• Soru sorabilmeniz için KAYIT olmalısınız.

kıssalardan hisseler!

sandalci14

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
8 Ocak 2019
Mesajlar
1,314
Beğeni
798
Puanları
17
Yaş
44
Konum
ankara
.......YAHUDİ ,ZENGİNLİK .....
Bir Yahudi'nin kısa zamanda zengin oluşunu görüp, ona özenen Müslüman bir vatandaş, Yahudi'ye gidip, onun gibi kısa zamanda zengin olmak istediğini, bunun için ne yapması lazım geldiği hususunda akıl danışır.
Yahudi de ona; "neyin var, neyin yok?" diye sorar.
O da anlatır.
"Tamam sen bunların hepsini sat, paraya tebdil et(paraya çevir), gel yanıma, ondan sonra ben sana akıl vereceğim"'der.
Onun söylediklerine inanan Müslüman vatandaş da nesi varsa satıp paraya çevirir ve Yahudi'nin yanına gelir.
Yahudi ona der ki; "Ben araştırma yaptım, istanbul'da tilki kuyruğu çok iyi para ediyormuş, sen bu paranın tamamıyla tilki kuyruğu al, paketle, İstanbul'a götür, orda pazarda satar zengin olursun".
Vatandaş, tilki kuyruğu satın alır, ambalajlar, paketler, İstanbul'a götürür. Orada bir hana yerleşir. Tilki kuyruklarını pazarda satılığa çıkarır. Günlerce bekler, alıcı bulamaz; Yol masrafı için ayırdığı para da tükenmeye başlar. Üzüntüye dalar. Onun üzüntüsünün farkına varan han sahibi, bunun nedenini sorar. O da, olup bitenleri han sahibine anlatır, perişan duruma düştüğünden bahseder.
Bunun üzerine han sahibi o kişiye; "Sultan Abdülhamid Han, haftanın Perşembe günleri, yanında mâbeyn kâtipleri ile çarşıya çıkıp, vatandaşların müşkilat ve dertleriyle ilgilendiğini, derdini mâbeyn katiplerine anlatmasını ve bunlar aracılığı ile pâdişâha durumunun anlatılmasının mümkün olacağını ve pâdişâhın da buna bir çare bulacağını söyler. O da anlatılan şekilde hareket eder. Katipler durumu sultana arzederler.
Sultan da; "bu vatandaş saraya gelsin bizzat benimle görüşsün’’ diyerek mülakat için randevu verir. Randevu zamanı gelince mülakat için huzura kabul edilir. Sultan Abdülhamid Han ona meseleyi sorar. Oda olup bitenleri anlatır.
Bunun üzerine Sultan Abdülhamid Han ‘’tamam, şimdi sen bu tilki kuyruğunu iki gün sonra Mısır çarşısının önünde pazara çıkarırsın, tanesini iki altından aşağıya satmayacaksın. Üç, beş kaça satarsan sat, fakat tanesini iki altından aşağıya satmayacaksın, tamamını sattıktan sonra tekrar bana gelip bilgi verirsin" diyerek huzurundan ayrılmasına izin verir.
Sultan Abdülhamid Han, daha sonra nâzırlar, vekiller heyetini toplar. "Bundan böyle huzuru şahaneye kabul edilecek Yahudi vatandaşlar yakalarına tilki kuyruğu takacaklardır" diye bir karar aldırır.
Vatandaş, tilki kuyruğunu pazara çıkarır ve kısa zamanda hepsi satılır.
Bilâhire tekrar huzuru şahaneye kabul edildiğinde. Sultan Abdülhamid Han hazretleri kendisine; "Evlâdım sen Kuran-ı Kerîm'i okumuyor musun? Kurân-ı Kerim'i oku. Cenâb-ı Hak Kurân-ı Kerim "de Yahudi ve "Nasârâları dost ittihaz edinmeyin, buyurmuyor mu? Hadi şimdi sen bu paranla malına mülküne sahip ol ve işine bak" der.
Bilâhire Sultan Abdülhamid Han, tekrar nâzırlar ve vekiller heyetini toplar, "tilki kuyruğu kararı yürürlükten kaldırılmıştır" diye ikinci bir kararla önceki kararı yürürlükten kaldırtır.
.....Cennet mekan ...

