Vay ki ne vayy

Kafkaslı

Süper Moderatör
Süper Moderatör
Katılım
3 Nis 2016
Mesajlar
2,872
Tepkime puanı
3,544
Puanları
23
― BİR PEYGAMBER DÜŞÜNÜN Kİ;
― Sakal bırakırken sünnetine uyuluyor,
Suyu üç yudumda içerken sünnetine uyuluyor,
Sağ elle yemek yerken sünnetine uyuluyor.
Elbette çok güzel.
― Ama aynı Peygamberin sünneti;
― Siyasette yok,
Ekonomide yok,
Hukukta yok,
Aile hayatında yok,
Nafakada yok,
Mirasta yok,
Eğitimde yok,
Ahlakta yok ise;
O toplum,
Peygamberini anlayamamış demektir ...
― Eğer bir toplum,
― Peygamberinin (s.a.v.) sadece;
Boyunu,
Kilosunu,
Şemailini,
Saçını nasıl taradığını merak ediyor,
― Lakin;
― Faizi nasıl ayakları altına aldığını,
Sömürüyü nasıl durdurduğunu,
Irkçılığı, açıklık saçıklığı nasıl yasakladığını,
Putculuğu nasıl yıktığı,
İsrafı ve Yolsuzluğu nasıl önlediğini,
hiç merak etmiyorsa,
O toplum;
Peygamberini (s.a.v.) anlayamamış demektir ...
― Eğer bir toplum;
― Peygamberini (s.a.v.), mübarek gecelerde, nikah dualarında hatırlayıp, hac da hatırlayıp
― Lakin;
― Yalan söylerken,
İftira ederken,
Gıybet ederken,
Harama bakarken,
Kalp kırarken,
Merhametsizlik yaparken, Çırılçıplak gezerken, Peygamberin,
Tüm bu Ahlaksızlıklara ne diyeceğini hiç hatırlamıyorlarsa,
O toplum;
Peygamberini (s.a.v.) anlayamamış demektir ...
― Eğer bir toplum;
― Peygamberlerini (s.a.v.) başkalarına anlatırken;
Gece namazıyla,
Açlıktan karnına bağladığı taşla,
Üzerinde uyuduğu hasırın yüzüne çıkardığı izle,
Yaşadığı hurma dallarından,
Kerpiçten yapılmış evle anlatıyor,
― Ama kendi hayatlarındaki;
― Serpme kahvaltılarda,
Kadife kumaştan cübbelerde,
Lüks villalarda,
Devre mülklerde,
Beş yıldızlı otellerde,
İhale salonlarında,
Son model araçlarda,
Hayatlarını sürdürüyorsa,
Hep başkalarına anlattıkları bu Peygamberi hiç akıllarına getirmiyorlarsa
O toplum;
Peygamberini (s.a.v.) anlayamamış demektir ...
― Eğer bir toplum,
― Peygamberlerini (s.a.v.);
Kız isteme törenlerinde, Düğünlerde ve nikâhlarda hatırlayıp,
İsmini anıp, Salâvat getiriyor, düğün salonlarında tesettüre riayet etmiyorsa, kadın erkek dans ediyorsa,
Düğünden sonra o yeni kurulan yuvanın;
Yönetiminde,
Eşlerin birbirlerine karşı davranışlarında,
Akraba ilişkilerinde,
İzlenilen dizilerde,
Mutfaktaki gıdaların ve eve giren kazancın helalliğinde;
Kimse o düğünde hatırladığı Peygamberin (s.a.v.) bu konularda ne dediğine bakmıyorsa,
O toplum,
Peygamberini (s.a.v.) anlayamamış demektir ...
― Peygamberini anlamayan toplum sapıtmış toplumdur.
Ömrümüzün kalanında, Rabbim, Peygamber Efendimizi anlamayı ve tebliğ ettiğini hayatımıza uygun hale getirmeyi nasip etsin.
 

