şıhlı Köyü, Yemen Turmiş’ler, Eskişehir Soysallar Kayı Boy’undandır. {Soysallı Bilgeata Tıklayınız} Haymana Beldemize sonra Turkomanya’dan/ Güneydoğu’dan yerleşenler de Kayı Boy’undan seçilmişlerdi. Bunların Kurmançi>Kurmançu /Kürtçe konuşmaları bu gerçeği değiştirmez. Hayma Ana daha sonra Kayıları Kütahya İl’imizin Domaniç beldesine ulaştırdı. Sin’i/mezarı Domaniç’tedir. {Haymana- Bilgeata Tıklayınız}
    “Ermeni” ulus kimliği ile karşımıza çıkarılan toplumun, etnik kimlik olarak mitolojik HAY/HAYK KAVMİNE bağlanması, HAY Kavminin Kafkasya’da yaşamakta bulunduğu HAYISTAN’IN çok daha kuzeyindeki YÜKSEK ÜLKE ANLAMINA GELEN “ Y. Kalafat
    Dikkatli bakışlar “HAY, HAYK” sözlerinin Yüksek anlamına gelmekte olduğunu hemen göreceklerdir. Bu “HAY ve HAYK” sözleri öz be öz Türkçedir. Zaten ortaya koyduğumuz belgeler de bunu ispat etmektedir. Bu sözün kökeni, “AĞ, AV, AY, AB” şekillerinde dahi söylenen sözdür. Ayrıca da “ABİB” şeklinde de kullanılır. İsrail’in ilk Başkenti “TEL ABİB” “Tel AVİV” Yüce, Yüksek, ulu “TEPE” anlamına gelen sözde olduğu gibidir. Bu sözlerin hepsi yüksek, Yüce, yükselmek, anlamlarına gelir. Araplar ve İbraniler “ABİB” şeklinde söylerler. İsrail’ Devletinin ilk kurulduğu zamanki Başkent’inin adı: “TEL ABİB” idi. Türkler bu sözü “TEL AVİV” şeklinde söylerler. Türk Ulus’unun kullanmakta olduğu “TEL AVİV” şekli, aşağıda görüleceği üzere Kur’an-ı Kerim’e de oldukça uygundur. Araplarla İbranilerin yani Yahudilerin kullandıkları “ABİB” şekli Kur’an âyetine anlam yönüyle uyduğu halde şekil yönüyle farklıdır. Kur’an-ı Kerim’de geçen söz ile Türklerin kullandıkları “AVİV” şekli tıpa-tıp uyuşmaktadır. Belgesi aşağıda sunulmuştur.
    بِسْمِ اللَّهِ الرَّØ*ْمَنِ الرَّØ*ِيمِ
    قَالَ سَآوِي إِلَى جَبَلٍ يَعْصِمُنِي مِنَ الْمَاءِ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ إِلَّا مَنْ رَØ*ِمَ وَØ*َالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقِينَ Hud 11/43

    Nuh'un Oğlu şöyle dedi: "Ben, beni sudan koruyacak bir dağa AVACAĞIM> ÇIKACAĞIM". { SE- ÂVÎ İL CEBELİN} Nuh da: "Bu gün Allah'ın Merhamet ettiğinden başkasını, Allah'ın bu Buyruğundan koruyacak hiç kimse yoktur." dedi. O sırada dalga aralarına giriverdi. Oğlu boğulanlardan oldu.” Hud 11/43

    Dikkat edilirse bu ayette geçen “AVİ“ sözü, İsrail’in ilk başkenti olan “TEL AVİV” sözünün aynısıdır. Açıkladığımız üzere Araplarla İsrailliler: “TEL ABİB” Türkler ise: “TEL AVİV” derler. Kur’an-ı Kerim de bu söz: ” سَآوِي SE- “AVİ” şeklinde Türklerin kullandıkları gibi geçiyor.
    Bu sözü “AVİ” şeklinde söyleyen kişi Hz. Nuh {sav}’in oğludur. O, “Ben dağa AVACAĞIM” demekteydi. O sırada su onu yuttu. AĞMAK, AVMAK, AYMAK, yükselmek, yukarı çıkmaktır. {Tillo Bilgeata Tıklayınız}
    {Hz. Nuh {sav} Atamızın 12 göbekten torunlarından pek çoğunun adlarının anlamlarını çözerek yayınladım. {Tek Ana-Tek Ata BilgeataTıklayınız.} HAY, HAYK sözleri Ermeni Ulus’unun Ulus adıdır. Bu konu hakkında Türk ve Dünya kamuoyları net bilgilere sahip değillerdir. Bu sözlerin hepsi de Türkçedir. Buna şaşmamak gerekir. Ayrıca bu açıklamalar kesinlikle zorlama da değil, aksine çok değerli belgelerdir. Dünyada birçok ulusun adının Türkçe olduğunu, köken bilgilerini inşallah açıklayacağız.