çok zekiymiş çok,allah rahmet ylesin..abdulhamit zamanında 4.000 milyon mk toprağımız vardı bütün petrol bölgeleri bizimdi,ingiltere fransa osmanlının yanında rusyaya karşı savaşıyordu yedek birliklerimiz gibiydiler.(rusya kırımı alırsa karadenizden sıcak denizlerel iner başımıza bela olur osmanlının yanında durmalıyız..diye) rusyada ingiliz ve fransızların anadolu işgallerine katılmasına karşı paktlarla anlaşmalarla osmanlının yanında yer alıyordu. (ingilizlerle komşu olursam başımdan bela eksilmez bizi kıtamıza hapsederler, diye) ne zamanki içerde bizden görnüp yahudi yabancı kökenli satılık sadrazamlar ihanet ettiler padişahı indirdiler,daha sonra parçapinçik olduk.daha sonra padişahı indiren rıza teffik gibiler ölüm döşeğinde af şiirleri yazsalarda nafile.liderlerin değerini sağlığında bilmek lazım rahmetli erbakan hocaya saldıranlara şimdi bir numaralı erbakancı oldular.neyse derdim siyaset değil en kötü lider bile lidersizlikten iyidir.ırağa suriyeye libyaya mısıra ''diktatör '' diye saldıranlar,şimdi diktatörün heykellerinin başında ağlıyor.durumları ortada hepsinin...daha sonra atatürk zamanında anca toparlanabilmiş. viyanada başlayan geri adım sakaryada zor durdurulmuş. şifrem şudur: içerde dirlik,dışarda birlik..hayırlı iftarlar..
 
   

sandalci14

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
8 Ocak 2019
Mesajlar
1,314
Beğeni
798
Puanları
17
Yaş
44
Konum
ankara
mutluluk nerede!..

Başarılı bir Amerikan şirketinin danışmanı iskelede manzarayı seyrederken küçük bir balıkçı teknesi iskeleye demirledi. Teknenin içinde Meksikalı bir balıkçı ve bu balıkçının tuttuğu anlaşılan birkaç büyük sarı yüzgeçli orkinos vardı. Amerikalı danışman, Meksikalı balıkçıya tuttuğu balıklarının kalitesi için övgü dolu şeyler söyledi ve onları yakalamanın ne kadar sürdüğünü sordu. Meksikalı balıkçı “Çok az bir süre…” diye cevap verdi.
Amerikalı “Neden denizde biraz daha uzun kalmıyor ve daha fazla balık yakalamıyorsun?” diye sordu.
“Aileme bakmam için bu yeterli. Mutluyum” dedi balıkçı.
Amerikalı “Peki, geri kalan zamanda ne yapıyorsun?” diye sordu.
Meksikalı balıkçı “Sabahları biraz geç kalkıyorum. Sonra biraz balık tutuyorum, çocuklarımla oynuyorum ve karım Maria’yla biraz siesta alıyorum. Her akşam köye gidiyorum amigolarla gitar çalıyorum. Çok dolu ve meşgul bir hayatım var, senyör” diye cevap verdi.

Amerikalı danışman “Ben bir Harvard MBA mezunuyum ve size yardımcı olabilirim. Balık avı için denizde daha fazla zaman harcamalısın ve elde ettiğiniz gelirlerle daha büyük bir tekne satın almalısın. Böylece daha fazla balık yakalayabilir ve birkaç tekne daha satın alabilirsin. Sonunda bir balıkçı tekneleri filosuna sahip olursun. Avladığın balıkları aracıya satmak yerine doğrudan son müşteriye satar, sonunda kendi işlenmiş gıda ürün tesisini açarsın, ürünü kontrol eder, işler ve dağıtırsın. İşi büyütünce daha da büyümek için bu küçük kıyı balıkçı köyünü terk edip Mexico City’ye taşınman gerekir. Böylece Mexico City’den Los Angeles ve sonunda New York’a genişleyen girişiminizi yönetebilirsin” diye devam etti.
Meksikalı balıkçı “Ama bayım, bu ne kadar sürecek?”
“15-20 yıl.”
“Sonra ne olacak, bayım?”
Amerikalı güldü ve dedi ki “En iyi bölüm bu. Doğru zaman olduğunda şirketini halka açacaksın ve şirketinizin hisselerini halka satarak çok zengin olacaksın. Milyonlarca dolar gelirin olacak.”
“Demek milyonlarca dolar kazanacağım bayım, peki sonra ne olacak?”
Amerikalı “O zaman emekli olabilir ve geç saatlere kadar uyuyacağın bir balıkçı köyüne gider, gün içinde biraz balık tutar, torunlarınızla oynayabilir, siesta çekebilir ve her akşam köye gider amigolarla gitar çalarsın.”
“İyi de senyör, ben zaten şu anda bunları yapıyorum ki!..”

bu kıssadan tam anlamadım ama sevdiğim bir anadolu kıssası var;
cebi fakir gönlü zengin 2 arkadaş sohbet ederken bi ara konu zenginlikten açılmış.biri diğerine;
-zengin olsan napardın? demiş
biraz düşündükten sonra ''bilmem,heralde soğanın hep cücüğünü yerdim''dedikten sonra oda diğerine sormuş;
-sen zengin olsan napardın? diye,
oda biraz düşündükten sonra;
-ulan bana yapacak bişey bırakmadınki , demiş.
 