Kafkaslı

Süper Moderatör
Süper Moderatör
Katılım
3 Nis 2016
Mesajlar
2,872
Tepkime puanı
3,544
Puanları
23
Ben razı değilem hicrana gama
Garip gönlüm haldan hala salan var
Sabavetten beri bir yol gözlerim
El zanneder uzahlarda kalan var

Gözümden akıttım kanlı yaşımı
Kurtarmadım karametten başımı
Gönül kalesinin mermer taşını
Hicran kalemiyle kırıp delen var

Dere kenarında ufacık taşlar
Nedir bu feleğen ettiği işler
Deryada balıklar semada kuşlar
Dedim belki yar yanından gelen var

Sümmani'yem ya rab gönlüm hoş eyle
Ya sabır ver ya bağrım taş eyle
Ya bir çift kanat ver ya bir kuş eyle
Tez ulaşam yar bağında talan var
 

Gönül_Eri

Moderatör
Moderatör
Katılım
24 Kas 2018
Mesajlar
2,586
Tepkime puanı
3,263
Puanları
23
Konum
Galatia
― BİR PEYGAMBER DÜŞÜNÜN Kİ;
― Sakal bırakırken sünnetine uyuluyor,
Suyu üç yudumda içerken sünnetine uyuluyor,
Sağ elle yemek yerken sünnetine uyuluyor.
Elbette çok güzel.
― Ama aynı Peygamberin sünneti;
― Siyasette yok,
Ekonomide yok,
Hukukta yok,
Aile hayatında yok,
Nafakada yok,
Mirasta yok,
Eğitimde yok,
Ahlakta yok ise;
O toplum,
Peygamberini anlayamamış demektir ...
― Eğer bir toplum,
― Peygamberinin (s.a.v.) sadece;
Boyunu,
Kilosunu,
Şemailini,
Saçını nasıl taradığını merak ediyor,
― Lakin;
― Faizi nasıl ayakları altına aldığını,
Sömürüyü nasıl durdurduğunu,
Irkçılığı, açıklık saçıklığı nasıl yasakladığını,
Putculuğu nasıl yıktığı,
İsrafı ve Yolsuzluğu nasıl önlediğini,
hiç merak etmiyorsa,
O toplum;
Peygamberini (s.a.v.) anlayamamış demektir ...
― Eğer bir toplum;
― Peygamberini (s.a.v.), mübarek gecelerde, nikah dualarında hatırlayıp, hac da hatırlayıp
― Lakin;
― Yalan söylerken,
İftira ederken,
Gıybet ederken,
Harama bakarken,
Kalp kırarken,
Merhametsizlik yaparken, Çırılçıplak gezerken, Peygamberin,
Tüm bu Ahlaksızlıklara ne diyeceğini hiç hatırlamıyorlarsa,
O toplum;
Peygamberini (s.a.v.) anlayamamış demektir ...
― Eğer bir toplum;
― Peygamberlerini (s.a.v.) başkalarına anlatırken;
Gece namazıyla,
Açlıktan karnına bağladığı taşla,
Üzerinde uyuduğu hasırın yüzüne çıkardığı izle,
Yaşadığı hurma dallarından,
Kerpiçten yapılmış evle anlatıyor,
― Ama kendi hayatlarındaki;
― Serpme kahvaltılarda,
Kadife kumaştan cübbelerde,
Lüks villalarda,
Devre mülklerde,
Beş yıldızlı otellerde,
İhale salonlarında,
Son model araçlarda,
Hayatlarını sürdürüyorsa,
Hep başkalarına anlattıkları bu Peygamberi hiç akıllarına getirmiyorlarsa
O toplum;
Peygamberini (s.a.v.) anlayamamış demektir ...
― Eğer bir toplum,
― Peygamberlerini (s.a.v.);
Kız isteme törenlerinde, Düğünlerde ve nikâhlarda hatırlayıp,
İsmini anıp, Salâvat getiriyor, düğün salonlarında tesettüre riayet etmiyorsa, kadın erkek dans ediyorsa,
Düğünden sonra o yeni kurulan yuvanın;
Yönetiminde,
Eşlerin birbirlerine karşı davranışlarında,
Akraba ilişkilerinde,
İzlenilen dizilerde,
Mutfaktaki gıdaların ve eve giren kazancın helalliğinde;
Kimse o düğünde hatırladığı Peygamberin (s.a.v.) bu konularda ne dediğine bakmıyorsa,
O toplum,
Peygamberini (s.a.v.) anlayamamış demektir ...
― Peygamberini anlamayan toplum sapıtmış toplumdur.
Ömrümüzün kalanında, Rabbim, Peygamber Efendimizi anlamayı ve tebliğ ettiğini hayatımıza uygun hale getirmeyi nasip etsin.
Kitabın ortasınında ortasından yazmışsın abi eline, diline, yüreğine sağlık..... Burda herkese düşen hisseler var..
 