    “AĞ-=çıkmak, belirmek, yükselmek, ağmak.” 9
    “heave {hi:v},v.t.& i.{-d,-d or hove, hove} Kaldırmak, yükseğe kaldırmak.”
    “heave {hi:v}, n. Kaldırmağa uğraşma, kabarma, şişme”
    “heav’en {even} Gök, sema; cennet; {W.Cap.} Allah, Cenab-ı Hak; saadet, mutluluk, saadet yeri; hof hh.: Cennet-i Ulya=En yüksek Cennet”
    “heav’en.ly {hevenli}, a. Göke ait, gökte olan, semavî, İlâhî, cennet gibi”
    “heav’en. Ward {hevenward},a.&. Adv. Göğe doğru, cennete doğru.”
    “heav’er {hi:ver}, n. Kaldıran, yükselten” 10
    “Hebe’arm; el manivelası=kaldıraç”
    “Hebel m 1. manivela, kaldıraç”
    “Hebe’muskel m an. Kaldıran, elevatör, n..kaldırmak, yükseltmek” 11
    .................................................. .....
    9} Divan-ü Lügat-it-Türk Kaşkarlı Mahmut Tdk Çev. Besim Atalay C:4. S: 9
    10} Yeni Redhouse Lügati İngilizce-Türkçe 1958 İstanbul S:486
    11} Almanca Türkçe sözlük Karl Steuerwald 1993 1. bas. İstanbul S=281

    İngiliz dilinde: “heav’en, heav’er, sözleri, yüksek, yükselmek, Allah {c.} Yüce Cennet, kaldıraç, kaldıran, yükselten anlamlarına geldiği apaçık görülüyor. Heven sözüne dikkat edersek bu sözdeki H harfi yukarıda söylediğimiz gibi, düştüğü zaman EVEN olur. Bu da Avmak, yukarı çıkmak, yükselmek anlamına gelir. Türklerin Cennet sözüne Uçmak demeleri de bundan olsa gerektir.
    Alman dilinde bu söz Arap-İsrail yani samiler/Semitikler gibi V yerine B ile kullanıldığı ortaya çıkıyor:“Hebe‘arm, Hebel, Hebe’muskal sözleri de yüksek, yükseğe kaldırmak, yukarı kaldıran alet anlamlarına gelmektedir. B,F,M,P,V harfleri dudak harfledir. Bir bilerinin yerine geçerler, dönüşürler.