   

_Mithra_

Moderatör
Moderatör
Katılım
5 Haz 2018
Mesajlar
2,789
Beğeni
1,067
Puanları
17
Yaş
48
Konum
İstanbul
üşenmedim baştan sona okudum
emeğinize sağlık arkadaşlar
 
   

sandalci14

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
8 Ocak 2019
Mesajlar
1,314
Beğeni
798
Puanları
17
Yaş
44
Konum
ankara
GENEL EV
Küçük kasabanın birinde bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, bir genelev inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler.Ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar.
Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için her gün beddua etmekten öteye geçememiş.İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş. Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler.
Genelev sahibi adam, cami imamının ve cemaatin direkt veya indirekt olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddiası ile camiye karşı tazminat davası açmış.
Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler.Bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler. Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkeme günü geldiğinde hakim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:
– Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum, demiş.
Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var.
-Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi,
-Diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati…!

 
   

sandalci14

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
8 Ocak 2019
Mesajlar
1,314
Beğeni
798
Puanları
17
Yaş
44
Konum
ankara
Dünya hayatında hep kötülük işleyen bir adamı ölünce cehennem kapısında bir melek karşıladı.
Melek adama şöyle seslendi:
"Hayatta iken tek bir Gün bile birisine iyilik yaptıysan
buraya girmeyeceksin. "
Günahkar adam uzun süre düşündükten sonra,
bir keresinde ormanda gördüğü örümceği hatırladı.
Balta girmemiş ormanda yürürken
önüne bir örümcek ağı çıkmıştı.
Adam ağı bozmamak ve örümceği ezmemek için
o gün yolunu değiştirmişti.
Heyecan içinde o günü meleğe anlattı.Melek adama gülümsedi ve ardından elini şaklattı. Gökten bir örümcek ağı inmişti. Adam bu ağa tutunarak cennete girebilecekti. Adam neşe içinde ağa tırmanırken cehennemden bazıları da bu ağa tutunarak cennete gitmeye çalıştılar. Ama adam ağın o kadar çok insanı taşımayacağından korkarak onları itmeye başladı.
Tam o sırada ağ gerçekten koptu ve diğerleri ile birlikte adam da cehenneme düştü.
"Yazık" dedi melek.
"Bencilliğin, hayatında işlediğin tek iyiyi de kötülüğe döndürdü.O insanlara şefkat gösterebilseydin eğer, ağın herkesi taşıyabileceğini de görecektin."
Unutmayin !!!
Bir mum, diger mumu tutuşturmakla ışığından
bir sey kaybetmez...
 
   

sandalci14

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
8 Ocak 2019
Mesajlar
1,314
Beğeni
798
Puanları
17
Yaş
44
Konum
ankara
habi alanımız çok zevkli.bununla beraber işin tadı kaçmaması için buluntularımızı mümkün olduğunca devletimize vermeliyiz.

vali bir yol yaptırmış
yoldan en güzel kim geçecek diye bir yarışma düzenlemiş.
Yarışma günü
kimi at arabası,
kimi süslediği bisikletini,
kimi en güzel esvabı ile
"en güzel geçen"
olmak için
yol kenarına gelir.
Nihayet,
tüm gün yoldan geçilir.
Tekrar
valinin yanına döndüklerinde
hepsi aynı şikayette bulunur.
Yolun bir yerinde moloz yığını vardır,
bu yolculuğu hayli zorlaştırır.
Günün sonunda
son yolcuda
yorgun argın
üstü başı toz toprak içinde valinin yanına ulaşır.
Bu son yolcu valiye, saygıyla yönelerek
içi altınla dolu torbayı uzatır ve der ki:
Yolda insanların geçmesini zorlaştıran moloz yığınını gördüm.
Hz.Muhammed(sav) in :
"Rahatsızlık veren
bir şeyi yoldan
kaldırmak sadakadır"
sözünü hatırladım
ve yolu temizledim.
Molozun altında
bu altın dolu torbayı buldum.
Ahaliden kimsenin
bu kadar altını olamayacağına göre bu atınlar size ait olmalı..
Vali gülümseyerek cevap verir:
"O altınlar senin.
Zira yarışmanın galibi sensin.
Yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldırandır".
----------------
Allah CC geçtiğiniz bu hayat yolunda önden gidipte,önünüzdeki engelleri kaldıran insanları hayatınızdan hiç eksik etmesin inşaAllah?