Kafkaslı

Süper Moderatör
Süper Moderatör
Katılım
3 Nis 2016
Mesajlar
2,872
Tepkime puanı
3,544
Puanları
23
Her yolculuğun bir anlamı vardır. Ve yolculuklar niyetlerle anlam kazanır. İnsana çok zor gelir yolcu olmak. O hep kalıcı olmanın, hep sahip olmanın derdindedir.


Yolculuklar insana yokluk duygusunu hatırlatır. Sahibi olduğunu zannettiğin şeyler yanında olmaz artık. Aileni bırakıp çıkmışsın yola; evin, işin, arkadaşların hepsi geride kalmıştır…


Yolculuk insanı yalnızlaştırmaktadır. Bundaki asıl gaye gönlündeki yalnızlıktır. Peygamber efendimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem): “Bu dünyada ya bir yolcu, ya bir misafir, ya da bir ölü gibi ol.” buyuruyor. Sen hangisi olmaya niyetlisin? Yolculukla başlayabilirsin.


İnsanın bu dünyada yolculuğu bitmez. Bir seyir her daim devam etmektedir. Nereden başlayıp nereye gider bu yolculuk…


Gecenin zifiri karanlığından sabahın nurlu aydınlığına giden bir yoldur seninki…

Bilirsin ki bütün karanlıklar senin yanında, bütün aydınlıklar O’nun yanındadır. Bu nurlu aydınlık yolunda dışındaki kalabalık ve gürültülerin gönlünü etkilemesine izin vermemeye çalışırsın.


Gözünü kapatıp kendinle baş başa kalırsın.


Güneşin karanlık dünyayı aydınlatışını görürsün. Kızıllığıyla yavaş yavaş gökyüzüne yükselmektedir. Güneşin senin içine de doğduğunu hissedersin.

Bütün kavuşmaların son anları uzadıkça uzar… Bazen bitmez sanırsın. O’na giderken gönlüne bakarsın. Seni ona götüren şeyi ararsın. Ve gönlünde sevgiden başka bir şey bulamazsın.

Vuslata erdiğinde asıl yaşanacakların yeni başladığını görürsün. İnsanın varış zannettiği şey başlangıcıdır aslında. İnsan bir sevgi ürünüdür. İnsanın yaratılışı sevgiyle olmuştur. Allah-u Teâlâ gizli bir hazine idi, bilinmek istedi. Sevdi ve insanı yarattı. Bütün yolların en güzeli olan “rah-ı aşk” ı (aşk yolu) başlamıştır insanın. İnsan “Elestü birabbîkum” sesinin yankısını aramıştır gönlünde. İnsan bu aşk yolculuğunda hep kavuşmanın özlemini çekmiştir. Sevginin kavuşmaktan öte birlikte yaşamak olduğunu anlarsın. Ve O’nunla yaşanılan her anın farklı güzelliklerini görürsün.

Seni Ensar sevgisi ve sıcaklığıyla karşılayan kardeşlerini tanırsın. Onlarla İslam kardeşliğinin güzelliklerini yaşarsın. Ve onlardan ayrılırken gözlerinde sevginin hüznünü görürsün.

Ayrılık ve kavuşma aşk yolunun kıvrımlarıdır. Birlikteyken gönlünün bu yakınlığa dayanamayacağını hissedersin. Fakat yine de gönlünün O’nun sevgisiyle dolu olmasını niyaz edersin.

Bülbülün gülü bekleyişi gibi sen de onu beklersin sabahları… Bülbül seni görseydi kıskanırdı belki. Çünkü sen yârine kavuşursun.

Bütün güzelliklerin onunla anlam kazanıp güzelleştiğini görürsün. Bütün manzaralar onsuz sönük, cansız, kuru bir hal alır. Sana hayat veren şeyin “rah-ı aşk” olduğunu anlarsın.

Bütün peygamberler insana bu aşk yolunu açmışlardır. Hz. Âdem’in yeryüzüne inişi bir rah-ı aşktır. Hz. İbrahim’in ateşe gidişi, Hz. İsmail’in kurban oluşu, Hz. Yakub’un ağlayışı, Hz. Yusuf’un köle oluşu bir aşkın yaşanmasıdır. Hz. Musa’nın Tûra çıkışı, Hz. Zekeriyya’nın ağaç kavuğunda kesilişi, Hz. İsa’nın babasız dünyaya gelişi birer aşk yoludur insanlığa.