    TAMARA, KİNAS>KİNYAS, KÜNAS, GÜNEŞ PRENSİ

    Van Gölü’ndeki Akdamar adlı Adadaki Kilise, M.S. 915-921 yılları arasında Kıral I. Gagik tarafından MANUEL adlı bir mimara yaptırılmıştır. AKDAMAR sözü, AKTAMAR, AĞDAMAR, AĞTAMAR, AH TAMARA şeklinde de söylenir.
    “SUMELA Manastırının şimdiki durumuyla varlığını M.S: 13. Yüzyıldan itibaren sürdürdüğü bilinmektedir. M.S: 1204 tarihinde kurulan Trabzon KOMNENOSLARI PRENSLİĞİ’NDEN III. ALEXİOS {M.S:13491390} zamanında Manastırın önemi artmış ve fermanlarla gelir sağlanmıştır. III. ALEXİOS’UN oğlu III. MANUEL ve sonraki dönemde de de SUMELA yeni fermanlarla zenginleştirilmiştir..
    O devirlerde Kıbçak Türklerinden bir bölüğü Hıristiyanlığın Gregoryan Mezhebine girmiş, daha sonra bunlara sahip çıkılmadığı için Ermenileştirilmişlerdi. Anadolu’nun asıl sahibi olan Kuman Türklerinden bir bölüğü de Hıristiyan Ortodoks mezhebine girmişlerdi. Ortodoks Mezhebine giren Türkler Yunan’ca, Gregoryan Mezhebine girenler de Ermenice adlar almaya başlamışlardı. Türkler Müslüman olduktan sonra Arapça adlar almaya başladıkları gibi onlar da ya Grekçe, ya Ermenice adlar aldılar. Yukarıdaki alıntıda görüleceği üzere Karadeniz Yöremizde Hıristiyanlığı seçen Komenus, Komenos> Kuman Türklerinin Başkanları, Kaanları da Grekçe, Yunanca adlar almaya başlamışlardı. Bunun çok çarpıcı örnekleri varsa da biz yukarıda bu örneklerden ciddi bir iki örnek vermekle yetindik. “III. ALEXİOS’UN oğlu III. MANUEL” örneği dikkatle gözlenmelidir. Yunanistan’ın eski Başbakanı: “KOSTAS KARAMANLİS” capcanlı bir örnektir. Kostas Karamanlis’in Yunanlılıkla hiçbir ilişkisi olmadığı, kendisinin Karamanoğulları soyundan geldiği halde biz onları Grek sayarak dışlamışız.
    Akdamar Adasındaki Kiliseyi yapan mimarın adı MANUEL idi. Tırabzon Kuman Türk İmparatorunun oğlunun adı da. III. MANUEL’dir. Kendisi de Kuman, Komenus, Kumenos Türk Hanedanlığından Devlet Başkanıdır. Anadolu o zaman da, daha önce Pontus Türk Devleti zamanında da Türklerle kaplıydı. O ön devirlerde kale, köprü, tapınak yapımını ancak Türkler biliyordu. Bu işler gizemli birer sanat idiler. Yukarıda Adile Aydanın belgesine yeniden bakınız. Şimdiye kadar yapılmış olan Roma, Doğu Roma>Çakma Bizans, ve öteki ulusların yaptıkları tapınak, köprü vs. yi Türk Kamları, Kamanları yaptılar.
    Akdamar Adası, bilindiği üzere Van Gölündedir. O günkü Van’da yoğun olarak Türkler yaşıyordu. VAN adının öz be öz Türkçe olduğunu İnşallah yakında açıklarız. Şimdiki Ukrayna ve Kafkaslar, o zamanlar KİNAS, KİNİAS, KÜNAS, KİNYAS, KÜNEŞ, GÜNEŞ Türk Prenslerinin öz vatanıydı. Onların en son temsilcisi yakın zamanlarda kaybettiğimiz KİNYAS KARTAL idi. KİNYAS KARTAL, orta Asya’dan Kafkaslara, oradan da Van dolaylarına yerleşmiş bir Türk KİNAS’I, GÜNEŞ prensleri soyundan inmekteydi. Hitit Devletini, Yunandan önce Balkan Sahasında APOLLON adlı ilâhlarının gücünü yayanlar da işte bu GÜNEŞ, KİNYAS adlı Türk prensleriydi. Hitit kırallarına KİNAS, KİNYAS, KÜNAS, KÜNAŞ, GÜNEŞ, unvanı veriliyordu. Bu prenslerle, kıralların çevrelerini güneş gibi aydınlattığına inanıldığı için bu unvanı almışlardı. KİNAS, KÜNAS, KÜNAŞ, GÜNEŞ unvanı, Balkanlarda Yunanlıların bir ilâhı imiş gibi gösterilen APOLLON’UN da unvanıydı. GÜNEŞ, KİNAS, KİNYAS adlı Türk prenslerinden bazı oymaklar, Güneydoğu Anadolu, Turkomanya’da uzun yüz yıllar boyunca varlıklarını korumaktaydılar. Zaman-zaman yapılan göçlerle erimeden, asimile olmadan varlıklarını yüz yıllar boyunca sürdürdüler. Merhum Kinyas Kartal’ın kendi açıklamalarına göre birkaç yüz yıl önce bazı sebeplerden Diyarbakır dolaylarından Kuzeye göçtüklerini biliyoruz. Ondan önceki devirleri ise Merhum Kartal açıklamıyor. Ondan önceki devirlerde Merhumun kökeni Orta Asya’ya, Oradan da Kafkasya ve Ukrayna’ya dayanmaktadır.

