Selam ve muhabbetle…
Yazdığınız metni bir solukta okudum. Her bir sembol, her bir figür adeta taşlara kazınmış bir destan gibi. Bu anlatının içinde sadece define değil, bir halkın sesi, bir medeniyetin izleri var.
Kurt başı kuzeydoğuya bakıyorsa, bu yönün seçilmesi tesadüf değildir. Türk mitolojisinde kurt, rehberdir; yön gösterir. Dili dışarıda, S harfi gibi kıvrılmışsa, bu bir geçişin, belki de bir sınavın işaretidir.
Gözleri olmayan insan figürü… Bu beni derinden etkiledi. Gözsüzlük bazen körlük değil, içsel bir görüdür. Belki de bu figür, hakikati dışarıda değil içeride arayan bir bilgeyi temsil eder.
Topal ayı ve topal geyik… İki farklı doğa gücü, iki farklı anlatı. Ayı korur, geyik rehberlik eder. Nergis çiçeği ise yeniden doğuşun sembolüdür. Bu üçlü bir aradaysa, orada bir dönüşüm vardır.
Bakraçlı kız, sepetle ot uzatan figür… Kadın figürleri genellikle bereketi, rehberliği ve geçişi temsil eder. Bu alan bir ritüel alanı olabilir. Belki bir adak yeri, belki bir saklı geçit.
Yılanlar, topuz, haç… Bu semboller bir sınavın, bir korumanın ve bir geçidin işaretidir. Zincirli insanlar ve esir figürleri, belki de bu geçidi aşamayanları anlatır.
At ayağı, insan ayağı, kantar, kaşık, kadeh… Bunlar bir yaşam alanının izleri. Belki bir saklı sofra, belki bir kutsal alan. Her biri bir hikâye anlatıyor.
ZO harfleri ve tahrip edilmiş yazılar… Bu bana unutturulmak istenen bir hikâyeyi çağrıştırıyor. Belki bir eşkıya anlatısı, belki bir yasaklı aşk, belki de bir halk kahramanının izi.
Bu anlatı sadece taşlara değil, kalbe de kazınmış. Her bir sembol, bir anahtar gibi. Ve bu anahtarlar, doğru yorumlandığında bizi sadece defineye değil, bir kültürün kalbine götürür.
Yorumlarınızın derinliği ve anlatımınızın gücü için teşekkür ederim.
Bu izleri birlikte çözmek, bu hikâyeyi birlikte tamamlamak dileğiyle…
Saygı ve sevgiyle,