Peygamber Efendimizin (Sallallâhu aleyhi ve sellem) küçük yaşta ailesini kaybedişi, çok sevdiği memleketinden çıkıp hicret edişi, miracı hep “rah-ı aşk”tır bize.

Senin basit zannettiğin bu hayat, bu aşkı bulup yaşaman içindir.

Hz. Ebubekirler, Hz. Aliler, Ashab-ı Kiram, Şah-ı Nakşibendler, Abdulkadir Geylanîler, Mevlânâlar, Yunus Emreler, İmam Rabbaniler, Mevlânâ Halidler, Mevlânâ Hâce Yakûb-i Sâniler, bu “rah-ı aşk”ın yolcularıdır.

Rah-ı Aşk yolcuları, bütün insanlığı bu aşk yoluna davet etmektedir.

Aşk-ı muhabbet devrânımız,
Katar katar kervanımız,
Sohbet, zikir erkânımız,
Gelin dostlar siz de gelin...
Mevlânâ Hâce Yakûb-i Sâni (ksa)
 

mamostedijvar

MAMOSTE
Moderatör
Katılım
25 Eyl 2017
Mesajlar
449
Tepkime puanı
176
Puanları
7
Konum
ÖĞRETMEN
Her yolculuğun bir anlamı vardır. Ve yolculuklar niyetlerle anlam kazanır. İnsana çok zor gelir yolcu olmak. O hep kalıcı olmanın, hep sahip olmanın derdindedir.


Yolculuklar insana yokluk duygusunu hatırlatır. Sahibi olduğunu zannettiğin şeyler yanında olmaz artık. Aileni bırakıp çıkmışsın yola; evin, işin, arkadaşların hepsi geride kalmıştır…


Yolculuk insanı yalnızlaştırmaktadır. Bundaki asıl gaye gönlündeki yalnızlıktır. Peygamber efendimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem): “Bu dünyada ya bir yolcu, ya bir misafir, ya da bir ölü gibi ol.” buyuruyor. Sen hangisi olmaya niyetlisin? Yolculukla başlayabilirsin.


İnsanın bu dünyada yolculuğu bitmez. Bir seyir her daim devam etmektedir. Nereden başlayıp nereye gider bu yolculuk…


Gecenin zifiri karanlığından sabahın nurlu aydınlığına giden bir yoldur seninki…

Bilirsin ki bütün karanlıklar senin yanında, bütün aydınlıklar O’nun yanındadır. Bu nurlu aydınlık yolunda dışındaki kalabalık ve gürültülerin gönlünü etkilemesine izin vermemeye çalışırsın.


Gözünü kapatıp kendinle baş başa kalırsın.


Güneşin karanlık dünyayı aydınlatışını görürsün. Kızıllığıyla yavaş yavaş gökyüzüne yükselmektedir. Güneşin senin içine de doğduğunu hissedersin.

Bütün kavuşmaların son anları uzadıkça uzar… Bazen bitmez sanırsın. O’na giderken gönlüne bakarsın. Seni ona götüren şeyi ararsın. Ve gönlünde sevgiden başka bir şey bulamazsın.

Vuslata erdiğinde asıl yaşanacakların yeni başladığını görürsün. İnsanın varış zannettiği şey başlangıcıdır aslında. İnsan bir sevgi ürünüdür. İnsanın yaratılışı sevgiyle olmuştur. Allah-u Teâlâ gizli bir hazine idi, bilinmek istedi. Sevdi ve insanı yarattı. Bütün yolların en güzeli olan “rah-ı aşk” ı (aşk yolu) başlamıştır insanın. İnsan “Elestü birabbîkum” sesinin yankısını aramıştır gönlünde. İnsan bu aşk yolculuğunda hep kavuşmanın özlemini çekmiştir. Sevginin kavuşmaktan öte birlikte yaşamak olduğunu anlarsın. Ve O’nunla yaşanılan her anın farklı güzelliklerini görürsün.

Seni Ensar sevgisi ve sıcaklığıyla karşılayan kardeşlerini tanırsın. Onlarla İslam kardeşliğinin güzelliklerini yaşarsın. Ve onlardan ayrılırken gözlerinde sevginin hüznünü görürsün.

Ayrılık ve kavuşma aşk yolunun kıvrımlarıdır. Birlikteyken gönlünün bu yakınlığa dayanamayacağını hissedersin. Fakat yine de gönlünün O’nun sevgisiyle dolu olmasını niyaz edersin.