    AH TAMARA

    Deşt-i Kıpçak Türk İmparatorluğunu kuran Kıpçak Türkleri, Gregoryan Mezhebine girdikten sonra azar-azar Ermenileştirilmeye başlanmıştı. Akdamar Adasının macerası da bu Kıpçak Türklerinin söylencelerinden birisiydi. Kıpçak efsanesine, söylencesine göre: Adadaki Kıpçak Türklerinden Gregoryan Mezhebine girerek Hıristiyan olmuş bir keşiş, Gregoryan Mezhebine girdikten sonra dahi Türkçeyi unutmamış, kızının adını da Türkçe TAMARA koymuştu. Zaten Gregoryan Mezhebine giren Kıpçaklar, uzun yüz yıllar boyunca ve halen de Türkçe konuşurlar. İbadetlerini de Türkçe yapıyorlardı. Bunlara Selçuklular da, Osmanlılar da sahip çıkmadılar. Gerekli bilgilendirme yapılmadı. Çukurova, Adana Ermenilerinin bir tek cümlecik Ermenice bilmediklerini, Ermeni isyan komitası Hınçakyan Terör Örgütünün elebaşı 1909 yılında bizzat kendisi itiraf etmektedir. Yakın bir gelecekte inşallah KİTAPLAŞMASINI UMUYORUM.
    O devirde Van’da yoğun olarak Türkler yaşamaktaydı. Bunlardan KİNAS, KÜNAS, KÜNAŞ, KÜNEŞ, GÜNEŞ adlı Türk Prenslerinden bir genç, Kıpçak Türklerinden Ermenileşmiş keşiş’in kızı TAMARA’YA âşık olmuş, her gece yüzerek Adaya çıkıyor, sevgilisi Tamara’nın yaktığı ateşe doğru yüzüyor, orada buluşuyor, sabaha karşı yüzerek geri dönüyormuş.
    Van Yöresi Hz. Ömer zamanında M.S. 675 yılında fethedildi. 10. Yüz yıla kadar İslâmiyet, oldukça geniş alanlara yayılmış idi. Kızını Müslüman olmuş KİNAS, KİNYAS, KÜNAŞ, GÜNEŞ Türk prensine vermek istemeyen, kendisi de Türk olan Gregoryan Keşiş, bir gece KİNAS, GÜNEŞ Prensin kızıyla buluştuğu yere kendisi gitmiş. Sürekli olarak ateşin yerini değiştirerek, KİNAS, KÜNAS, KİNYAS, KÜNYAS, KİNYAS, KÜNEŞ>GÜNEŞ Prensinin güçten düşmesini sağlamış, güçten düşen Kinyas Türk Prensini, azgın dalgalar kayalıklara fırlatmış, o sırada: “AH! TAMARA” diyerek can vermiş, bunu öğrenen Kıpçak Türk güzeli Tamara da kendisini azgın sulara atarak dalgaların arasında kaybolmuş.