 
   

sandalci14

Operatör
Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
8 Ocak 2019
Mesajlar
1,314
Beğeni
798
Puanları
17
Yaş
44
Konum
ankara
DEYİMLER NASIL DENDİLER!!

Atı alan Üsküdar’ı geçti
Bolu Bey'ine başkaldıran, çoğunlukla ünlü halk şairi ile karıştırılan eşkıya Köroğlu, bir gün atını çaldırmış. Köroğlu, değerli ve zeki bir hayvan olan atını aramak için diyar diyar dolaştıktan sonra, İstanbul'da satılık hayvanlar arasında kendi atını bulmuş. O'nu tanımayan satıcıya müşteri gibi görünmüş. Önce şöyle bir binip deneyeceğini, sonra satın alacağını söyleyerek ata atlamış, hayvan da sahibini tanıdığından, şimşek gibi fırlayıp kaybolmuş. Kıyıya varınca da sala fazla para verip Üsküdar'a çektirmiş. Öfkesinden küplere binip izlemeye yeltenen at cambazına, kalabalıktan biri seslenmiş: “Beyhude çabalama atı alan Üsküdar'ı geçti. O adam Köroğlu’nun kendisi idi...”

Kozunu paylaşmak


Koz ceviz manasına gelir. Eskiden Kastamonu’nun iki köyü arasında ortak olarak kullanılan bir cevizlik vardı. Ceviz toplama mevsimi gelince bir gün belirlenir ve iki köy halkı cevizlikte buluşur cevizleri paylaşırlardı. Ancak her seferinde haksızlık olduğu ileri sürülerek kavga çıkardı. Hatta olay öyle bir seviyeye geldi ki köylerde kavgaya müsait eli sopa tutan delikanlılar koz paylaşma gününden önce günlerce hazırlık yaparlardı. Bir ana oğlunun büyüdüğünü anlatmak için “Benim oğlan, kozunu paylaşacak çağa geldi” derdi

Dağdan gelip bağdakini kovmak

Köylünün biri kendine ekecek bir saha açmak için dağdaki fundalık ve çalıları söküp temizliyormuş. Ayrık otu gibi çabuk üreyip etrafı kaplayan otları da söküp söküp atmış. Bu ayrık otlarından biri arazinin eğiminden olsa gerek, çok bakımlı bir bağın içine düşmüş. Bağ sahibi de bunu önemsememiş. Fakat bir de bakmış ki bağının her tarafının ayrık otlarıyla dolduğunu görmüş. Bir sürü işçi tutarak bağını bu ayrık otlarından temizlemiş, iyice masrafa girmiş. Toprağın derinliklerine salkım saçak kök salan bu ayrık otlarını temizletirken kendi kendine şöyle mırıldanmış: "Dağdan geldiniz, bağdaki asmalarımı kovmaya kalktınız. Öyle yağma yok!"

Şapa oturmak

Kızıldeniz’in eski bir adı Şap Denizi imiş. Mercana benzeyen beyaz taşlar bu denizden getirilirmiş. Bu taşlar su altında hacimlerini büyüterek yayılır ve gemiler için tehlike oluşturur.
Seyir haritalarında normal gösterilen yerlerde bu şap kayaları büyüdükleri için tehlikelere sebep olurmuş. Eskiden hacca gemiyle gidenler için en sık başa gelen en önemli tehlike buymuş. Hacı bekleyen ahali “İnşallah bizimkiler şapa oturmaz" deyip dua ederlermiş.

Tadını kaçırmak

Şehre gelen saf bir köylü, çarşı pazar dolaşırken manavda kara incirleri görmüş satın alıp mendiline doldurarak köyünün yolunu tutmuş. Yolda giderken incirlerin tadına bakmış, yedikçe yiyeceği gelmiş. İncirin tadı damağında kalmış.
..

Aylar sonra tekrar şehre inmiş. Daha önce incir aldığı manavı arayıp bulmuş. Mevsimi olmadığından manavda incir yokmuş. İncirin de adını bilmediğinden, manava “İncir var mı?” diye soramamış. İnciri tarif eden köylüye manav “Olsa olsa bunun anlatmak istediği patlıcandır” diyerek, bir okka patlıcan vermiş...
Patlıcanları incire benzetemeyen köylü, o zamandan bu zamana kadar, meyvenin boyu büyümüş, rengi değişmiştir, diyerek patlıcanlardan birinin tadına bakmış. Çiğnedikçe tatsız, tuzsuz bir şey olduğunu anlamış. Suratını ekşiterek manava, “Bak hemşehrim, gücenme dediğime, sen bunların boylarını fazla uzatıp bu sefer tadını kaçırmışsın” demiş.


Ninem diyor ki; Kurdu kemik ile aldatamazsın.
 
   
Üst Alt