Bülbülün gülü bekleyişi gibi sen de onu beklersin sabahları… Bülbül seni görseydi kıskanırdı belki. Çünkü sen yârine kavuşursun.

Bütün güzelliklerin onunla anlam kazanıp güzelleştiğini görürsün. Bütün manzaralar onsuz sönük, cansız, kuru bir hal alır. Sana hayat veren şeyin “rah-ı aşk” olduğunu anlarsın.

Bütün peygamberler insana bu aşk yolunu açmışlardır. Hz. Âdem’in yeryüzüne inişi bir rah-ı aşktır. Hz. İbrahim’in ateşe gidişi, Hz. İsmail’in kurban oluşu, Hz. Yakub’un ağlayışı, Hz. Yusuf’un köle oluşu bir aşkın yaşanmasıdır. Hz. Musa’nın Tûra çıkışı, Hz. Zekeriyya’nın ağaç kavuğunda kesilişi, Hz. İsa’nın babasız dünyaya gelişi birer aşk yoludur insanlığa.

Peygamber Efendimizin (Sallallâhu aleyhi ve sellem) küçük yaşta ailesini kaybedişi, çok sevdiği memleketinden çıkıp hicret edişi, miracı hep “rah-ı aşk”tır bize.

Senin basit zannettiğin bu hayat, bu aşkı bulup yaşaman içindir.

Hz. Ebubekirler, Hz. Aliler, Ashab-ı Kiram, Şah-ı Nakşibendler, Abdulkadir Geylanîler, Mevlânâlar, Yunus Emreler, İmam Rabbaniler, Mevlânâ Halidler, Mevlânâ Hâce Yakûb-i Sâniler, bu “rah-ı aşk”ın yolcularıdır.

Rah-ı Aşk yolcuları, bütün insanlığı bu aşk yoluna davet etmektedir.

Aşk-ı muhabbet devrânımız,
Katar katar kervanımız,
Sohbet, zikir erkânımız,
Gelin dostlar siz de gelin...
Mevlânâ Hâce Yakûb-i Sâni (ksa)
Aldım elime başımı,
Efendime gidiyorum.
Akıtarak gözyaşımı,
Efendime gidiyorum.

Ağlıyorum coşa coşa,
Dere tepe aşa aşa,
Hiç durmadan koşa koşa,
Efendime gidiyorum.

Hasretlik yaktı bağrımı,
İlaç dindirmez ağrımı,
Ele duyurup çağrımı,
Efendime gidiyorum.

İtikat etmem fallara,
Tahammülüm yok yıllara,
Gözyaşı döküp yollara,
Efendime gidiyorum.

Yollar uzun, günler kısa,
Çekmiyorum hiçbir tasa,
Sıcak kuma basa basa,
Efendime gidiyorum.

Dışım soğuk, içim volkan,
Görüşmeye var mı imkân,
Belalara olur kalkan,
Efendime gidiyorum.

Sular gelmiyor kurnama,
Hasretlik tüttü burnuma,
Taşlar bağlayıp karnıma,
Efendime gidiyorum.
 

Kafkaslı

Süper Moderatör
Süper Moderatör
Katılım
3 Nis 2016
Mesajlar
2,872
Tepkime puanı
3,544
Puanları
23
Aldım elime başımı,
Efendime gidiyorum.
Akıtarak gözyaşımı,
Efendime gidiyorum.

Ağlıyorum coşa coşa,
Dere tepe aşa aşa,
Hiç durmadan koşa koşa,
Efendime gidiyorum.

Hasretlik yaktı bağrımı,
İlaç dindirmez ağrımı,
Ele duyurup çağrımı,
Efendime gidiyorum.

İtikat etmem fallara,
Tahammülüm yok yıllara,
Gözyaşı döküp yollara,
Efendime gidiyorum.

Yollar uzun, günler kısa,
Çekmiyorum hiçbir tasa,
Sıcak kuma basa basa,
Efendime gidiyorum.

Dışım soğuk, içim volkan,
Görüşmeye var mı imkân,
Belalara olur kalkan,
Efendime gidiyorum.

Sular gelmiyor kurnama,
Hasretlik tüttü burnuma,
Taşlar bağlayıp karnıma,
Efendime gidiyorum.
Eyvalla h mübarek
 
Üst