    AKTAMAR/AHTAMAR> AH TAMARA ADASI

    Hıristiyan Gregoryan Mezhebine giren Türk soylu Kıpçaklı keşiş, kızının adını TAMARA koymuştu. Ermeniler ise TAMARA sözünün Ermenice olduğunu sanarak, bu Adanın Ermenilerin malı olduğunu sanıyorlar. Oysa TAMARA sözünün öz be öz Türkçe olduğu hakkında aşağıda açıklama yapılacaktır. Şurasını hemen hatırlatalım ki, HAY, HAYK kavminin, yani Ermenilerin bugünkü varlıklarını pek çok Türk boy ve oymaklarının, özellikle Kıpçak Türklerinin Gregoryan Mezhebine girerek Ermenileştirilmiş olmalarına bağlı olduğunu artık biliyoruz. Bundan sonra Ermenileştirilmiş Kıpçak Türklerinin, gerçek kimliklerini DNA testleriyle öğrenmelerinin zamanı gelmedi mi? Bu savımızı yadsıyan Kıpçaklar, lütfen Hazaryalı Musevilere baksınlar. Onlardan bir bölümü, yıllardan beri kendi öz kökenlerini aramaktaydılar. Kendi kökenlerini arayanlardan birisi de TONY TURK adlı ABD vatandaşıydı. “Tony Turk” adlı siteye girdiğiniz vakit orada her şeyi açık seçik görebilirsiniz. Tony Turk’un, “TURK GENOLOGY” adlı sitesine girdiğinizde: “Benim de soyadım Turk.” diyen elli bin dünyalının başvurduğunu kendiniz görün. Bunların Türkiye’den baş vurduğu sanılmasın. Çoğunluğu Musevi’leşmiş Türklerdir.
    KIPÇAK, KUMAN Türkleri kitleler halinde Gregoryan Hıristiyanlığa girerek sonunda Ermenileştirilmişlerdir. Ermeniler Gregoryan Mezhebini Milli bir Ermeni Mezhebi haline getirerek bütün Gregoryan Türkleri sahiplenmişler ve onları Ermeni kiliselerinde papazlar eliyle Ermenilik bilinci aşılayarak Ermenileştirmişlerdir. Ermenileştirme çalışmaları, din taassubu kullanılarak dinden milliyete aktarım projesi ile başarılmıştır. Bu sistem aynen Ortodoks Hıristiyanlığa sokulan Türkler, özellikle Karamanlı Türklerle Yafetik kökenli, Rumların Ortodoksluk taassubu kullanılarak Grekleştirilmeleri gibi yapılmıştır.
    Akdamar Adasıyla ilgili söylence adı üstünde bir söylencedir. Yukarıda bu söylencenin asıl kime ait olduğu açıklandı. Bu söylence doğrudan-doğruya Kıpçak Türklerinin bir söylencesidir. Adanın adı TAMAR da olabilir, TAMARA da olabilir, her iki söz de Türkçedir. İnsanların ve öbür canlıların hayat damarlarına Türkler TAMAR derler. Bu tamarlar canlıların yaşaması için temel teşkil ederler.
    Kadim Türk dilinde T harfi ile söylenen söz DAMAR şeklinde değil, TAMAR şeklindedir. Damar Anadolu Türklerince yumuşatılarak söylenir. Oysa Orta Asya Türkleri halen TAMAR derler. Orta Asya’da Damar, Tamar şekillerinde kullanılır.
    “Tamır=damar, sinir Bk. Tamar {Oğuzca}, tamur.{Rd., Alt., Tel., Şor., Sağ., Koy., Kg., Kaz.; Caf., T.T., An. İnd., U.; Müh.}” 12
    “Tamar:- Damar.” 13
    “Tamır:-kök; tamır cay- Kök salmak; Tamır Kırk-1} kökünü kesmek. 2} kan damarı, nabız” 14
    “Tımar, tımarlan: Kökleşmek.” 15
    . Tamar-Damar {BM, BV, CC, İM, İN, Kİ, TA, RH, TZ} KRŞ. Damar. Tamar. Tamır. Tamur.” 16
    “Tamır, isim. 1. Bitkilerin kökü,. 2. İnsanın veya hayvanın kan damarı. 3. Dost arkadaş. 4. Esas, sebep.” 17
    “Tamar: Damar.-boyun tamarı, yürek.” 18
    .................................................. ....
    12} Divan-ü Lügat-it-Türk age. C: 4. S: 568-569
    13} Codex Cumanicus. Kuman Türk Lehçesi Sözlüğü. K. GRÖNBECH Çev. Prof. Dr. Kemal AYTAÇ Kültür Bakanlığı. Yay TTK Bas. 1992 Ankara S: 177
    14} Kırkız sözlüğü Prof. KK. Yudahin Çev: Abdullah Taymas.Tdk.1945 C:2. S:704
    15} Çuvaşça Sözlük H. Pasoonen Tdk. 1950. S: 177
    16} Kıpçak Türkçesi sözlüğü Prof. Dr. Recep Toparlı Yrd. Doç. Dr. Hanifi Vural Yrd. Doç. Dr. Recep Karaatlı Tdk. 2. Baskı. 2007. Ankara S: 260
    17} Kazak Türkçesi sözlüğü Tercüme: Hasan Oraltay. Doç. Dr. Nuri Yüce. Saadet Pınar Türk dünyası Araştırmaları Vakfı İstanbul 1984 S: 262
    18} Kur’an Tercümesi Muhammed Bin Hamza XV. Y. Yıl 2. Cilt. Sözlük. Hazırlayan Dr. Ahmet Topaloğlu Kültür Bakanlığı yay. Mil. Eğ. Bas. İstanbul 1978. S: 554

    Yukarıdaki belgelerde görüldüğü üzere DAMAR sözü, kadim devirlerde ve özellikle Anadolu dışında kalan Türkler arasında TAMAR şeklindedir. Tamar sözünün Türkçe olduğu hakkında daha pek çok Türk Boy ve Oymaklarından belge koyabiliriz. Yukarıdaki belgelerin yeterli anlatımı yaptığına inanıyorum.
    TAMAR sözünün Türkçe olduğu kesinleştikten sonra, TAMARA sözünün kökenbilgisini elimizden geldiğince açıklamaya çalışacağız. Türkçede dişil eki pek işlek değildir. Buna rağmen Türkçede dişil eki vardır. Pek çok kişi Türkçede dişil eki yok sanır. Bizim tespitlerimize göre Türkçedeki dişil eki zaman içinde Sami dillerde korunarak o dillerin özellikle Arapçanın asli unsuru halinde gelişmiştir. Buna rağmen Türkçede dişil eki çok cılız vaziyette kalmıştır. Dilimizde dişil ekine bir örnek BEĞ sözüdür. Bu BEĞ sözünü dişil haline getirmek için sonuna -a- e- harfleri gelir. BEĞ erkek Bey, -BEĞ-E, BİK’E Dişi Bey. Sevim-BİG’E, sevim Bey, dişidir. Hindistan’da bu dişil eki BEG-ÜM şeklindedir. BEG-ÜM sözündeki “ÜM” eki, dişil ekidir. A, E ve “ÜM” ekleri dişil eki olarak Türkçede varlığını sürdürmektedir. Türkçe dişil eki olan: “ÜM” eki, ANA sözünden bu şekle dönüşmüş durumdadır.
    “Meselâ, Latin gramercileri bize TOGA kelimesinin ve bu kelimenin ifade ettiği cübbe şeklindeki elbisenin Etrüsklerden geldiğini söylerler. Ayrıca biliniyor ki, Latincede “US”, “A” ve “UM” ile sonlanan bir kelime söz konusu olduğu zaman, Latinceleştirmek ve ona CİNSİYET kazandırmak için katılan bu ekler ile kelimenin kökünü birbirinden ayırmak lâzımdır. Şu halde TOGA kelimesini TOG-A şeklinde yazalım.
    Eski Türkçede ve Orta Asya’nın bu günkü lehçelerinde elbise için TONG denir. Buradaki N harfi müterennim şekilde, Fransızca “İntention" kelimesindeki üç N gibi teleffuz edilir. Romalılar bu harfi telaffuz edemediklerinden, ortadan kaldırmışlar ve böylece TONG, TOG olmuştur. Bunun Latinceleştirilmiş ve DİŞİLEŞTİRİLMİŞ şekli TOGA-dır.” 19
    ...........................................
    19} Etrüskler Türk mü, idi? Adile AYDA Türk Kültürünü Ar. Enst1974 Ankara S:76.

    Görüldüğü üzere Latinler Türkçe bir sözü Latinceleştirmek için sonuna bir –A- harfi ekliyorlar. Aslında Latincedeki dişil eki olan –A- harfi, aynen Arapçadaki kapalı dişil t si, yani A ve E harfleri gibidir. Hindistan’daki Türk yönetimlerinin BEG sözünü dişil hale getirmek için sonuna bir –“ÜM” getirdiklerini yukarıda gördük. Bu durum aynen Latinlerdeki “ÜM” ekinin aynıdır. Türkçe dişil zamirlerinin bir eşini de şimdi HAYKLARDA, yani Ermenilerde görüyoruz. Bu da Türkçe bir söz olan TAMAR sözüne yine Türkçe bir zamir olan –A- harfinin getirilmekte oluşudur. TAMAR sözü bu haliyle ne dişil ne de eril bir söz değil iken bu Türkçe sözün arkasına getirilen Türkçe dişil zamiri “A” harfi ile TAMAR sözü DİŞİ bir kişiyi bir kıza ad olarak verilmiştir. Türkçe, Tamar sözüne getirilen dişil zamiri “A” böylece Türkçe TAMAR sözünü dişileştirerek TAMAR-A, TAMARA haline getiriyor. Tamar sözü Türkçe iken, dişil zamiri “A” harfi de Türkçe iken, TAMARA sözü de Türkçe iken bu keşişin kızı, nasıl oluyor da Ermeni kızı oluyor muş?

    20

    ......................................
    20} Kökeninde Ön-Türk Kültürü olan Batı. Haluk TARCAN 2. Baskı 2006 İstanbul Baskı Ebru Grafik Basım San: A.Ş: 17, 44, 54, 63, 64, 68, 105

    VAN AKDAMAR-AHTAMARA ADASI

    VAN’DA AKDAMAR-AHTAMARA Adasında bulunan günümüzden 7. bin yıl önceye tarihlenen yukarıdaki belgede okuyucuya göre alttan sağdaki UÇ Tamgası, AKTAMAR Adasının ve bu TOPRAKLARIN kadim sahiplerinin Türkler olduğunu apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır. M.Ö. 13 bin ila 15 bin yıl, Milad ile birlikte 17 bin yıl önce Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun dağlarına, taşlarına, kayalarına, mağaralarına, göllerine, adalarına TAMGALARLA imzalarını atan Ön-Türk atalarımız, sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da değil, Avrupa’nın da kurucuları olarak varlıklarını ispatlamışlardır. {Avrupa Bilgeata TIKLAYINIZ}
    HAYATTA EN DEĞERLİ HAZİNE SEVGİDIR.
    deli firat, NURUM52, Pscyhe, toyalp Bunu beğendi

  3. #3
    deli firat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderator
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    3.351
    Tecrübe Puanı
    64
    Rep Derecesi: Rep Derecesi: **
    Emegine saglık kardeşim tam okumadım ama yarın okuyacam Süpersin dostum selametlen
    nik Bunu beğendi

  4. #4
    nik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    nik
    Super Moderator
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    3.477
    Tecrübe Puanı
    54
    Rep Derecesi: **
    HAYATTA EN DEĞERLİ HAZİNE SEVGİDIR.
    toyalp Bunu beğendi

  5. #5
    nik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    nik
    Super Moderator
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    3.477
    Tecrübe Puanı
    54
    Rep Derecesi: **
    HAYATTA EN DEĞERLİ HAZİNE SEVGİDIR.
    toyalp Bunu beğendi

  6. #6
    nik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    nik
    Super Moderator
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    3.477
    Tecrübe Puanı
    54
    Rep Derecesi: **
    HAYATTA EN DEĞERLİ HAZİNE SEVGİDIR.
    toyalp Bunu beğendi

  7. #7
    nik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    nik
    Super Moderator
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    3.477
    Tecrübe Puanı
    54
    Rep Derecesi: **
    HAYATTA EN DEĞERLİ HAZİNE SEVGİDIR.
    toyalp Bunu beğendi

  8. #8
    toyalp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Super Moderator
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    2.516
    Tecrübe Puanı
    58
    Rep Derecesi: Rep Derecesi: Rep Derecesi: **
    Üstadım eline kalbine sağlık. Rabbim eksikliğinizi göstermesin. Çok güzel bir paylaşım. Selam ve saygılarımla
    nik Bunu beğendi

  9. #9
    nik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    nik
    Super Moderator
    Durumu
    Çevrimdışı

    Mesajlar
    3.477
    Tecrübe Puanı
    54
    Rep Derecesi: **

















    Sınır Taşı
    Kudurru sınır taşları gibi M.Ö. 1600-1200 yılları arasında
    Babil'de Kassitler tarafından vassallarına verilen arazi hibe kayıtları olarak kullanılan taş belge türü.













    HAYATTA EN DEĞERLİ HAZİNE SEVGİDIR.
    mayhem, toyalp Bunu beğendi

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş